GenelOkuyucu Yazıları

Mevlana’ya Allah katından “indirilen” kitap

Dr.Hamdi Kalyoncu/Dini haber

Bir önceki yazımızda Gavsların Bilgi Kaynaklarına kısmen değinmiştik. Bu yazımızda da benzer bazı örneklerle konuyu genişleteceğiz.

Celaleddini Rumi kendi kitabını takdim ederken Kur’an ile kıyaslar. Mesnevinin mukaddimesini, Kur’an’a verilen değer ve sıfatlar aynen Mesneviye verilmiştir. O da kitabının Allah katından indirildiğini söyler. Şöyle ki;

“Şüphe yok ki mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir… Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır… Temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsaade etmezler… Mesnevi Alemlerin Rabbinden inmedir… Batıl ne önünden gelebilir, ne de ardından … Tanrı onu korur ve gözetir.“ (Mevlana, Mesnevi, mukaddime, VII. Mesnevi, Milli Eğitim Bakanlığı yay, 1991 İstanbul, c.I. s.7)

Bu ifadeler Allah’ın kendi kitabına, Kur’an’a verdiği sıfatlardır.

Mesnevi sarihlerinden Tahirul Mevlevi bu sözlerin Vakıa suresi 78ayetleriyle, Abese 12-15. ayetlerine nazîre olduğunu kabul eder.

Tahirul Mevlevi, Mesnevi’yi Kur’an gibi Allah kelamı saymakta pirinden daha pişkindir: Mesnevi için “onun önünden de arkasından da bâtıl yaklaşamaz” ifadesini, Fussilet-42. ayetiyle bağdaştırır.

“O Mesnevi alemlerin Rabbinden indirilmiştir.” (Vakıa, 80)

“Ona ancak pek temiz olanlar dokunabilir.” (Vakıa, 79)

“Batıl, ne önünden gelebilir ne ardından…” (Fussilet, 42)

“Onun, nuru içinde lamba bulunan bir kandilliğe benzer…” (Nur, 35)

Mevlana, Mesnevisinin önsözünde ayetlerdeki bütün bu vasıfların Allah (c.c) tarafından Mesnevisine verildiğini söylüyor.

Mevlevi devamla şöyle der;

Cânib-i ilahî’den vahy-i münzel olan Kur’an-ı Kerim nasıl avn-i Samedanî’de ise onun evvelinden de, sonundan da bâtıl zuhuruna imkan ve ihtimal yoksa Mesnevi de öyledir. İlham-ı Rabbani eseridir. Kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.” (Mevlevi, 38)

Demekki aynen Kur’an gibi korunmaktadır.

Mevlânâ, Mesnevî’sini kitabının başında, dibacesinde şöyle över;

“Bu kitap Mesnevi kitabıdır, mesnevi, hakikate ulaşma ve yakin sırlarını açma hususunda din asıllarının, asıllarının asıllarıdır. Tanrı’nın en büyük fıkhı (Fıkh-ı Ekber, hem şeriat hem de akaid kitabıdır),Tanrı’nın en aydın yolu, Tanrı’nın en açık burhanıdır. Mesnevi’nin başka lakapları da var (Mesnevi Manevî, Mesnevi Şerif, Saykalü’l-ervah/Ruhların cilası), o lakapları veren de Tanrı’dır.” (Mevlânâ, Mesnevi C.I, Önsöz, Çev; Veledİzbulak MEB, 1991/İst.)

“Mesnevi Kur’an’dır!” Ama sufiler her nedense bunu gizlerler.

“Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya. Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahiydir! Sofiler, bunu halktan gizlemek için Gönül Vahyi demişlerdir!” (Mesnevi-Celaleddin Rumi MEB Yayınları, c: 4 s: 151)

Mevlana Mesnevisini Kur’an gibi görmeyenlere karşı çok serttir.

Sultan Veled bunu şöyle anlatıyor;

“Bir dostu;‘Mevlana neden Mesnevi’ye Allah kelamı diyor, böyle demese daha iyi olacak, başkalarına izah etmekte zorlanıyoruz’ der.

Bunu duyan Mevlânâ şöyle çıkışır;

“Ey eşşek, niye Kur’an değildir?

Ey köpek, neden Kur’an değildir?

Ey kahpenin dölü, niye Kur’an değildir?

Sonra da şöyle ilave eder,

“Bizim Mesnevî’miz Kur’an’dan daha yücedir ve onu Kur’an görmeyen eşektir” der.

(Mikail Bayram, Anadolu İslam Algısının Oluşumunda Celaleddin-i Rumi, 1-2)

 Said Nursi’ye “YAZDIRILAN” Kitaplar

Said Nursi de kitaplarını kendi iradesiyle yazmadığı ve fakat kendisine yazdırıldığını şöyle ifade ediyor.

‘Bunları ben yazmıyorum, bana yazdırılıyor.’ (Nur Meyveleri:68)

‘Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber bir derece uzun olması ihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı.’ (Ayetül Kübra:5)

Risaleleri yazmakta kendisinin sadece bir “mütercim” olduğuna kesin olarak inanmaktadır. (Sikke, 91)

Said Nursi’nin kendi hissesine “şükretmek” düşen bir mütercimdir.(Sikke, 60)

Risaleler ona göre “doğrudan doğruya bir inayet-i ilahiyye ve bir ikram-ı Rabbanî ve bir keramet-i Kur’aniyye”dir. (Sikke, 192, 195).

Risaleleri yazarken, kuş v.s. suretinde gelip, kendisini murakabe ve taltif eden gayb alemiyle bağlantılardan bahseder. (Sikke, 196)

üç aylık bir tahsil müddeti içinde evvel ve ahirîn alemlerine, ledünnî ilimler ve eşyanın hakikatına, kainatın esrarına, ilahî hikmetlere varis kılındığına inanmaktadırlar. Bu makam, şimdiye kadar kimseye nail olamamıştır. (Sikke, 216).

Risale-i Nur kendisine değil, Allah’a aittir.(Emirdağ L. 46, 49)

Said Nursi’nin, “izin olmadığından yazılmadı”, “bir iki sahife yazdım, perde kapandı…”, “birden şiddetli ihtar ile”, “bir meseleyi beyan etmek ihtar edildi” gibi söylemler risalelerde yer yer vurgulanmaktadır.(Sikke, 152) gibi..

Kur’an’ın 33. ayeti hem Said Nursi’yi, hem de Risaleleri ta o zamandan ihbar etmiştir! Bu ayetlerden bazıları, 3/18, 4/176, 5/14, 108/1 ayetleridir. (Kastamonu L. 54, 137-138)

Said Nursi’nin, kitaplarının vahiy ürünü olduğunu ispatlamak için en çok başvurduğu ve yüzde yüz inandığı bir yöntem de cifir/ ebced hesabıdır. Sikke-i Tasdik-i Gaybî risalesi bununla doludur.

O şöyle der:

“Kur’an’ın gizli gerçekleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!… peygamber devirlerinde Kur’an’ın vahiy suretiyle inmesi gibi, her asırda, Kur’an’ın arştaki yerinden ve manevi mucizesinden feyiz ve ilham yoluyla onun gizli gerçekleri ve gerçeklerinin kesin delilleri iniyor.” (Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayet ve Ayetler, Üçüncü Nokta, c. I, s.842.)

“Risale-i Nurlar, gökten inmiş Kur’an’ın Doğunun da Batı’nın da üstünde olan Arş’taki yerinden alınmıştır.” (Şualar, Birinci Şua, c. I, s.883)

Said Nursi, Risalelerin önemine işaret etmek için ilginç bir yola başvuruyor.

Hz. Ali’ye verilen bir kitaptan bahsediliyor:

Bu kitap aslında Hz.Ali’ye verilmemiş kucağına Cebrail tarafından düşürülmüş ve bu düşürülme de Hz.Ali’nin kucağına rastlamış.

Bu öyle bir sahife ya da kitap ki, Kıyamete kadar olacaklar ve bütün sırlar onun içinde..

Risalelerde olay Nursi tarafından şöyle anlatılıyor:

“Hazret-i Cebrail, Sakine adıyla bir sayfada yazılı İsm-i Azam’ı, Peygamberimizin yanında Hz. Ali’nin (r.a) kucağına düşürdü. Hz. Ali diyor ki: “Ben Cebrail’in şahsını yalnız gök kuşağı şeklinde gördüm. Sesini işittim, sayfayı aldım, bu isimleri içinde buldum.” (On sekizinci Lem’a, c. II, s. 193)

“Dünyanın başından kıyamete kadar ilimler ve önemli sırlar bize, tanıklık derecesinde açıldı. Kim ne isterse sorsun, sözümüzden şüpheye düşenler zelil olurlar.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, On sekizinci Lem’a, c. II, s. 193, 2078-79)

‘Sakine’ isimli bu sayfa çok çok büyük olmalı, çünkü… Dünyanın başından kıyamete kadar bütün ilimler ve önemli sırlar bunun içinde yer alıyor.

Dolayısı ile ‘sahife’nin ötesinde büyük bir kitap olmalı, ama asıl problem bu değil.. Sıkıntı şurada, eğer biz, Cebrail’in Said Nursi’nin dediği gibi Hz.Ali’ye bir ‘kitap’ getirdiğini kabul edersek, bu ona Peygamber demek anlamına gelir. Çünkü, Allah tarafından ‘kitap’ ancak peygamberlere gönderilir. Gerçi bu kitap kucağına düşürülmüş ama…

Ayrıca Cebrail bu kitabı kime getiriyordu?

Şimdiye kadar gökten yazılı bir nüsha olarak kime vahiy verildi?

Cebrail bunu nasıl düşürdü?

Hz.Ali bunu neden Peygamberimize vermedi?

Peygamber yanı başında olan bu işte neden bir şey demedi? Yoksa haberdar olmadı mı?

Cebrail as Kur’an’ı hep sözlü getirirken bunu neden yazılı sahife olarak getirdi?

Bu sahife ya da kitabı düşürdüğüne göre neden geri alınıp asıl muhatabına vermedi?

Kendisine kitap, vahiy gelen biri Peygamber olmuyor mu? Buna göre Hz.Ali de Peygamber olmuyor mu?

Bu olaydan 1400 yıl kadar sonra kitap yazan bir kişinin bundan nasıl haberi oldu?

Neden hiçbir kaynak bundan bahsetmedi?

Bu “sır kitabı” olan Sakine isimli kitap şu an kimlerin elinde?

Ve son soru: Sikke-i Tasdik-i Gaybi isimli risalenin şimdiki baskılarından bu bahis neden çıkarılmış? 

Camia buna hala inanıyor mu? İnanmıyorsa bu nedir?

Hz.Ali Kur’an’dan bir ayet bulamadı da Risalelerle Allah’a sığınma ihtiyacı mı duydu?

Said Nursi böyle diyor;

“İmam-ı Ali (R.A), Nur’un bölümlerinden haber verdiği sırada; “Ayet’ül- Kübra hakkı için beni ani ölümden koru” deyip o Ayet-ül Kübra’yı şefaatçi yaptı…” s.194

Bu nasıl iştir?

“Risale-i Nur şakirtlerinin kurtuluşa ereceklerine ve mutlu olacaklarına dair.. Hz. Ali’nin ve Abdülkadir Geylanı’nin müjdeleri vardır.” (Kastamonu Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, a.g.e, c. II, s.1608)

Evrenesoğlu’na da VERİLMİŞ

Birileri kendilerine kitap “yazdırıldı”, “verildi”, “indirildi” der de, Evrenesoğlu demez mi?!

O da, kendisine verildiğini iddia ettiği “Risalet Nurları” adını taşıyan 68 sayfalık kitabın ilk sayfasında;

“Bu kitap Levh-i Mahfuzda Ana Kitap’ın içinde mevcut olup Kur’an’dan sonra dünyaya indirmekte olduğumuz ilk kitaptır” ibaresi yer alıyor.

Kendisini, “Kur’an’dan sonra kitap verilen Mehdi olarak vazifelendirilmiş ilk kişi” olarak tanıtır.

Belirtileri ise; sol omzundaki nur, sağ omzundaki sancak, belindeki kılıç ve kendisine verilmiş kitaptır. İnsanlara verilebilecek ilmin tümü kendisine verilmiştır.

“Allah’ın habibi”dir. Hükümdarlık verilmiş. Şeytan yanına yaklaşamaz. Hz. Muhammed’e imam olup, ona namaz kıldırmış. İstediği an Allah’la konuşabilir. Defalarca Allah’ı görmüş. Uçabilir fakat kimse uçtuğunun farkına varamaz. On ikinci imam olarak görevlendirilmiş. Hayy/ yani diri olan insanların en şereflisidir. Tayy-i mekan sahibi, yani istediği an istediği yere gidebilir. Allah’ın Kainattaki vekili ve halifesidir. Cebrail kendisinin cesedine girmiş. Hata yapacağı zaman Allah’tan izin alıp yapıyor.” (İslam’ın Pavlusları, s.224-225)

Bunlar seçilmiş örmekler.. ve daha nice gavslar..! Tabii önemli olan her malın bir alıcısının bulunduğudur; alıcısı olmasaydı hangi mal piyasaya çıkma cesareti gösterebilirdi ki?!

Bütün bunlar karşısında şu ayeti okuyup dehşete kapılmamak mümkün mü?!

“Bu Allah katındadır” derler, halbuki Allah katından değildir. Onlar o yalanı Allah’a karşı, bile bile söylerler.” (Al-i İmran 3/78)

Tags
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bu yazıda 1 yorum bulunmaktadır

  1. “Şüphe yok ki mesnevi gönüllere şifadır, hüzünleri giderir… Şanları yüce, özleri hayırlı katiplerin elleriyle yazılmıştır… Temiz kişilerden başkalarının dokunmasına müsaade etmezler… Mesnevi Alemlerin Rabbinden inmedir… Batıl ne önünden gelebilir, ne de ardından … Tanrı onu korur ve gözetir.“ (Mevlana, Mesnevi, mukaddime, VII. Mesnevi, Milli Eğitim Bakanlığı yay, 1991 İstanbul, c.I. s.7)
    ***
    MEVLANA’YI PEYGAMBER’E ALTERNATİF YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR
    http://www.haber7.com/tarih-ve-fikir/haber/989955-bulac-mevlana-peygambere-alternatif-imaj-islemidir
    https://www.youtube.com/watch?v=DC9r3H5XZ0Q
    https://www.youtube.com/watch?v=PrPdUjdnYMM
    https://vimeo.com/196939999
    https://www.youtube.com/watch?v=9X0J75vwQ5o
    İYİ VE KÖTÜYÜ UNUTMAMAK HALLERDEN BİR HALDİR.(
    https://bredaholland.blogspot.com/2018/08/iyi-ve-kotuyu-unutmamak-hallerden-bir.html

    EY GENÇLİK,SAHABEDEN DAHA İYİ BİR MEVKİYE,MAKAMA GELMEK İSTER MİSİN.? PEYGAMBERLERDEN DAHA AVANTAJLI OLMAK İSTER MİSİN.?
    https://namenstr8bredaholland.blogspot.com/2018/11/ey-gencliksahabeden-daha-iyi-bir.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close