GenelYazarlardanYazılar

Modern Bir Silah Olarak Algı Operasyonları

“Algı Operasyonunda her kesim kurbandır. Maktul ise sizi kurban olmadığınıza inandırandır…”  N. UZAR

Hedef alınan kişi veya kitlenin, düşünce, tutum ve tavırlarını değiştirmeye, ikna etmeye yönelik tüm iletişim çalışmaları “algı” olarak tanımlanır.

Bu çalışmayı gerçekleştirene Manipülatör’ denir ve amacı hedef kitlenin istenilen şekilde düşünmesini sağlamaktır.

Amaç gerçeği gizlemek, örtbas etmektir.

Yani telkine açık hale getirilen toplulukları, istenen yöne doğru bir yönlendirme çabasıdır.

Bu işlem halk arasında “beyin yıkama” diye bilinse de, artık günümüzde en etkili savaş silahlarından biri.

Kökü eskilere, Man kurtlara, Haşhaşilere uzanmakta.

Nazilerin propaganda bakanı Goebbels, Hitler’i büyük yalanlar söylemek ve bunları sıkça tekrar etmenin Nazi devriminin en önemli aracı olduğuna ikna etmişti ve Naziler bu yöntemi yıllarca başarı ile kullandı.

Onlar sloganların uzun metinlerden daha etkili olduğunu keşfetmişti. Zira bir fikrin en sıkıştırılmış en etkili hali, rafine hale getirilmiş halidir. Ve her slogan bir fikrin, bir düşüncenin özetidir.

O yüzden bilinçaltına hitap eden reklamlar bir algı oluşumuna hizmet etmek üzere kurgulanırlar.

Ve aslında bizim eğlence olarak izlediğimiz masum çizgi filmler, diziler, sinema filmleri birtakım art niyetli fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan birer katalizörlerden ibarettir.

***

Algı Yönetimi, olayların zihnimizde olduğu gibi değil, istendiği gibi oluşmasının sağlanmasıdır.

Bunu yaparken uzun süre kitlelerin gündemine sokulup toplum hedefe alıştırılır. Bu bir süre sonra kabul etme etkisi yapmakta, zihinler sorgulamayı ortadan kaldırmaktadır.

Yanı sıra, konuşulması istenmeyen konular da unutturulmaya çalışılır. Bellek bir süre sonra olayı zihinden siler.

Ertesi gün başka olaylar gündemdedir ve belleğimiz olayı unutmuştur.

Ve bunu sağlayan günümüzde en büyük unsur algıdır.

O yüzden günümüz devletleri, siyaset adamları, ekonomi devleri artık en büyük yatırımı manipülasyon stratejilerine, reklam ve anket şirketlerine, halkla ilişkilere ve lobi şirketlerine harcamakta.

Kitlelerin, toplumların algıları üzerinde oynayarak onların hangi olayı nasıl görmelerini istiyorlarsa o alanda uzun ve masraflı çalışmalar yapmaktalar.

***

Ve dünya artık sadece kötülerin olduğu bir yer. Kalleş bir yüzyıldayız ve maalesef iyilik öldü. Muktedirlerin iktidarı elde tutabilmek için her şeyi mübah gördüğü zamanları yaşıyoruz.

İletişimin artması, internetin yaygınlaşması ve habere çabuk ulaşmak iyiliği değil kötülüğü güçlendirdi. Her gün her dakika zihnimiz kitle iletişim araçları ve sosyal medya tarafından bombardımanlara maruz bırakılarak; kandırma seansları eşliğinde egemenlerin elinde oyuncak misali bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelmekteyiz. Kafamız net değil ve yaşananlara dair en ufak bir fikrimiz yok.

Bu bombardıman sağanağı bazen bir kitap, bazen bir mecmua ya da gazete veya TV de bir açık oturum, izlediğimiz bir dizi ya da çizgi film veyahut takip ettiğimiz bir sosyal medya fenomeni yahut ta sapkın bir vaiz olabilmekte.

Savunmasız, korunmasız, güvenlik açıkları ile dolu bir zihnimiz var. Algı yönetimleri ile direnme bir yana, kıpırdayamıyor; beynimiz, kalbimiz ve daha ötesi ruhumuzun esir edilerek ele geçirilmesine müdahale edemiyoruz.

Bilgi kaynaklarına yüksek düzeyde erişiyor oluşumuz bir yana, üstatların beyin fırtınaları dolu eserleri, cüzler dolusu okuduğumuz Kuranlar, mealler, tefsirler bizi bilinçlendireceğine; tam aksi aciz bırakıp; zihnimizdeki prangaları her geçen gün ağırlaştırarak hareket edemez, yürüyemez, düşünemez bir hale getiriyor ve biz tüm bunların farkında dahi değiliz…

***

Birey ya da toplum unuttuğunda kandırılmaya açık hale gelir. Toplum olarak ortak zaafımız; unutkan ve duygusal olmamız.  Geçmişe dair bir belleğimiz yok ve yaşananları göz ardı ettiğimizden aynı hataları tekrarlayarak aynı sonuçlara gebe kalıp aynı şeyleri yeniden yaşıyoruz.

Allah Resulünün irtihali sonrası Muaviye’ye Yezit için evet demekle tarihi bir hata yapmıştık. Aynı hatayı yüzyıllar boyu tüm Yezitlere evet diyerek tekrarladık.

Sadece Yezitler mi?

Aynı süreci yaşadığımız tüm çağlardaki tüm Karunlar, Belamlar ve Firavunlar için de yaşadık. Hala da yaşıyoruz ders almadan…

Toplumlar tefekkür zaafına uğradığında akli melekelerini kullanmaktan vazgeçip duygularının hâkimiyeti altına girer ve manipülasyona açık hale gelir. Düşmanın farkında olmak, içinde bulunulduğumuz durumu fark etmek ve düşünerek direnmek mümkünken, bunu gerçekleştiremiyor oluşumuz aslında tüm yaşadıklarımızın nedeni olsa gerek.

***

Müslümanlar olarak uzunca bir süredir algı operasyonları ile mezhebi ve etnik savaşlara sürükleniyor, zayıflatılıp güçsüzleştirilerek terbiye edilmeye çalışılıyoruz.

Sömürgeci manipülatörlerimiz bazen bizi ekonomik yaptırımlarla, bazen tarımsal politikalarla, bazen se iç savaşlarla aç bırakıp, bazen döverek, bazen sevip bazen kızarak ıslah etmeye, değişime tabi tutmaya çalışıyor.

Bu terbiye ediş bizleri kimi zaman yoklukla, kimi zaman darbe ve işkence seansları ile kimi zaman da etnik/mezhebi çatışmalarla birbirimize kırdırtma, yok ettirme şeklinde gerçekleşiyor.

Bu saldırılarla yaralanıyor, zayıflıyor, güçsüzleşip birbirimizi yok etme, bitirme noktasına geliyoruz. Onlarsa bu hengâmede tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı yağmalayıp talan ederek tüm varlıklarımızı gasp edip, kadınlarımızı ve çocuklarımızı köle pazarlarında satıyor, namuslarımızı payimal edip, gençlerimizi kendi emelleri uğrunda sahte cihadist savaşlarda savaştırıp nesillerimizi helak ederek kendi uluslarını inşa ediyor.

Ve maalesef artık tüm İslam dünyası batının yaşam tarzını kanıksayıp sekülerleşti.  Hayatı batılı değer yargıları ile okuyor, onlar gibi düşünüp yaşamı yorumluyor, dünyayı ölesiye seviyoruz.

Kanun, yasa, gelenek, örf, eğitim sistemi, sosyal yaşam, ekonomi, siyaset, hukuk, sosyal ilişkiler gibi tüm alanlarda seküler değerleri benimsiyoruz. İslam’ın bir yönetim biçimi olduğunu kabullenmiyor, egemenliği Allah’a vermiyor, O’nun yeryüzünde hükmetmesini istemiyor, dini sadece ahiret hayatına taalluk eden değerler silsilesi olarak görmek istiyoruz.

Sadece birtakım ritüellerden ibaret bir İslam anlayışını dinin temeline inşa ediyor, böğüren buzağı heykellerini şehirlerimizin meydanlarına dikerek, dini ritüellerden ibaret görme arzumuzu her geçen gün şiddetle haykırıyoruz.

İslam toplumları büyük değişimler yaşıyor. Dini genel anlamda doğumdan ölüme her anımızı tanzim eden bir din anlayışından çıkarıp; sadece namaz, abdest, oruç, hac gibi ritüellerden ibaret bir anlayışla yorumluyor; algı manipülasyonlarının bir neticesi olarak toplumlarımızı batılı demokratik kavramlar üzerinden yeniden tanımlıyoruz.

Artık egemenliği Allah’a vermeyen bir dine inanıyoruz. Ve bu algı operasyonlarına, bu manipülatif sekülerleşme saldırılarına karşı koyamayıp kaybedecek olursak; belki de İslam’ın tüm yeryüzünde yok oluşuna tanıklık eden bir kavim olarak, lanetlenmiş olacağız…

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Enes kardeşim; hâl-i pür melâlimizi kısa fakat çok net bir şekilde özetlemişsin. Eline-yüreğine sağlık. İşte mü’minler bu mevcut kötü durumu tersine çevirmek için gayretle çalışmalıdırlar. Bunun için elimizde Kur’ân ve Peygamber örnekliği var. Geriye “hadi bismillah” diyerek harekete geçmek kalıyor. Allah o günleri de göstersin inşaallah.

Harun Görmüş için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir