GenelYazarlardanYazılar

Modern Çağın Hastalığı: Ekran Bağımlılığı -2

20İnsan yapısı gereği mi bilmiyorum ama kolay olanı seçme eğiliminde bir varlık. Zora / zor olana talip olmak istemiyor. Hâlbuki düşünce dünyamızı değiştiren / geliştiren ve hayatımızı dönüştürenler zor olana talip olanlardır. Zor olan yatay değil dikey derinlemesine bir süreç izler. Düşünmek, okumak, anlamak, idrak etmek, farkına varmak ve üretmek, zor olana talip olanların işidir.

Ekran bağımlılığı bağlamında ele alacak olursak ekran özellikli tüm araçlar bilimsel bilginin elde edilmesi sonucunda ortaya koyulmuş ürünlerdir. Bu ürünlerin oluşumu uzun bir mücadeleyi gerektirmiştir. Kolay olan bu ekranların karşısına geçip sadece izlemektir

Modern Batı dünyası zihinsel algı ve anlayışı gereği güç – perest bir dünya! Bu dünya ürettiği her şeyi kendi gücüne güç katmak, başkalarını hem zihinsel hem fiziksel hem de ekonomik açıdan sömürmek ister. Teknolojinin etkili silahları olan görsel medya ağı bu sömürüyü fazlasıyla gerçekleştiriyor. Biz bunun bugün tanığıyız. Zihinsel algı yönetimi ve manipülasyon araçları haline getirilen görsel medya insanlığı karanlık bir kör kuyuya sürüklüyor dense yeridir. Aklımızı başımıza almaz ve bu dehlizden biran önce kurtulmazsak kötü sonuçlar kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizde yetişmiş nadir düşünce adamlarından Cemil Meriç sadece TRT’nin var olduğu bir dönemde o dönemin belki de tek görsel aygıtı olan televizyon kültürü için bakın  ne diyor:

“Televizyon, ayık şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icat edilmiş bir çeşit afyondur. Gerçek hayattan uzaklaştırmaya hizmet eder. Televizyon tam bir kaçıştır.yokluğa, boşluğa, şuursuzluğa açılan bir kapı. Bu korkunç tiryakilik (bağımlılık) insanları Batılaştırmaz, batırır. Arada bir kabak çekirdeği türünden bilgi kırıntıları bu fikir temelinin aldatıcı tesellisidir.”

Batı, kendi hayat felsefesinin / anlayışının, inanç sisteminin gereği olarak hareket ederken kendini İslam’la ifade edenlerin şikâyetten öte bir şey üretmediklerini görüyoruz.

Malik bin Nebi’nin şu tespiti yerinde ve orijinal bir tespit: “Sömürü bir problemdir ama sömürüye meydan veren daha önemli. Bir yerde sömürenler varsa sömürülmeye müsait olunduğu içindir. “

Kendi inanç neşet eden değerleri yaşatamayan düşünüp akletmeyen, üretmeyen kendi duruşunu netleştirmemiş İslami bir perspektiften an ve gelecek inşa edememiş kimselerin sömürüye müsait olması gayet doğal bir sonuçtur.

Kendi gerçekliğimizle yüzleştiğimizde Müslüman toplumların en genç dimağları enerjilerini nerede tüketiyor? Ekran bağımlılığı onları öyle bir kuşatmış ki bu kuşatılmışlık kendilerini kendilerine unutturmuş / yabancılaştırmıştır. Bundan da vahim bir durum olabilir mi? Allah bakışlarımızı kendimize yöneltmemizi kendimizi fark etmemizi isterken biz bizi unutturan görsel unsurların adeta kölesi olmuşuz.

Kendini unutan neye aşina kalabilir ki? Kendini unutan birey Rabbini unuttu. Aile içi ve sosyal çevreyle iletişimsizlik,  hedef belirleyememe, her şeye karşı isteksizlik, bahanecilik, süfli arzuların tuzağına düşmek durumuyla karşı karşıya kaldı. Bu durumsa zayıf karakterli ve iradesiz / kullanılmaya müsait bireylerin ortaya çıkmasına yol açtı. Üretmesi gereken genç iyi bir tüketici oldu.

Ekran / teknoloji duyarlılığıyla  teknoloji düşmanlığı birbiriyle karıştırılmamalıdır. Çağın imkanlarından istifade etmek başka, onun esiri olmak başkadır.

Ekran bağımlılığı aile ilişkilerimiz açısından da ciddi sorunlar meydana getirdi.. Aile fertlerinin her birinin ekranların ışıltılı dünyasında seyahate çıkmaları birbirinden ruhen uzaklaşmalarını da beraberinde getirdi. Ruhen, birbirinden uzaklaşan bireyler birbirini anlayamaz ve tanıyamaz oldu. Bu durum yoğun bir şekilde aile içi kavgaları tetikledi. Değer üretim merkezi olan aile her geçen gün değer kaybına uğradı; uğramaya da devam ediyor. Aile gibi bir kurumu kaybeden toplumların ellerinde ne kalır ki?

Unutmayalım ki toplumların yıkımı ailelerin yıkılmasıyla gerçekleşir. Anne babaların bu durumun farkında olarak hareket etmeleri zaruridir. Aile fertlerinin aile bilinciyle hareket etmesi gerekir. Ev, çocuk ya da genç için bir otel, anne baba da birer işletmeci değildir. Aile toplumun can damarıdır. O damarı kestiniz mi toplum biter. Ailenin hiçbir ferdi ekrana feda edilemeyecek kadar özel ve önemlidir. Onlar anlamak istemeseler bile anne – baba ekranla sağlıklı ilişki kurabilmelerinin mücadelesini vermek zorunda. Aksi takdirde evlerin dizginlerini eline alan ekran ailelerimizin sonunu hazırlayan canavara dönüşür.

Bu konuda iyi bir sınav veremediğimizi düşünüyorum. Görsel araçlar çocukları bir avutma, gençleriyse baştan savma aracı gibi kullanılıyor. Her türlü görsel virüse maruz kalan aile bireyleri sağlıksız iletişimin hem ortamını hem de kahramanlarını var etmiş oluyor

Bir Japon bilim adamı üç yıl boyunca kültürümüz üzerine incelemeler yapıyor. Bu incelemeler neticesinde iki önemli tespitini paylaşıyor. Diyor ki: “Üç yıldır Türk kültürünü inceliyorum. Bir şey çok korkunç, diğeri ise garip! Korkunç  olan şey, Batı bir ülkeyi savaşmadan yok ediyor. Türkiye’de üç-beş dizi hariç hepsi Türk din ve geleneğine ters. Garip olan ise herkes bunu biliyor ama yine de izliyor. Anne-baba ise çocuğuyla izliyor. Türklerin bu garip haline şaşırıyorum.!”

Bu tespit ülke olarak izleme konusunda bizim durumumuzu adeta resmediyor. Belki izlemek de bir ihtiyaçtır ama her şey de olduğu gibi burada da bir ölçümüz olmalı. Bilinen bir gerçek var ki o da kişilerin, aile ve toplumların ekranlarla şekillendirildiği! Bir Müslüman bu gerçekliğe nasıl duyarsız kalabilir ki?

Bireyler aileyi ve toplumu oluşturur, şekillendirir. Kişide meydana gelen hastalık önlem alınmazsa aileye ve topluma sirayet eder. İnsan hem etkileyen hem de etkilenen bir varlıktır. Dolayısıyla bireyde başlayan hastalık tüm toplumu etkiler.

Ekran yüzlü bir toplum muyuz? Bence evet! Bunu fark etmek için istatistiklere bile bakmaya gerek yok! Etrafımızı gözlemlememiz bile yeter! Nerdeyse tek bilgi kaynağımız haline geldi ekranlar. Ekranla meşguliyetimizi o kadar abarttık ki hayatın her alanı onsuz yaşanamaz hale geldi. Bunun da elbette sonuçları kendini göstermeye başladı. Ekranla gülen, ekranla ağlayan, ekranla hüzünlenen, ekranla mutlu, ekranla mutsuz bireyler görüyoruz artık! Paylaştığı bir görsel kişinin duygu dünyasını belirleyebiliyor. Böyle bir manzaranın bu toplum için olumlu sonuçlar oluşturması elbette mümkün değil!

Bireyde sorumsuzluk, duyarsızlık, amaçsızlık, isteksizlik, bahanecilik, atalet, ailede iletişimsizlik, değer üretememe, yalnızlaşma, kendi kabuğuna çekilme toplumda ise büyük bir kaosa kapı araladı.

Bireyde, ailede de, toplumda da mahremiyet olgusu neredeyse çöktü. İnancımızdan, neşet eden değerler gittikçe değersizleşti, sadece kendisi için yaşayan bireyler ve aileler türedi.

Çözüm ne?

Bence öncelikli çözüm zihniyet değişikliği. Müslüman eşya ile ilişkisini Müslümanca kuracak,  inancının pratikte canlı bir şahidi olacak. Rabbine verdiği sözleri uygulayarak rol model olacak, okuyacak Müslüman. Yapmamız gereken en önemli iş irade sahibi kişiler yetiştirmek! Kim olduğunun farkında olan, düşünen ve akleden, yarının zihin dünyasını kurmaya aday; dünya sisteminin işleyişini yakından tanıyan ve eşya ile ilişkisini tevhid ve adalet ekseninde kurabilmiş şahsiyetler inşa etmek!Sorgulayan; önüne ekranlar aracılığıyla koyulanla değil kendi inanç sisteminden aldığı bilgi, birikim ve tahlil gücünü kullanarak, eleştirel yaklaşmayı bilecek! Batı’nın eşya ile kurduğu yanlış ilişkinin tüm insanlığı felakete sürüklediğini görecek ve de gösterecek!

Ekran bir algı yönetim mekanizması ve manipülasyon aracı olarak kullanılıyor bugün. Hatta dünyanın en etkili algı yönetim araçları, ekran merkezli kitle iletişim araçlarıdır, demek yanlış olmaz. Ekrandan paylaşılan bilgi ve görüntüler için bir ‘acabası?’olmalı müslümanın diye düşünüyorum. Hele de mesele İslam ve Müslümanlar ise. Çünkü izlediğimiz görüntü sadece bir görüntü değil, aynı zamanda bir zihniyetin yansımasıdır. Kimsenin kınamasından korkmadan mü’mince bir zihin inşa etmek ve pratik ortaya koymak zorundayız. İnanıyoruz ki İslam ve İslam’ın ürettiği akıl, ruh, bilinç, bilgi insanlığın tek kurtuluş çaresidir. Yeter ki biz mü’min olalım, mü’min kalalım!

Evlatlarımızı ve ailelerimizi ekran bağımlılığına kurban etmeyelim.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir