GenelYazarlardanYazılar

Muharref Dinlerde ve İslamda Kadın

“Ezeli ilahımız, kâinatın kralı… Beni kadın yaratmadığın için sana hamdolsun…” (Talmud’da bir dua)

Allah kitabı yeryüzüne indirdiğinde tüm kültürlerde kadın, zavallı, aşağılık bir varlık sayılmaktaydı. Öyle ki kadim tüm kültürlerde toplumun en değersiz üyesiydi. Eski Hint hukukunda evlenme, miras ve diğer alanlarda hiç bir hakkı olmadığı gibi kötü ahlaka sahip olarak görülüyordu. Buda, önceleri kadını dinine kabul etmiyorken sonraları etmiş olsa da, bunun Budist toplumu için bir tehlike olduğunu söyleyerek onların dinin ömrünü kısaltacağını ileri sürmüştü.

Eski Çin’de, kadın kocasının kölesi sayılırdı ve çocuklarıyla birlikte yemeğe dahi oturamaz; ayakta durup onlara hizmet eder, ancak artanları yiyebilirdi.

Geçmiş uygarlığın beşiği olarak gösterilen eski Yunan’da ise kadının statüsü kölelerle aynı seviyedeydi. Bir erkeğe edilebilecek en büyük hakaret ona “kadın” demekti.

Eflatun, kadınların elden ele orta malı olarak gezmeleri gerektiğini söylüyor; Aristo ise, kadının yaratılışta yarım kalmış bir erkek olduğunu iddia ediyordu.

Yahudi kızları babalarının evlerinde hizmetçi gibilerdi ve Yahudilerin her sabah yaptıkları bir duada şöyle bir cümle vardı: “Ezeli ilâhımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamdolsun…”

Hıristiyanlıkta ta durum çok farklı değildi. Kilise, şeytanla cinsel ilişkiye giren, büyücü olan ve böylece insanlar arasında fuhşu ve kötülüğü yaymak isteyen birçok kadın olduğu görüşündeydi. Böylece kilise geçmiş tarihinde büyücü avına çıktığında binlerce masum kadını diri diri yakmış, suda boğmuştu. Tarihçiler, bu dönem yakılan kadın/büyücü sayısının 2 milyon dolayında olduğunu tahmin etmekteler.

Cahiliye Araplarında da durum aynı idi. Kadın bir eşya konumundaydı ve pek çok haklardan yoksundu. Miras alma hakkı yoktu ve kocasının mülkiyeti üzerinde herhangi bir hak iddia edemezdi. Araplar kadını dedikoducu, uğursuz, intikamcı olarak adlandırır, çekinirdi. Kız çocuğuna sahip olmak toplum içinde eziklik duyma sebebiydi. Kadın, ev ve atın uğursuz olduğu inancı yaygındı.

“Onlardan biri, Rahmân’a isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelenince, hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir. (Zuhruf 17)

***

Milâdî yedinci yüzyılın başlarında, kadının üzerindeki karanlık Mekke’den yükselen bir sesle aydınlandı. Bu ses, Muhammed’in lisanında ifadesini bulan ilâhî vahiydi ve kadının Allah indinde erkekle her konuda eşit, aynı erkekler gibi bir kul olduğu ve imtihana tabi tutulduğu; erkeklerdeki her hakkın kadınlara da mahsus olması gerektiğini söylüyordu.

Bu davet gerçekleştiği dönemde Arapların en büyük özelliği ayrıcalıklarıyla övünmeleri idi. Bazıları ilâhlarla aynı soydan geldiklerini iddia ederken, bazıları krallar ve hanedanlarla, bazıları üstün bir ırkla bağlantılı olduklarını söyleyerek üstünlük iddiasında bulunurdu. Kuran bu şartlar altında inzal olurken; erkek ya da kadın bütün insanların Allah katında tam eşit olduklarını beyan ediyordu. Kuran hayatın her safhasında hayırlı ameller ve takva dışında bir erkeğin diğer bir erkeğe ya da kadına karşı bir ayrıcalığı olmadığını; eğer varsa da bunun sadece muttakilik açısından söz konusu olacağını açıklıyordu.

***

Mekkeliler Kuranda geçen “Hak” kelimesinin doğru, gerçek, hakikat, adalet anlamlarını ihtiva ettiğini ve hakkın tüm insanî zorunluluklar olduğunu biliyorlardı.

Ve dahası İslam, kahrolası gayrı İslami düzenlerde ve tüm muharref dinlerde kadının hakkının gasp edildiğini, tekrardan verilmesi gerektiğini söylüyordu. Hatta bunu insanî zorunluluklardan vacip görüp bütün bunlar sağlanmadan dinin ayakta durmasının dahi mümkün olmadığını söylüyor; tavsiyede bulunmuyor, emrediyordu.

Çünkü İslam’da özgürlük hayat hakkı kadar kutsaldı, eşdeğerdi, o olmadan insan yaptıklarından sorumlu olamazdı.

Dolayısı ile bir kadın için özgür irade söz konusu değilse yaptıklarından ya da yapmadıklarından sorumlu olması/sorguya çekilmesi zaten söz konusu olamazdı.

Yanı sıra kadın – erkek tüm kulların düşünce, inanç, barınma, öğrenim-öğretim, çalışma, sosyal güvenlikten yararlanma gibi özgürlükleri de bu kapsamdadır ve bu hakların/ özgürlüklerin kaynağı Kurandır. Haklar ve özgürlükler temel naslara dayanır ve bunun sınırlarını belirleyen de Allah’tır.

Kuran defalarca tekrarlayarak şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız Ondan en çok korkanınızdır…” (Hucurat13)

***

İşte İslam, tarih boyunca kadının boynunda asılı duran aşağılanma yaftasını kaldırıp atarak ona toplumda etkin bir rol verdi; erkekle eşit bir konuma getirdi. Çünkü Kuranda geçen “insan, kul, müslüman, mü’min” gibi ifadeler erkeği ve kadını beraber muhatap almaktaydı.

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının…” (Nisa1)

“Sizi bir tek candan yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini yaratan O’dur…” (Araf 189)

“Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar…” (Nisa 124)

Kadın ve erkek hadlerde/cezada da eşittir:

“Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah’tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin…” (Maide 38)

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun…” (Nur 2)

***

Ve bugüne geldiğimizde İstanbul sözleşmesi iyi midir kötü müdür tartışaduralım son dönem kadınlara yönelik şiddet araştırmaları hiç te iç açıcı değil. Sanki 1500 yıl önceki cahiliye toplumuna geri dönmüş gibiyiz. Kız çocuk doğduğunda üzülüyor, erkek çocuk doğduğunda seviniyor kurbanlar kesiyoruz. Kız çocuklarını başlık paraları adı altında yaşlı amcalara küçücük yaşlarda satıyor, onları sadece birer meta olarak görüyoruz. Zina yaptığında fahişe diyor erkek çocuklarımız yaptığında “hovarda” diyerek onore ediyoruz.

Verilere göre ülkemizde geçtiğimiz yıl yaklaşık beş yüz kadın eşi sevgilisi, bir aile bireyi, tanıdığı ya da hiç tanımadığı bir erkek tarafından öldürülmüş. Ve her yıl yüksek oranlarda bu ölümler artarak çoğalıyor. Dünya ekonomik forumunun yayınladığı küresel cinsiyet eşitliği endeksine göre ülkemiz Guatemala, Burkina Faso, Etiyopya,

Tacikistan ve Kuzey Kore’nin bile arkasında kalarak 149 ülke arasında 131. sırada gözüküyor.

Yine “Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü” ve Aile Bakanlığının birlikte yapmış olduğu 2015 verilerine göre aile içi şiddet araştırmasında kadınların yüzde 36 sının kocası ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine uğradığı, yüzde 9 unun çocukluk dönemi olarak kabul edilen15 yaşından önce cinsel istismara maruz kaldığı ve şiddet gören kadınların da yüzde 89 unun hiçbir yere başvurmadığı görülüyor.

İşin vahametinin diğer bir yönü de bu mağdur kadınların yaşadıkları olaylarda çoğunun aile bireylerinden ya da akraba tanıdıklarından yardım alamaması, dışlanması. Toplum olarak boşanmak isteyen, “şiddet görüyorum” diyen kadınlara iyi gözle bakmıyor ve çözüm olarak “sakın yuvanı terk etme, eşinden boşanma ileride her şey düzelir” gibi bir saçmalığı öneriyoruz.

Şiddet gördüğü kocasından kaçarak anne baba evine sığınan kadınlarda bir sığıntı görülüp sonrasında göstermelik özürlerle elinde bir buket çiçekle gelen kocasına işkence edilmek üzere kendi anne babasınca teslim ediliyor nedense.

Velhasıl artık cahiliyenin hüküm sürdüğü günlere geri döndük ve Allah’ın kulları olmaktan çok uzağız. İslam topraklarında uzun dönemlerdir Allah’ın hükümleri ile hükmedilmiyor ve nedense buna rağmen tüm saçmalıklar, sapkınlıklar, yolsuzluklar, hırsızlıklar İslam’a atfediliyor. Müslüman halkların yaşadığı tüm beldelerde nesiller asırlardır tümden batılı modern eğitim öğretim sistemleri ile yetiştirilirken; tüm olumsuzluklar eksiklikleri gedikleri, ahlaksızlıkları ile yine de İslam’a mal ediliyor.

Ülkemizde kadınların kocaları, sevgilileri, ya da erkek arkadaşları tarafından katledilmeleri İslam’ın değil batı eğitim sistemlerinin bir eseridir. Ve ezelden ebede ister kadın ister erkek için olsun tüm toplumlar için saadetin, hak adalet ve özgürlüklerin kaynağı sadece ve sadece Allah’ın Kitabıdır.

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı