Genel

Mükemmel kurban

Mücahit Gültekin/Milli gazete

Merhum Dr. Ali Şeriati’ye atfedilen bir söz var: “Bir şeyi yıkmak istiyorsan, ona iyi saldırma, kötü savun!”

Düşünün ki, size hem iyi saldırılıyor hem de kötü savunuluyorsunuz. Üstelik bu vahametin de farkında değilsiniz. Mükemmel kurban tam da sizsiniz işte. Yani kusursuz kurban; her halükârda kurban, her yönden kurban. Boynunuzda bıçakla doğmuşsunuz sanki!

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İbn Haldun Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan sonra “kültürel iktidar” tartışmaları yeniden gündeme geldi. Türkiye’de kimi dindarların bir süredir gündeminde olan “Niçin kültürel iktidar olamıyoruz?” sorusunun doğru bir başlangıç noktası olduğundan emin değilim. Soruyu şöyle sormak belki daha doğru olur: “Niçin kültürel muhalefet olamıyoruz?” Diğer bir ifadeyle “dindar-İslamcı-muhafazakâr” çevrelerin kültürel iktidardan önce, kültürel muhalefet tartışmalarına ihtiyacı var. Bu arada ülkemizdeki seküler çevrelerin de özgün bir şey üretmediğini ekleyelim. Ama onlar yüz yıl önce “Tek bir medeniyet vardır Batı medeniyeti; gülüyle dikeniyle almalıyız” deyip sorunu kendi adlarına kökten çözdüler. O yüzden iddiasızlar ve seküler statükonun Türkiye bayiliğini yaptıkları için rahatlar. Her neyse, konumuz bu değil.

Şu soruyu cevaplamak gerekiyor: Eğer kültürel iktidar siz değilseniz, kim? Ve hemen ardından şu soruyu: Eğer bu kültürel iktidar koltuğunda oturan biri/birileri varsa ve siz ona muhalefet etmiyor, edemiyorsanız iktidara nasıl geleceksiniz? Kültürel statükoya karşı çıkmadan kültürel iktidar olmak mümkün mü? Kültürel statükonun karşısında boyun bükerek, ezilip-büzülerek, kültürel saldırılar karşısında “kaçamak” tutum sergileyerek, dahası kültürel statükonun kavramları ve teorilerinden “nemalanarak” nasıl kültürel iktidar olunabilir?

*

Gerçekten de aklınıza-hayalinize gelmeyen akımların, ideolojilerin, hareketlerin mahallenizde cirit atması boşuna mı? Ailenin çöküşünün, ateizmin, deizmin, feminizmin, LGBT denilen hareketin, en umulmadık yerlerde bile uç vermeye başlaması boşuna mı? Neden konuşsanız aleyhinize, sussanız aleyhinize delil olarak kullanılabiliyor?

Bunun bizimle ilişkisi nedir? Dindar çevrelerin bu sorgulamayı yapması gerekmiyor mu?

Eleştiri kanallarını kapatarak; akletmeyi, fikretmeyi, farklı bir şey söylemeyi adeta zındıklık ilan ederek nasıl kültürel iktidar olabilirsiniz? Kitap damgalayarak, toplantı basarak, sizin gibi düşünmeyen kişiyi konuşturmayarak nasıl kültürel iktidar olabilirsiniz? Mezhepçilik/bölgecilik/hizipçilik yaparak insanlık şurada dursun, arka sokaktaki kişiye nasıl sesleneceksiniz?

Hayatı boyunca tek bir kişiyi (ve benzerlerini) okumuş, hayatı boyunca o kişiden (ve benzerlerinden) başkasını dinlememiş yığınlara dayanarak nasıl kültürel iktidar olabilirsiniz? Kendisini dünyanın merkezi gören ama dünyadan haberi olmayan söylemlerle, iktidar şurada dursun, kime nasıl kültürel muhalefet yapacaksınız?

Gençlere argüman sunamıyorsanız; onlara bina göstermekten, sayı göstermekten, rütbe göstermekten başka ne yapabilirsiniz? Onları felsefeye, tartışmaya, eleştiriye çağıramıyorsanız; abartılı iyimserliklere, altı boş umutlara çağırmaktan başka elinizden ne gelir? Gençleri bugünün gerçekleriyle yüzleştiremiyorsanız, tarihin zaferleriyle avutmaktan başka elinizde ne kalır? Üstelik gençlere niçin sürekli “seçilmişlik” duygusu yüklüyorsunuz? Niye “öncülükten” başka bir şeye razı olmuyoruz? Niye herkes bize muhtaçmış gibi davranıyorsunuz? Niye insanların asabiyetlerine sesleniyorsunuz? Habeşli bir kölenin Mekke’nin aristokratlarından daha üstün olduğunu bilmiyor musunuz? Tevbe haşa, Allah sizin kavminize mi muhtaç? “Kim dininden dönerse bilsin ki…” diye başlayan İlahi uyarıyı unutuyor musunuz?

Peki ya bazı büyüklerimiz? Niye bu kadar kibirliler? Kıskançlık, hased, kapris, alınganlık ve narsisizmle malul kişilikler şu kadar bin tane kitap okusa ne olur, okumasa ne olur? Böylesi kişiliklerle kültürel iktidar kurabilir misiniz? Kurdunuz diyelim, ahlakı olmayan bir kültürel iktidardan hayır gelir mi?

Zengin olabilirsiniz, çok olabilirsiniz, büyük olabilirsiniz ama sakin değilseniz, makul değilseniz, alçakgönüllü değilseniz buradan ilim/irfan/kültür çıkar mı?

Tutarsızlıklarınızdan kaygı duymuyorsanız, çelişkilerinizi tartışmaya açmaktan korkuyorsanız, soranı-sorgulayanı “fitneci” diye damgalayıp geçiyorsanız çevrenizde fanatiklerden/trollerden başka kim kalır? Gerçekten de, “beyaz” dediğiniz tweeti 3 saat sonra “siyah” diye değiştirdiğinizde, her iki tweeti de 5 bin kişinin beğenmesi sizi telaşlandırmıyor mu, ürkütmüyor mu, kaygılandırmıyor mu?

“Asım’ın Nesli”, “Öncü Nesil” vs. gibi bazı sözlerimiz var. Ama bu neslin başlıca özelliği hocasını “övmek”, tabi olduğu kişiye “hayranlık” duymak, onun “taşıyıcılığını” yapmaksa ortada sizden başka kim var?

Sizin çelişkilerinizi göremiyor, sizin “karanlık/belirsiz” bıraktığınız noktaların üstüne gidemiyor, sizin zayıflıklarınızı fark edemiyor ise kendinizden bir milyon tane daha kopyalamış olmanın ne anlamı var? Niye bu gençlerin duygularını israf ediyorsunuz? Duygu israfının yıkıcı sonuçları olduğunu bilmiyor musunuz?

Ümit bağladığınız bazı kişilerin bir tweetlik canı olduğunu görmüyor musunuz; bir paylaşımla, bir videoyla her şeyi berbat edebiliyor. Onca yıl “oraya” gelsin diye uğraştığınız kişi üç cümlede beş tane pot kırıyor. Neredeyse her Allah’ın günü mizah dergilerine malzeme üretmemizin nedeni nedir?

Her hezimeti, her cehaleti, her trajediyi “ümitvarız” diyerek örtüyor, her eleştiriyi “umut”la susturuyorsanız buradan hayal kırıklığından başka bir şey çıkar mı? Hayal kırıklığının en tehlikeli dönüştürücü olduğunu bilmiyor musunuz?

Bardağın hep dolu tarafından bahsetmeyi “motivasyon teorisi” zanneden, çok ama çok yanlış bir ümit anlayışımız var. Bardağın dolu tarafıyla yetiştirdiğiniz gençlerin karşılaştığı ilk gerçekle paniğe kapılması, demoralize olması ürkütücü değil mi? “Ümit ve korku” dengesini kaybetmiş, sarsıcı gerçekliklerden söz edilmesini “karamsarlık” olarak gören kırılgan bir anlayışla sorunlarımıza nasıl çözüm üreteceğiz?

Felsefe üretemeyenler, hukuk üretemeyenler, bilgi üretemeyenler; dedikodu üretmekten, entrika üretmekten, efsane üretmekten, nefret ve ayrımcılık üretmekten başka ne yapabilir ki?

Felsefe üretemiyor, bilgi üretemiyor, hukuk üretemiyorsanız; klip çekerek, marş besteleyerek, ilahi söyleyerek nostalji yapmaktan, hülyalara dalmaktan başka çaremiz kalır mı? Hülyada yaşayanı dünya niye ciddiye alsın ki?

Zamanında tartışılmamış her sorun, sonrasında ağıta dönüşüyor.

Zamanında tartışılmamış her sorun, sonrasında bilinçdışına itiliyor; kâbus olup uykularımızı bölüyor.

Zamanında tartışılmamış her sorun, sonrasında bir parçamız oluyor.

Sözün özeti, “insan yetiştirmek”, “insan kazanmak”, “nesil inşa etmek” gibi sözlerin anlamları üzerinde düşünmeli, tartışmalıyız.

Gerçekten insan mı yetiştiriyoruz, mükemmel kurbanlar mı besliyoruz?

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir