GenelYazarlardanYazılar

Mü’min kime denir? Özellikleri nelerdir?

İman bütün benliğiyle Allah’a güvenmeye dayalı “ahlaki bir tavır”dır. Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak, güven duygusu içinde tasdik etmek, kuruntudan uzak doğruluğundan emin olarak inanmak” gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise, Kelime-i şahadette ifadesini bulan; Allah’ın birliğini, Hz Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğunu ve Allah tarafından getirdiklerinin tümünü kayıtsız şartsız kalp ile tasdik ve dil ile ikrar etmektir. Bu inanca sahip bulunan kimseye “mü’min”, inancının gereğini tam bir teslimiyetle yerine getiren kişiye de “müslim” denir. Dr Ahmet Bayraktar’ın ifadesi ile Kurandaki “iman edin” fiillerinin yerine “güvenin” kelimesi koyulunca imanın anlamını; “Ey insanlar, Allah’a güvenin, peygamberine güvenin, indirdiği kitaplara güvenin. Size cin çarpacağını, el-ayağınızın bükülüp kötürüm kalacağını, bundan kurtulmak için putlara hürmet etmeniz gerektiğini söyleyen kâhinlere, müneccimlere, şairlere güvenmeyin” şeklinde okumak imkan dâhilindedir.

“Cahiliye Arapları, Allah’a inanıyorlar fakat O’na güvenmiyorlardı. Allah’ın canı istediğinde herkesi silip süpüreceğini, yakıp kavuracağını düşünüyorlardı. Onlara göre Allah güçlü fakat kuralsız, ilkesiz bir varlıktı. Bu kadar güçlü ve pervasız bir güçten emin olmanın yolunu da O’na rüşvet vererek bulmuşlardı. Allah’ın tanıdıklarını ve yakınlarını bulup araya onları sokacaklardı ve nitekim öyle de oldu. Zira böyle bir Allah ile iletişim kuramazsınız, ondan merhamet bekleyemezsiniz, af dileyemezsiniz. Bu sevgisiz, ilkesiz, gaddar, laftan anlamaz, başına buyruk Allah tasavvuru, Allah’ı iletişime kapalı, özel anahtarlı bir takım güçlerin özel durumlarda, zamanlarda konuşabildiği bir puta dönüştürmüştür.” (Dr. Ahmet Bayraktar, Facebook sayfası)

İman asla körü körüne bir ön kabul olmamakla beraber “insanın iç dünyasında yaşanan bir tecrübe olarak mantıkî sorgulamaya da açık değildir.” (Meal Kültürümüz, s: 10) Bir “emin olma” durumu yani bilinçli olma halidir.  İman eden kişi, iman ettiği varlıktan emindir. Bu nedenle imanın esası tanımaktır. Şu halde iman bilinçli bir tercihin neticesinde gerçekleşen bir kabuldür. İman eden kişi düşünerek, araştırarak, sorarak, sorgulayarak ve akleden bir kalp ile tatmin olduğunda hakiki iman gerçekleşmiş olur. Bu aşamadan sonra iman kişiyi ve çevresini değiştirmeye başlamalıdır. Şayet bir değişim söz konusu değilse bu edimin gerçekten iman olup olmadığını sorgulamak gerekir. Zira Hayri Kırbaşoğlu’nun ifadesi ile bir şeye iman ettiğini söylemekle, iman etmek farklı şeylerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de iman kavramı 800’den fazla yerde geçer.  İbnü’l Cevzî imanı “kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel” şeklinde tanımlar. Kur’an’da Allah’a, peygamberlerine ve âhiret gününe inananların, sâlih amel işleyenlerin kurtuluşa ereceği (2/Bakara: 2-5) ve insanların bu konularda irade hürriyetine sahip kılındıkları (18/Kehf: 29) anlatılır. İman kalbe atfedilen bir eylem olmakla birlikte (49/Hucurât: 14; 58/Mücâdile: 22) İslam âlimlerinden önemli bir kısmı sâlih amel ile sıkı bir ilişkisi bulunduğuna dikkat çekerler. Bu bağlamda Kur’an’da mü’minlerin Allah’tan başka bir ilaha tapmamak, O’nun haram kıldığı cana kıymamak ve zina etmemek gibi yasaklara uydukları (25/Furkān: 68), oruç tutmak, namaz kılmak, iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek (emri bil ma’ruf nehyi anil münker) gibi buyrukları yerine getirdikleri (9/Tevbe: 112) ifade edilir; böylece iradeye dayalı imanın ilâhî rızâya uygun amellerle tamamlanmasının gerekliliğine dikkat çekilir. Yine iman amel bağlamında gerçek müminler rablerine güvenen, namazlarını kılan ve servetlerinden Allah yolunda harcayan kimseler olarak nitelendirilir (8/Enfâl: 2-4). (TDV İslam Ansiklopedisi)

Mü’min, hayatı bir bütün halinde ele alır ve öyle yaşar. Hayata asla parçacı bir zihniyetle yaklaşmaz. İnandığı gibi yaşamak mecburiyeti söz konusudur. Aksi münafıklık olur. Mü’minin “rol model” kişi oluşu hayatı inancının gerektirdiği gibi yaşamasıyla doğru orantılıdır. Ancak bu şekilde başkalarına “güzel örnek” olunabilir.

İman, amel ile ilişkisi bağlamında kelâm ilminde üzerinde en çok durulan ve ayrıntılı bir şekilde tartışılan konulardandır. Bunun sebebi, dinin merkezinde imanın bulunması ve dinî hayatın bütün yönlerinin bu merkeze göre anlam ve değer kazanmasıdır. İslâm âlimleri iman olgusunun mahiyeti hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: Ehl-i sünnet kelâmcılarına göre imanın esası kalbin tasdikinden ibarettir, çünkü âyet ve hadislerde iman dilin ikrarına değil kalbin tasdikine bağlanmıştır (5/Mâide: 41; 16/Nahl: 106; 49/Hucurât: 14; Müslim, İman, 41). Tasdik imanın hakikatini oluşturur. Mürcie, imanı “bilgi(marifet)” veya “ikrar” olarak tanımlar. Allah’a karşı kalben boyun eğmek, O’ndan korkmak, Allah’ı sevmek gibi kalbî fiillerdir. Mutezile ise imanı kalben inanmanın yanında büyük günahlardan kaçınmak şeklinde tanımlar. Bu inanışın tabi sonucu olarak büyük günah işleyen kimse şayet tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemde kalır.

Allah mü’minlere yardım edecek ve başarıyı nasip edecektir, çünkü onlar Allah’tan başkasına asla ibadet etmez; namazlarını (ibadetlerini) müşriklerin göstermelik ibadetleri gibi değil, sadece Allah’a yönelik ve huşu ile kıllarlar. Müşriklerin eziyetlerine, sataşmalarına sabırla tahammül eder, inançlarında sebat gösterirler. Kendilerini her türlü kötülükten arındırmak için çaba sarfederler. İffetlerini titizlikle korur, kendilerine helal kılınmış eşleri dışında kimseyle ilişkiye girmez, zina etmezler. Allah’ın bu konudaki sınırlarını aşmazlar. Müminler, emanete riayet ederler, daima Allah’a ibadet ederler, namazlarını düzgün kılarlar. İşte bu felaha ermiş Müminler, Firdevs cennetine girmeye hak kazanacak ve orada sonsuza dek kalacaklardır. (Tevhid Mesajı, Mü’minûn,  1-11)

Hz Muhammed’in peygamberliğine ve ilahi mesajlara iman eden, Allah’a şirk koşmayan, rableri karşısında hesaba çekilmenin mesuliyetini duyarak O’nun emirlerine uygun yaşayan, sahip oldukları nimetleri yoksullarla paylaşan, Allah’ın emirlerine uyma konusunda birbirleriyle yarışanlar elbette bu yaptıklarının ödülünü alacaklardır. (Tevhid Mesajı, Mü’minûn: 57-61)

Mü’minler; cahillerden, zalimlerden, kâfirlerden ve münafıklardan değildirler. Allah’a, Resulüne ve Kitaba iman ederler, insanları kendi zanlarına değil, Allah’a, Resulüne, Kitaba çağırırlar. Kibirli olmaktan ve insanları küçümsemeden kaçınırlar. “Apaçık ayetleri” bırakıp “müteşabih” ayetlerin peşine düşmezler. Dedikodu ve gıybetten uzak dururlar. Merhametleri gazaplarından, sevgileri nefretlerinden büyüktür. Müslümanlığı sevdirmeye, insanların kalbini Allah’ın dinine ısındırmaya çalışırlar. Tebliğ eder, örnek olurlar. Gerek dini tebliğ de (dışa dönük) gerekse dinin muamelatının yerine getirilmesinde (içe dönük) asla zorlamaya başvurmazlar. Totaliter ve faşizan bir dil kullanmazlar. Baskı ve tehdit yoluyla belli bir dinî yorumu dayatma yoluna gitmezler. İttifak ettikleri konularda birlikte hareket eder, ihtilaf hallerinde birbirlerine anlayış gösterirler. Kolaylaştırıp güçleştirmezler. Sevdirip nefret ettirmezler. Din büyüklerini İlah ve Rab edinmezler. Allah’ın kendi elleri ile zalimleri cezalandırması, mazlumlara yardım etmesi ve Allah’ın rızasının tecellisi için dua ederler. İnsanlar onların ellerinden, dillerinden ve yaptıklarından emindir. Hükmettikleri zaman adaletle hükmederler.

Rabbim! Mağfiretinle muamele ederek bizi kötü durumlara düşmekten koru! Rahmetinle muamele ederek her türlü iyiliğe ulaştır; çünkü sen merhametliler en merhametlisisin. (23/Mü’minûn: 118)

Bir rol model olarak mü’minlerin Kuran’da zikredilen bazı özellikleri:

1- Yalan söylemezler, aldatmazlar;  aldatmanın en aşağılık şekli olan “Allah ile aldatma”nın semtine uğramazlar.       (31/Lokman: 33)

2- Mü’minler Allah anıldığında yürekleri ürperir, Allah’ın ayetleri okunduğunda imanları artar ve yalnız Rablerine        güvenip O’na dayanırlar. (8/Enfal: 2)

3-Müm’minler Allah ile birlikte başka bir tanrıya kulluk etmezler,  Allahtan başkasından yardım istemezler, Allah’a      asla şirk koşmazlar.  (25/Furkan: 68)

4- İffetlerini korurlar (23/ Mü’minun: 5) ve zina etmezler. (25/Furkan: 68)

  1. Mü’minler namazlarını huşu ile gönüllük esasına dayalı ve duyarlılık ile kılarlar. (23/Mü’minun: 2)
  2. Mü’min, Allah’a şükürden hemen sonra gelen anne babaya şükretmenin bilinci ile (31/Lokman: 14) onlara, serzenişin en makul şekli olan“öf” bile demez, onlara iyi ve güzel davranır. (17/İsra: 23)
  3. Boş işlerle uğraşmazlar ve anlamsız şeylerden tümüyle yüz çevirirler. (23/ Mü’minun: 3)
  4. Mü’minler Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad ederler ve muhacirleri barındırıp onlara yardım ederler. (8/Enfal: 72)
  5. İman edenler, bir kısmı günah olduğu için zandan çok sakınırlar. Birbirlerinin ayıplarını araştırmazlar. Bir tür manevi yamyamlık olduğu için insanların arkasından gıybetini etmezler. Çok merhametli olan Allah’a saygılıdırlar. (49/Hucurat: 12)

10- Rahmân’ın has kulları olan mü’minler vakurdurlar, alçak gönüllüdürler.  Cahillerle tartışmaz ve onların                    sataşmalarına “Selâm” der geçerler. (25/ Furkan: 63)

  1. Mü’minler doğru bildiği konularda ve mücadelesinde hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. (5/Maide: 54)

12- Namazı düzgün ve sürekli kılar ve zekâtı verirler. Söz verdikleri zaman gereğini yerine getirirler. (2/Bakara:          177) Emanete ve ahidlerine sadıktırlar. (23/Mü’minun: 8)

13- Mü’minler hayatlarında karşılaştıkları sıkıntılara, darlığa, hastalığa ve savaşın getirdiği zorluklara karşı                  sabırlıdırlar. Baskılara boyun eğmezler. (2/Bakara: 177)

14- Mü’minler yetimi kollayıp gözetir,  onu itip kakmaz ve yetimin hakkını asla yemezler. (4 /Nisa: 2)

15- Mü’min malı çok sevmesine rağmen zekâtını vermekten imtina etmez.  (2/Bakara: 177)

16- Secdenin yüzlerinde bıraktığı etkiden tanınan mü’minler, kâfirlere karşı kararlı ve tavizsiz, kendi aralarında            ise son derece merhametlidirler. (48/ Fetih: 29)

17- “Onlar, utanç verici bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine haksızlık ettikleri zaman Allah’ı anar ve                           günahlarının affı için yalvarırlar.” Günahta ısrar, günah işlemekten daha büyük günah olduğu için bunu bile           bile günah işlemekte ısrarcı olmazlar.  (3/Al-i İmran: 135)

18- Mü’minler müşriklere ve taptıkları putlarına küfür edip sövmezler. Bilirler ki böyle bir çirkinlik                      y            yaparlarsa müşrikler de dönüp onların Allah’ına söverler. (6/ En’am: 108)

19- Mü’minler birbirlerinin kardeşidirler. Birbirlerini bırakıp da kâfirleri dost/veli edinmezler. (3/ Al-i İmran: 28)

20- Allah, güzel davrananları sevdiği için mü’minler de bollukta ve darlıkta hayır için harcarlar, öfkelerine hakim           olup insanların kusurlarına bakmazlar. (3/ Al-i İmran: 134)

21- Mü’minler hiç şeyi Allah ile bir tutmazlar, anaya babaya iyilik yaparlar, rızkı verenin Allah olduğuna                        inandıkları için yoksulluk korkusuyla çocuklarını öldürmezler. İster açıktan isterse gizliden gizliye olsun fuhşa        yaklaşmazlar ve Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymazlar. (6/ En’am: 151)

22- Mü’minler din tüccarlığı yapmaz,  dinden ve dindarlıktan para kazanmaz, Allah’ın ayetlerini az bir pahaya              satmazlar. (3 /Al-i İmran: 199)

23- Mü’minler, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek: Müslüman olduğunu beyan edenlere “Sen mümin        değilsin!” demezler. (4/Nisa: 94)

24- Hak ve hukuka son derece titizlik gösteren mü’minler ölçme ve tartmayı tam yaparlar. (6/En’am: 52) Eksik            ölçüp eksik tartmaz.

25- İnsanların apaçık düşmanı olan Şeytanın peşinden gitmez ve yeryüzündeki her şeyin helal ve temiz                      olanlarından yer (2/Bakara: 168), pis ve murdar olana tenezzül etmezler.

26- Rahmanın has kullar mü’minler, yalancı şahitlik etmezler, boş sözlerin konuşulduğu yerlerden hiç oralı                  olamadan geçip giderler. (25/Furkan: 72)

27- Mü’minler Adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimselerdir.   Haklarında şahitlik ettikleri                  kimseler zengin de olsa, fakir de olsa ve şahitliği kendisi, anne-babası ve akrabası aleyhinde de olsa -Allah          onlardan daha yakın olduğu için- adaletten sapmazlar.   Şahitlik ederken dilini eğip bükemeden doğruyu                söylerler. (4/Nisa: 135)

28- Antlaşma yaptıklarında vermiş oldukları sözü tam yerine getirirler. Kefil olarak Allah’ı gösterdikleri yeminlerini        bozmazlar. (16/Nahl: 91)

29- Mü’minler Allah-kul ilişkilerinde verdikleri ahidlerine sadıktırlar. Allahtan başkasına kulluk etmeyeceği sözünü        tutarlar. (13/Rad: 20)

30- Dehşeti her yeri kaplayacak bir günden korktukları için adaklarını yerine getirirler. (76/İnsan: 7)

31-  Mü’minler Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden “infak” ederler, hayırlı işlere harcarlar. (8/Enfal: 3)

32- Geceleri az uyurlar. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler. (51/Zariyat: 17-18)

33- Mü’minler, açıklandığı zaman hoşlarına gitmeyecek şeyleri sormazlar. (5/Maide: 101)

34- Mü’minlerin idari işleri aralarında şura iledir. Kararları danışarak alırlar. (42/Şura: 38)

39- Mü’minler Allah’ın uğrunda savaşırlar; kâfirler ise tâğût/Allah’a karşı gelenin uğrunda savaşırlar. (4/Nisa: 76)

40-  Mü’minler hak olan Kur’ân’ı, gerçek dışı sözlerle örtüp gizlemezler. (2/Bakara: 42)

41- Mü’minler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda, Allah’ın rızasını kazanmak için cihad ederler. (49/Hucurat:          15)

42- Mü’minler insanları iyi ve doğru olanın yapılmasına özendirir, teşvik eder, kötü ve zararlı olanın yapılmasına          engel olurlar. (9/Tevbe: 71)

43- Mü’minler, Rableri tarafından Nebîlere ne verilmişse hepsine inanırlar. Hiçbirini diğerinden ayırmayan ve              Allah’a teslim olmuş kimselerdir. (2/Bakara: 136)

44- Mü’minler, hayırlı işlerde ve iyilikte birbirleri ile yarışırlar. (23/Mü’minûn: 61)

45- Mü’minler, sadece Allah’tan yardım isterler ve yalnızca O’na ibadet ederler. (1/Fatiha: 5)

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı