GenelYazarlardanYazılar

Müslüman Olmak Hayata Dokunmakla Olur

Bir karamsarlık, olumsuzluktur almış başını gidiyor; kimse kimseye güvenmiyor, herkesin dilinde bir negatif söylem, hep bir dert yanma, hep çaresizlik, insanın içi kararıyor, kime dokunsanız patlayacak gibi, adeta yok mu bir çare/kurtarıcı diye feryat edip haykırıyor toplum. Bu toplum bu haliyle nereye varır kestirmek de zor ama bir şey var ki, o da umudunu yitirmiş bu topluma yeniden umut olmak!

Peki bu nasıl olacak ve kimler yapacak?

Bir asırdan fazla bir zamandır, birileri tarafından batı değerlerinin taşeronluğunu yapanlar, türlü desiselerle benimsetmeye çalışınlar, bu toplumu istedikleri gibi bir türlü dönüştüremediler, batı kültüründen kopyalanan proje tutmadı, bu seküler ahlâk bizde hep iğreti durdu, yapısı gereği toplumun değerleriyle uyuşmuyor bundan dolayı toplumu sürekli geriyor, bu gerginlik insanları agresifleştiriyor ve sonuç ortada…

Peki, İslam bu toplumun derdine tekrardan çare olur, Müslümanlar bunu başarabilirler mi?

İslam’ı ritüel olarak görüp, onu üçe beşe indirgeyerek, atasından gördüğünü din zannederek yaşayanların bu umudu vermesi zor görünüyor. Eğer öyle olmasaydı, bugünkü bu manzarayla karşılaşmaz insanların umut filizlerini yeşertir, beklentilere cevap verirdi. Çünkü atadan kalma/atalar dini ‘tarihseldir’, çağın gerisinde kaldığı için sorunlara çözüm üretemez. O yapısı gereği sorgulamadan teslimiyet, tam bir itaat ve mukallit ister…

İslam’ı; her çağda yaşanabilir ve her an hayatın içine dokunan, onu baştan aşağı kuşatan, her alanında çözümü olan bir dünya görüşü olarak algılarsak/kabullenir isek bu mümkündür.

Müslüman; Allahtan başkasına asla köle olmayan, insanları da buna çağıran, akrabalık bağlarını kesmeyen, komşusunu gözeten, yetimin başını okşayan, yolda kalmışı yoluna koyan, mazlumun yanında-zalimin karşısında duran, kendi aleyhine de olsa asla haktan taviz vermeyen, kandırmayan/kandırılmayan, ahdine riayet eden, fesat-ifsadı engelleyen… kısacası hiçbir amelinin karşılıksız kalmayacağını bilen, ‘bana ne’ demeyen duyarlı/sorumluluğunun farkında; yapması gerekeni veya yapmaması gerekeni en güzel şekilde yapmaya çalışandır. Ve bunu güzel bir örneklikle sergilediğimizde en azından kendimize umut olduğumuz gibi, bizden sonra gelecek olan nesillerimize de miras olarak örneklik serdedendir.

Yaşadığımız çağ, görünür yaşanan bir çağ olması hasebiyle, rabbimizin bizlere bahşettiği ‘İslam nimeti’ biz kulları üzerinde görülmesi gerekir ki, göründüğünde sahibi ‘Allah’ hatırlansın.

İslam’ı hayata aktarırken de bir tek değerimiz/hesaba katacağımız varlık O olmalıdır. Allah dışında her ne var ise; hevâ (istek ve arzularımız), kültürümüz/örf ananemiz/toplumun kınamsı dahil hiçbir şey bize engel olmamalı, olmaya kalkanları da “LA” süpürgesiyle süpürüp atılması gereken yere atmalıyız…

Bu çağın insanının meylettiği/değer atfettiği şeylere meyletmemeliyiz; lükse, markaya, görünür/riyakâr yaşamaya, eşine, aşiretine, işine gereğinden fazla değer vermemeliyiz. Helalinden kazanıp sağlığı elverdiği müddetçe hiç kimseye el açmamalıyız, hele hele Allah’ın dinini kullanarak dünyalık elde etmeyi hiç düşünmemeliyiz. Almayı değil vermeyi ‘üstünlük’ bilmeliyiz, ‘kendisi ihtiyaç sahibiyken’ bile tasadduk eden, darlığın da varlığın da imtihan olduğunu farketmeliyiz ve “O (Allah’tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar/verirler, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.” “ Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (EAl-i İmran 134, Enfal 3) Darlıkta da varlıkta da hayata dokunan güzel örnekliğin nasıl olması gerektiğini artık göstermeliyiz…

Müslümanlar örnek topluluk olmayı başarabilmeleri için tarihlerinde örnek model anlamında o kadar çok materyale sahipler ki, bu konuda kimseye bir şey sormalarına bile gerek yok; Kur’an’ı Kerim başta olmak üzere ve onun pratiğini bize bizzat yaşayarak gösteren resullerin örneklikleri ve onların en sonuncusu Muhammed aleyhisselâm’ın hayatı herkes tarafından az veya çok bilinmektedir. En başta, bu çağın cahiliyesini tanımak, bütün unsurlarından arınmak ve hayatı doğru okumak için o bize en güzel örnektir. Kur’an bu konuda şöyle buyurur “Nitekim aranızdan size bir rasul gönderdik: O size ayetlerimizi okuyor, sizi arıtıp temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor; yine size daha önce bilmediklerinizi öğretiyor.” (Bakara, 2/151)

Cahili pisliklerden hayatını arındırmak isteyenler; Mekke’nin İslam öncesinde onların yaşadığı hayatın bilmesi gerekir ki, İslam sonrası onu kabullenenlerin hayatlarının nasıl dönüştüğünü anlayabilsin! Kur’an onların hayatlarına bir dokunmuş ve onları öyle bir dönüştürmüş ki, belki de yeryüzüne onlar gibisi bir daha gelmemiştir. Çünkü onların direk vahye muhatap oluşları, birçok ayetin kendileri, tanıdıkları kişiler ve yaşamakta oldukları hayat hakkında inmesine bizzat şahit olmaları, inananları muhatap alan konularda başlarında örnek model (resulullah) olması onların anlama konusunda işlerini biraz daha kolay kılıyordu. Bu bağlamda bizden daha avantajlı durumdaydılar diyebilir miyiz(?!) Bizlerin onların durumunu biliyor oluşumuz (Sebeb-i Nüzul) gibi, bunun üzerine birde onların kâinat/eşya (kevnî ayetler) hakkında bildiklerinin üzerine tarihi birikimlerimizi de katarsak belki de şu an, onlardan on kat daha fazla biliyor oluşumuz bizim Kur’an’ı anlamamızı daha da kolay kılmaz mı? Biz de bu konumumuzla onlardan avantajlıyız desek yanılır mıyız?

Bilgisiz iman olmadığı gibi, çok şey bilmek de insanı imanlı kılmıyor! Ama burada şu soruyu sorup düşünmeliyiz: O ilk neslin iman ettiği gibi iman ediyor muyuz? Demek ki imansız bilgi insana felaketten başka bir şey getirmiyor! Demem o ki; onlara yol gösteren kılavuz bizimde önümüzde duruyor. Biz de onlar gibi örneklik sergilediğimizde bir yerlere varabilir, gelecek nesillere umut olabiliriz…

“Ant olsun ki, sizden Allah’a ve Ahiret Günü’ne kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça ananlar için, Allah’ın Rasul’ünde iyi bir örnek vardır.” (Ahzab 21) Örneğini tanıyan için neyi nasıl yapacağını bir başkasına sormaya gerek var mı? O zaman kendimizi muhatap kabul edip; ‘Allah bana neyi emrediyor, neyi nehiy ediyor ve Muhammed bu emirleri hayata nasıl geçiriyordu? İşte sünnet de zaten budur.

Kur’an penceresinden O’nun hayatına baktığımızda; hangi konum ve şarta olursak olalım bizim sıfatımız ne olursa olsun, hangi durum içinde bulunursak bulunalım, günün her deminde her vakit ve anda Muhammed aleyhisselâmı bizim için en mükemmel bir mürşit ve en güzel bir rehber olarak buluruz…

Allah resulü ilahi mesajın hedeflediği insan modelinin tecessüm etmiş, ete-kemiğe bürünmüş ve fiili olarak yaşanmış halidir.  Kur’an Muhammed aleyhisselâmı insanlığa bir örnek model olarak sunmuştur. “Biz, seni bütün insanlık için sadece bir rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107) “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem 4) O yaşayan Kur’an’dır. O’nun yaşayan Kur’an olması, Kur’an’ı hayatının vazgeçilmez bir parçası yapması, ruhunu ve davranışlarını Kur’an ile şekillendirmesi sebebiyledir. Kendisine O’nun ahlakını soran kimselere Aişe annemiz: “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı, Kur’an’dı.” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 26) diyerek kızmıştır. (Demek ki, Kur’an’la çelişen davranışı sünnet değildir.)

Muhammed ve O’na inananları dönüştüren şey; Kur’an ise. O, şu an bizlerin de elinde! Bizlerde onlar gibi iman eder, imanımızın bizden istediklerini hayata taşır/yaşar isek, tekrardan insanlığın umudu olabiliriz. (kasas 5) Bunu başarmak için katışıksız (şirksiz) iman gerekir. Çünkü iman; emin olmak, güven duymaktır. “Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal 2) Mü’min’lik iddiasında bulunan kişiye “Allah’tan kork” denildiğinde, bu uyarı onu firenlemiyorsa, o imanını sorgulasın.

Hayata dokunmayan, tatmin edici çözümlemeler üretemeyen afaki söylemler insanlarda ciddi manada makes bulmaz. İnsanların su zannederek içtikleri şeyi su olmadığını anlatmak yerine temiz suyu tattırmak saatlerce konuşmaktan evladır. An itibariyle çok konuşup da az iş yapıyor oluşumuzun akamete uğraması ondandır! ‘Öğüt vermenin yolu uzun, örnek olmanın yolu kısadır.’ (Ö. Yıldız)

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana–babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisa 36) Bu ve buna denk birçok ayet var direk hayatın içine dokunan. Şu ayeti anlayabilmek ve yaşamak için, çok şey bilmeye veya birilerine sormaya gerek var mıdır?

Bizler hayatta varlığımızı görünür kılıp, toplumun maddi manevi yaralarına merhem sürebiliyor, iyiliği emredip kötülüğe engel olabiliyor, fesadın ve ifsadın yaygınlaşmasını önlemeye çalışıyor ve bu yolda imkânlarımızı seferber edebiliyor isek, o zaman biz varız demektir. Her ne kadar toplumda kötü temsiliyet, gdo’lu Müslümanlık olsa da ‘kötü örnek emsal teşkil etmez’ kaidesince, biz bunu da olumlu yöne dönüştürebiliriz. Topluma örnek diye gösterilen veya örnek olduğunu iddia edenlerin sahte, gerçek olmadığını ancak doğru örneklik; Kur’an’ın hayata nasıl dokunduğunu bizzat gösterdiğimizde, hak ortaya çıkacak ve hak suretine bürünmüş batıllar yok olacaktır. Bundan dolayıdır ki, bu bizim kurtuluşumuzun sebebi (Al-i İmran 104) ve ertelenemez sorumluluğumuzdur. ‘Demek ki gerçek İslam/Müslüman bu imiş dedirtmeliyiz.’  Vesselam.

Not: Bu makalenin daha iyi anlaşılması için, bir yıl önce yazmış olduğum şu makalenin de okunmasını salık veririm. http://www.iktibascizgisi.com/ogut-vermek-kolay-ornek-olmak-zordur/

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Kalemine yüreğine sağlık inşallah dediğin ve belirttiğim gibi Allah kuran yolunda İslam’a sarılmayı yaşamayı nasip etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir