GenelYazarlardanYazılar

Müslüman Zamanı Vakti Kuşanan İnsandır

İnsan kabul ettiği düşüncenin bir parçasıdır. Onunla anılır, anıldığı düşünce sisteminin canlı temsilcisi olarak bağımsız değildir. Artık o sizinle, siz onunla anılırken, İsabet ve hatanız; birlikte fatura edildiğiniz, birlikte mükâfatlandığınız bir müessese gibisinizdir.
O halde;

“Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir. “(Enam 159)

İnsan bu! Bencil, egoist.

Din parçalama, fırka ve fraksiyonlara ayrılma konusunda oldukça mahir.

Bencillik öncüsü.

Kaçınılması gerekenler ile yarışılması gerekenlerin Kuran da, tek tek sayıldığı halde, buna rağmen parçacı, benmerkezci, sözde yenilikçilik; dini ve kendisini çekilmez hale getirmektedir.

Muhammed(as)ın Rabbine ve ona iman edenlerin reddetmesi gereken bir karakter. Hem de hiç bir şart ve şekilde ilişkisi olmaması gereken. Ve bu kusur yüzümüze vurulduğunda sonucun ne olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Allah ile aldata-bilecekleri beyan edilmiştir. ‘Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaatlerde bulun.’ Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez. (17/ 64) .Bu tarz yaklaşımlar dini parçalamaya veya ihmal etmeye çalışan tutumlardır..

İnsanlık için zül olan aldanma ve aldatma tüm toplumu kemirmektedir. İlahi ihtar oldukça sert olmakla beraber, oluşmuş “Din adamları “Allah ile aldatırken, cahil bırakılmış kitlelerde aldanmaktadırlar…

Siyasi gelecek, istikbal hesapları, aldanma ve aldatma için en güzel argümanlar olmaktadır. Müesses bir kurum haline gelmiş. Basit, dipsiz, delilsiz, mesnetsiz söylemlerle aldanan halklar, sormaz sorgulamazlar. Hatta sorgulayamazlar. Saygısızlık olarak addedilen bu fiilin bizim hayatımızda yeri kalmayasıya terk edilmiş!

Dini parçalamak, Allah ile aldatmanın tabii sonucu olmaktadır. Bozgunculuk, yalan ana karakter olarak karşılaşılan özelliklerdir.

O halde bu eksende Rabbimizin “Yoksa siz Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediniyorsunuz?” hitabı, delilsiz ve nefsanî teviller yoluyla hidayeti terk eden Ehli-i Kitaba da, Müslümanlığını zedeleyen veya örtmeye çalışanlara da yöneliktir. Kitap dışı kaynakları din edinenler, nefislerine uyan, uydurma rivayetler ile gerçeği örtmeye çalışmaktadırlar.

Kuran temelli “sabiteler” ve “Kuran’dan dersler çıkararak yapılan hükümlere dikkat etmeksizin dini alana, Kuran sınırı dışında yorumda bulunmak tamamen nefsanîliktir, delilsizliktir veya Yahudilerin kelimeleri yerlerinden değiştirmesi gibi,

“Kimi Yahudiler, kelimeleri ’konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: “Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ’Raina’ bizi güt, bize bak” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ’Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. (4/46) ölçüsüz tevilciliktir. Bu süreç maalesef günümüzde kurumlaşmış yapılar ve Ehli Sünnet (!)cemaatleri içinde gerçekleşmektedir !.

Ve ilahi ikaz “Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir.”6/159 İşimizin Allaha kalmaması için; Kuran ve pratik sünnet temelli sabitelerinden ve ona bağlı olarak üretilen içtihatların değişkenlerin’ Mutlaklıktan öte değişebilirliği öncelenmelidir.

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. inşirah..5-6.

Rabbimiz dini parçalayan ve “gruplara ayrılanlarla ilgili ayette, İslam’ın ilahi olan sabit değerlerini tartışan, muhkem ölçülere dayanmayan ve nefsanî yorumlarını, reylerini piyasaya ilmi bir içtihatmış (mutlaklık) gibi sunan saptırıcılarla ilişkimizi kesmemizi istiyor.!)

Çünkü bu kişilerin çoğunluğu Kuran’ın ve İslam’ın muhkem değerlerine rağmen zan ifade eden delilsiz felsefi ve nefsanî görüşlerini piyasaya ilim olarak sunmaktadırlar. Veya İslam’ı öncelikle muhkem ölçüleri ile yaşamak yerine, vehim ve zanna dayanan görüş ve felsefelerini asıl gündem haline getirmeye çalışmakta veya lüzumsuz öteleme (kavga) ortamları oluşturmaktadırlar.

Modern din (!) projesi (ılımlı İslam )üretenler, üretmek isteyenlerin projeleridir. Gerek siyasette hukukta, Allah’ın müdahil olmaması gerektiğini, dünün Allah düşmanlarının toplumun kurtarıcısı olduğunu! Bu bağlamda siyasal söylemlerin Laik şirkten yana kaydırıldığı, övgülerin demokrasi adına pazarlandığı, Vicdanların dışına taşamayan bir seküler laik din!)

Ayrıca Rabbimiz bu tür batıl veya sanal gündemlerle oyalanmamamızı, selam verip geçmemizi “O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman “Selam” derler. (25/63); yoksa rüzgârımızın kesileceğini “Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (8/46) belirtmektedir.

Toplumda boş yere israf edilen konuların başında gelenlere bakın;

Musa ya deniz yarılmamış! Dehliz (tünel) kazmışlar.

Yani tüneller kazarak denizin altından geçmişler.?

İnsaf !

Yiyecek ekmeği olmayan midelerinden mahkûm olan insanların yapamayacakları şeyi nasılda yakıştırıyorlar !)

İbrahim’i Ateş yakmadı! Yakmamış, atılmamış! Sıkıntıdan ateş basmış.

O ateşe serin ol aspirini? Vermiş ..

Bir sözde Nuh’a (as) gemi yok. Ormanda gemi üretilmezmiş!

Âdem ilk insan değil. İsa babasız doğmadı, beşikte konuşmadı!

Gibi salt akılcı algıların ürettiği zaman israfı ve Allah ile aldatmaya yol arayanların söylemleri.

Teknik olarak itikadi bir konuda, Ayetin anlattığına iman edilir, edilmesi gerekip yorum yapılmaz, yapılmamalı iken, Gaybı TAŞ layanlar, karanlığa söz edenler. Allahın bildirmediği bir Gayb (metafizik) haberi kendi yanlarından bir kitaptan okurcasına yorumlayanlar da “Allah ile aldatırlar.

“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz? Enam 50.

“Yoksa siz Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediniyorsunuz?”

O’ ona Vahiy edilene uymaktan gayrı bir görev vazife yüklenmemişken,bakar körler gibi akıllarından geçenleri sanki O’ kendi yanından metafizik (gaybi) olayları yormuş yorumlamış gibi O’na nazire yaparcasına görüşler üretmektedirler..” Ben, sadece bana vahyolunana uyarım.

”Peki BİZ de onun gibi olmakla emir olunmuş değil miyiz? Sonunda Kınanıyoruz!” Hiç düşünmez misiniz? Diye.

Batıl sanal. İnsanların oyalanmaktan gayrı işine yaramayan gündemler. Müslüman zamanı, vakti kuşanan insandır. İsraf etmez.

Öyle bir Kuran okuyuşu ki; Okuduğu kitabı kendisine uydurma azminde.

Hal bu ki;

Kuran; Anlayarak,aslından sapmadan, kendimize uydurmadan,ona uyma azmi ile,“Okuyana sorumluluk, okunan sosyal yaralara ilaç, mazlumlara umut, zayıflara adalet, zalimlere korku vermiyorsa bu okuyuş yanlıştır….

Okuyup, okumuş olmaktan ziyade sorumluluktan kaçmaya çalışmak! Hiçbir sosyal yaramıza dokunmadan, mazlumun ezilmesine göz yuman, ezilen zayıf bırakılmışları daha da ezen zalim sistemlere övgüye dönüşmektedir.

Doğru okuyuşu hayatına aktaran resulde, En güzel örnekler vardır…

O okuduğu kitabın ayetlerini bire bir hayata uyarlama mücadelesindeydi.

Zalimler, Müşrikler Faslıklardan destek alamadığı gibi, aksine onların aleyhte kampanyaları ile karşılaştı. Bu gün de Şirk ideolojisine taraftar olanlar, dünün müşriklerinden farksız. Tüm çağrı vasıtalarını kullanarak Saf dini anlaşılmasına mani olmaya çalışmaktadırlar.

O halde. Biz vakti lehimize işletmeliyiz. Akılcılık yerine akıllı olmalıyız. Akıllı olmak; Aklı vahye teslim etmektir.

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı