GenelYazarlardanYazılar

“Müslüman’ız Ama (!) Mümin !) değiliz?

Öteden beri zihnimi kurcalayan bir soru vardı. Müslümanlar neden zilletin dibini sıyırıyorlar?
Allah onları kulundan saymıyor mu?

Onlar Allah’a Elçisine Kitabına iman ettikleri halde, İslam’ın ibadetlerini yerine getirmelerine rağmen, neydi bu aşağılanma!

Gelenekleri anında yıkabilseler!)  Sanki Allah’a dinini Al başına çal diyecekleri gibi bir hisle yaşıyorum.

Müslümanların yaşadığı ülkelere baktığımda, görebildiklerim hakikaten üzüntü ve elem verici.

Rabbim.

Soruma cevap vermeli ki içimi yiyen bu sıkıntıdan kurtulmalıyım. Hem de sorunun ana kaynağına inip en azından sorunlarımızın nedenini bilmenin, problemi çözmeye yarayacağı gerçeğinden hareket edebilmeliyim.

”1. Allah kullarına neden yardım etmiyor.
“2. Allah Müslüman’ım diyen kullarını görmezden mi geliyor?

Belki her iki soru da doğru. Eğer iki sorunun cevabı doğruysa bunun cevabı bulunmalı değil mi? sebebi nedir.?

Hani derler ya deli sorular diye.. Deli olsa daha ne deli edici sorular.

Belki sorunsalımıza bir nebze faydası olabilecekse, bu ve benzer soruları tez elden üretmeliyiz.

“Allah, Müslüman’ım diyen kullarını görmezden mi geliyor?

Hayır, görmezden gelmiyor, onlara da çağdaşlarımıza da cevap veriyor.

“Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Yani Mümin değilsiniz. Müslim oldunuz(teslim oldunuz) Müslüman olmakla mümin olmanın arasındaki farkı henüz bilmiyorsunuz. Toplum olarak biz de bilmiyoruz. Bunun için de konuyu irdelemek maksadı ile soru sorup cevaplar oluşsun, bu sonuca götürürse ne ala, yoksa yeni sorular üretip mustazaf bırakılmış toplumların sorununa çare olabilecek düşünce ürünleri üretmenin yollarını arayalım.

Görmezden gelmiyorsa, O halde onlar niçin sıkıntı ve yokluk içindedirler?

Zillet tepelerine yağmur gibi yağıyor?

“Neden yardım etmiyor sorusuna verecek cevabımız olması lazım. Hem de Onun kitabından. Onun kavliyle.
Kur’an-ı Kerim açıklıyor.”

Çünkü Müslümanlar, müminler merhalesine yükselemediler. Yani teslim oldular, oldukları gibi duruyorlar.. Hiç bir değişiklik yok onlarda.

Bedevilerin aksine. Onlar bulundukları olumsuzlukları her geçen gün geride bırakarak yaşadılar. Bizler ise her geçen gün olumsuzlukları yüklenerek yaşıyoruz.

Terk etmemiz gereken düşünceleri ve ona bağlı olarak davranışları muhafaza etmeye azmetmiş gibi yaşıyoruz.

Aksi halde. “ Gerçek Mümin olmaya çalışana Allah ; ““Biz müminlere yardım etmeyi üzerimize borç kıldık” (Rum 47). Borçlandırıyor kendisini.

O verdiği her sözü tutar. Hem de hiçbir şey, kimse, güç ona mani olamaz.

Mümin olamayışımıza bakmıyoruz. Ve neden bu hallerdeyiz diye şikâyette bulunuyoruz. Bakıp kıyas yaptığımız milletler, ümmetler kavimlerin karşısındaki halimize.

Niye yardım etmediğini az da olsa anlayabildik sanıyorum..

Ama bitmedi.  Allah’ın istediği gibi  mümin olabilseydik, diğer ümmetler ve halklar arasında daha önemli ve saygın bir konumda olabilirdik..

Allah Teâlâ diğer milletlerin onların üzerinde herhangi bir hâkimiyet, baskı, otorite kurmalarına izin vermezdi.

“Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141) Delili Allah’ın ayetidir: Allah doğruyu söylediğine göre, aksine bir hayat, yaşam, zilletin sorumlusu, Mümin olamayıp Müslim (Müslüman)olduğu gibi yerinde sayanlar değilse kimdir.

Allah bizimle beraber değilse, horlanmaya devam edeceğimiz gerçeğini bir yere not etmeliyiz. Aksini düşünemiyorum.

Ama yine O’ bize şunu diyorsa ki; diyor. Allah; “Muhakkak ki Allah müminlerle beraberdir.” (Enfal:19).

Biz Müminleşme aşamasına henüz gelmiş değiliz. Hatta gelmemek için direniyoruz. Sonra da Allah’a el açıp bize yardım etmesini istiyoruz.

O cevaben sanki şöyle diyor. Mümin olun. Birlikte hareket edelim. O zaman sizin gören gözünüz, duyan kulağınız, eliniz ayağınız olursam, yani sizi her şeyinizle ben bilip desteklersem, izzete şan’a şerefe ulaşabilirsiniz. Aksini beklemeyin diyor.

Duyuyor, anlıyor muyuz.?

Ta ki; Müslümanlık aşamasını hızla kat edip, Müminlik aşamasında eksiklerimizi hızla ikmal edip yaşadığımızda.

Değilse ilahi hitabım muhatabı yine bizleriz.

“”Allah kullarına neden yardım etmiyor. Allah Müslüman’ım diyen kullarını görmezden mi geliyor? “““Onların çoğu mümin değildirler.”  Kimdir Müminler?

“Onlar: Tevbe eden, kulluk yapan, hamd eden, aktif, eğilen, secde eden, iyiliği savunan, kötülükten meneden ve Allah’ın yasalarını koruyan insanlardır. İnananları müjdele.” Akraba bile olsalar, ne peygamber, ne de inananlar, cehennem halkı oldukları kendilerine belli olduktan sonra ortak koşanlar için bağışlanma dileyemez. Tevbe 112.113

“Bu Kuran en iyi yola ulaştırır ve erdemli davranan müminleri büyük bir ödülle müjdeler. 17/9.

“Bir zamanlar biz İsrâiloğulları’ndan, “Yalnız Allah’a kulluk edeceksiniz; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin” diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz.2/ 83

Aynı Biz.!

Musa’nın kavmine verildiği söylenen on emir.

  1. Allah’tan başka ilâhların olmayacak. (yani şirk koşmayacaksın.)
  2. Kendin için oyma put yapmayacaksın. (Put üretmeyeceksin, nesnel veya zihinsel, fikri.)
  3. Allah’ın ismini boş yere anmayacaksın.( Her anış bir harekettir. Gereğini işleyeceksin)
  4. Cumartesi günü hiçbir iş yapmayacaksın. (Kutsal sayılan hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmayacaksın)
  5. Babana ve anana hürmet edeceksin. (Huzurevine bırakıp unutmayacaksın)
  6. (Değişik usullerle, şavaş ve biyolojik harp.)
  7. Zina etmeyeceksin. ( Etmemek yetmez, bu yolu tıkayacaksın.)
  8. Çalmayacaksın. /Modern hırsız olmayacaksın. Tüketim ve israf politikaları ile sömürmeyeceksin)
  9. Yalancı şahitlik yapmayacaksın.( Trol. Fanatizm gibi akıl ve iz’an dışılıkları tercih etmeyeceksin)
  10. Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin. ( En yakının sayılan birinin hukukunu, onların her şeyine vakıf olduğundan dolayı çiğnemeyeceksin).

Bütün bu gibi fiillerin üzerine bir o kadar daha ilave edip Allah’tan yardım beklemenin mantığı anlaşılır gibi değil. Mümin olmamakta ısrar ettiğimiz müddetçe de Allah halimizi değiştirmeyecektir. Biz sözümüzde durmazken, O niye dursun ki?
Biz sözümüzde duruyor muyuz?

Kur’an da Müminlerle ilgili ayetlere bakınca;

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.. (Ali İmran Suresi 110)

Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar. (Bakara Suresi 3)

Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. (Bakara 4)

Onlar, şüphesiz, Rablerine kavuşacaklarını ve (yine) şüphesiz, O’na döneceklerini bilirler. (Bakara 46)

Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” (Bakara 156)

Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler. Artık bunların ecirleri Rableri katındadır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara 274)

Onlar: “Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru” diyenler; Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve ‘seher vakitlerinde’ bağışlanma dileyenlerdir. (Ali İmran 16-17)

Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salih olanlardandır. (Ali İmran 114)

Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir. (mearic 33. )

Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. (FURKÂN suresi 72. ayet)

Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah, iyilik edenleri sever. (Ali İmran 134)

Ve yine onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler; günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatalarında bile bile, ısrar da etmezler. (Ali İmran 135)

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Ali İmran 191)

Peygambere indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Rabbimiz inandık; bizi şahidlerle birlikte yaz.” (Maide  83)

Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. (Enfal  2)

Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (Enfal  3)

İşte gerçek mü’minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (Enfal  4)

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe. 71. ayet)

Onlar, tevbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. (Tevbe  112)

Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri sözü bozmazlar. (Rad 20)

Ve onlar Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer, kötü hesaptan korkarlar. (Rad 21)

Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar içindir, bu (dünya) yurdun (un güzel) sonucu. (Rad  22)

Onlar, iman edenler ve kalpleri, Allah’ın zikriyle tatmin bulanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle tatmin bulur. (Rad 28)

Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (Hac 35)

Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir. (Hac.  41)

Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiç bir haksızlığa uğratılmazlar. (Mu’minun  62)

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz; Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği gönden korkarlar. (Nur  37)

Aralarında hüküm vermek için Allah’a (Kur’an’a) ve Resûlüne davet edildiklerinde, mü’minlerin söyleyeceği söz ancak, “işittik ve iman ettik” demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.  (Nur 51)

…Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. … (Nur  55)

Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır. (Furkan Suresi 67)

Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar. (Furkan 68)

Onlar, kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara kör ve sağır kesilmezler. (Furkan  73)

Müminler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (Hucurat  15)

Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar, bundan önce iyilik yapan kimselerdi. (Zariyat  15-16)

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardı. (Zariyat, 19)

Onlar, ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir. (Necm 32)

Evet dostlar.

Canımız tenimizdeyken, aklımızı başımıza devşirip. Tez elden kitabımızın kavlince yaşamaya azim ederek, bunu tüm toplumun katmanlarında hissedilmesini, ayrıca istem meydana getirebilmenin yollarının gayretini yaşamalıyız.

Müslüman olduk.

Bu sahaya “Dine girdik. Teslim olduğumuzu ispat etmek, yaşamak demektir. Aynı zamanda müminleşmektir. Başka yolu yok.. Tercihlerimizden son derece mesul olduğumuz gerçeğini bir kez daha görebilmek dileğimdir.

Müminlere selam olsun

Daha Fazla

İlgili Makaleler

5 Yorum

  1. Aleyküm selam abi.

    Hatırlatmaların için allah senden razı olsun. Mümin güven verendir, ne pahasına olursa olsun inadına iyilikler üzerinedir. Sahte ilahların ve ilahların yönlendirmelerinden haberdar/ farkında olandır. Sahte ilahlara tabi olanlarla ekonomik/sosyolojik/ siyasi tam savaşın içindedir. Bananeci değildir. Piyasa ne derse onu yapmayandır. Yalnız kalsada yaşantılarda ümitsizliğe düşmeyendir. Hiç kimseden beklenti içinde değildir. Planlı yaşayandır sahte ilahlarla savaşırken. Bunlar olurken öfkesine hakim olmak için rabbinden sürekli yardım isteyendir. Onun dinine yardım eden olduğunun bilincindedir mümin. Kuranı kitabını okumaya hep ihtiyaç duyandır ve onunla inşirah bulur. Çalışmak , üretmek, yorulmak kimliğidir. Ne güzel çalışmak yorulmak!! Elde ettiğinide sevsede ihtiyaç sahiplerine akrabalara vermek dahada kendisini yücelttiğinin farkında olması kendisi için ne güzel duygu.

  2. Merhabalar,

    Ne yalan söyleyeyim kaleminizin manidar tonundan öte mümin olmaya dair paylaştığınız ayetleri hatırladığımda hem Allah’ın rahmeti, şefkatinden, müjdelerinden daha önce olduğu gibi tekrar gözlerim doldu hem de gazabından, çarpıcı uyarılarından hükümlerinden dolayı daha önce olduğu gibi tekrar tüylerim ürperdi. Ümmetimizin, peygamberler ve onun dosdoğru şekilde bir inanan olmaya çalışmış kardeşlerinin bicümlesinin çizgisine olan yakınlığı malumumuz içler acısı. Tabi ki de el-Alim olan, el-Hakim en iyisini bilir fakat ümmetimiz içinde inanıyorum ki takva anlamında öncelikle Allah’ın rızasına ve sonrasında insanların takdirine şayan işler çıkaran az da olsa nice isimsiz ve pelerinsiz kahraman olagelmiştir seslerini duyuramadan, topluma malum olamadan hor görülmüş, ilgisiz bırakılmış daha da öteye gidersek işkencelere maruz kalıp unutulup gitmişler Rablerinin yanına. Takvalarından dolayı mümin merhalesine ulaşabilmeye çalışanlardan Allah razı olsun, onlara asla ölü demem onlar diridir fakat topluluklar nezdinde başarıları cezasız kalmamış, akıl almaz sindirmelerle, ötekileştirmelere maruz kalmışlar.

    Tüm samimiyetimle söylüyorum, şu kalplere sirayet eden Allah’ın kelamına ve onun pratikte uygulayıcıları olan tüm peygamberlerin çizgisine sımsıkı tutunmaya çalışmış olmasaydım şu dünyayı kendimle beraber herkesin başına yıkmıştım. Maruz kaldığımız bu sığlık çekilecek gibi değil. Yine de metanetimiz korumaya çalışıyoruz, her şey mübah demeden kötülükleri iyiliklerle savuşturmaya çalışıyoruz umarım Allah yüce katında kabul eder zira O yapılan tüm işleri hakkıyla bilir. Sonuçta, doğduğum zaman karşımda böyle bir çağ buldum, bana sorulmadı sen hangi çağda yaşamak istersin diye, kendimce çabaladım iniş çıkışlarım oldu fakat dosdoğru bir şekilde Allah’a yakınlaşmak istedim ve O’da bana hidayetiyle muamele etti ve uydurulmuş dinin/sahte tanrıların foyasını bana gösterdi. Kelimelerimin yetersiz kalacağı ölçüde bir özgürleştim ve gerçek kulluğa adım attım.

    Durum vahim, sonuçta güneşi balçıkla sıvayamayız böyle yaparsak yalnızca kendimizi kandırmış oluruz. Otuzlu yaşlara yaklaşan bir genç olarak endişem şudur ki belki çizgimizin tonuna yeterli ölçüde aşina olmayanlar nezdinde bir ağıt niteliğinde bir izlenim yaratma ihtimalini söz konusu. Hakkınızı helal edin, madalyonun parıldayan diğer yüzünü hatırlatmadınız tadında bir şey ima etmekten imtina ederim yalnızca çorbadaki bir çimdik tuz hesabı birkaç cümleyle bitirmek istiyorum.

    Hangi çağda hangi şartlarda sabır ile dosdoğru olmaya çalışıyor olursak olalım öncelikle Allah’ın hiçbir iyiliği zayi etmediğini, Allah’ın sevgiyle, saygıyla, merhametle, metanetle, kararlılıkla, vakarla, cömertlikle, peygamberlerin çizgisinde dosdoğru şekilde yürümeyi esas kıldığını unutmadan her çağda bir adım ileriyi hayal ederek yeni ufuklara yelken açarak, hayırlarda yarışarak Allah’ın rızasına ulaşmaya çalışmalıyız. İçinde bulunduğumuz durum ve şartlar ne olursa olsun öncelikle Allah’tan yardım dileyerek ve insanlara güzel söz söyleyerek yüreklerin ihtiyacı olan zikri bu nesle ve bizden sonraki nesillere hakiki anlamıyla taşıyacak icraatlerde bulunmalıyız, eserler üretmeliyiz, duruş sergilemeliyiz. Büyüklenerek, hakikate düşman olmakta ısrarcı davranan kimselere karşı vakar ile cihad etmeliyiz ve öğüt vermekten asla vazgeçmemeliyiz. Unutmayalım ki De ki: “Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” Tabi bizim niyetimiz esaslı ise: Eğer etraf batıldan geçilmiyorsa bilelim ki bu bizim ihmalimizdendir yoksa batılın kuvvetli olduğundan değil.

    Müddei iddiasını ispatla mükelleftir ve iddiamızın delili de şu olmalıdır. Karanlığın içindeki parıltıları yastık edinip zillete düşmeyi kabullenen bir pespayelikten çıkıp Allah’ın gökleri aşan aydınlığında istikametini belirleyen, O’nun lutfettiği kulluk şerefine halel getirmeden korkusunu yalnızca Allah’a özel kılarak emaneti taşıyan bir şimdiki zamanı ve geleceği inşa etmek.

    Selamların en güzel olan Tek Usta’nın selamı ile.

  3. Hamdi bey,
    Çok teşekkürler konu bütünlüğü kapsayıcı ayetleri koymanız isabetli olmuş….

  4. S.Aleyküm sevgili Hamdi akan abim

    Şu açıklamanıza istinaden verdiğiniz Yada topladığınız cevaplara istinaden şu soru aklıma geliyor.

    Madem ki tam teslimiyet ve müiminlik işin başında yatıyor ise Hz. OSMAN ve Hz. Ali (as) yaşadıklarına ne demeli zillet/ iftira/sorun/dert/aksilik/ihanet/linç/ve cinayetle son.

    Bu iki değer neden bu kadar sıkıntı yaşadı ? Hiç mi teslim olanlardan değildi mi !! Diyemeyeceğimize göre ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir