GenelMektuplara Cevap

Müslümanların sosyal ilişkileri nasıl olmalı?

Müslüman, kimlerden yüz çevirmeli kimlerle münasebetine devam etmeli ölçüsü ne olmalı ?

SORU: Necm suresinin 29 ayetinde Allah Teala peygambere, dolayısı ile Müslümanlara hitaben “onun için sen, bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir” şeklinde bir uyarıda bulunuyor. Gerçekten çok önemli bir uyarı. Çünkü günümüz toplumuna baktığımız zaman ayetteki (düğünlerde, cenazede, işyerinde, ev ziyaretlerinde vs,) nitelemeye muhatap insanlarla karşılaşıyoruz. Ancak Ali İmran suresi 104 ve 114. Ayetlerinde ve benzeri ayetlerde Müslümanların tebliğ görevini yapması ve diğer toplumsal ilişkiler için toplumdan kopuk olmaması gerekmektedir. Ayrıca birçok ayette akrabalık bağlarının koparılmaması gerektiği de emredilmektedir.

Bu bağlamda benim sorum, Necm suresindeki istenen yüz çevirme günümüz toplumunda kimlerle, nerelerde olmalı ve sınırı nereye kadardır. Çünkü Allah ayette, anladığım kadarıyla ne Kâfirleri kastediyor, ne müşrikleri kast ediyor nede münafıkları. Çevremizdeki İnsanlar, Allah’a iman ettiğini söylese de Allah’ı unutmuş,   Ahirete iman ettiğini söylemelerine rağmen dünyanın peşinden giden kimselerdir. Bu durumda bizim ne yapmamız gerekir?

CEVAP: Bu ayettin mesajını doğru anlamak için,  27. Ayetten 30. Ayete kadar birlikte değerlendirilmesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Böylece konu bütünlüğü sağlanmış olacaktır.  “Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. Hâlbuki onların bu hususta hiç bir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hakikatten hiç bir şey ifade etmez. Onun için sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenlerden yüz çevir. Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı çok iyi bilir, doğru yolda olanı da.”(Necm 53/27-30)

Burada anlatılan insanlar; Ahirete inanmayan, meleklere dişilerin ismini veren, Allah’ın zikrinden /Kur’an’dan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerdir. Bunlar küfür ehli olmakla birlikte yüzlerini dünya hayatına, sırtlarını da Allah’a, Peygambere ve onun getirdiği kitaba döndürmüşlerdir. Doğru söze kulak vermeyene konuşmanın bir anlamı olmayacağı için Allah, elçisinin de onları bırakmasını istemiştir. Çünkü taşa duvara konuşur gibi konuşmanın bir anlamı olmayacaktır. Bu insanlar zaten: “Öğüt versen de, vermesen de bizim için birdir demişlerdir.” (Şuara 26/136) Bu nedenle Allah elçisine : “O halde öğüt fayda verecekse, öğüt ver.”(A’la 87/9) buyurmuştur.

İşte yüz çevrilmesi, bırakılması gereken kimseler bunlardır ve vasıfları bellidir. İslam’ı tebliğ konusunda çevremizle kuracağımız ilgi ve iletişimin mimarı biz olacağımıza göre, kiminle neyi, ne kadar, nasıl ve ne zaman konuşmamız gerekir’in hesabını bizim yapmamız gerekir.  Bu konuda Kur’an’ın tebliğ yönteminin ve Peygamberimizin uygulama biçiminin iyi bilinmesi gerekmektedir. Tebliğ konusunda İnsanlar ile konuşma imkânı bulunduğu sürece hakkı tebliğ etmeye azami gayreti göstermek zorundayız. İşimizde muvaffak olmak için elimizden gelen cehdi gösteririz de muhatabımızda beklediğimiz sonucu göremeye biliriz. Bu işlerin sonucu matematiksel olarak her zaman aynı olmaya bilir. Çünkü muhatabımız rakamlar değil hür irade sahibi insanlardır. Kimin nasıl bir tepki vereceği her zaman belli olmaz. Bunları bire bir yaşayıp göreceğiz. Sonunda her türlü tepkiye hazır olmak zorundayız. Bizi ilgiyle dinleyen, bildiklerimizi paylaşan, hayatına aktarmaya çalışanlar da olacak; hiç etkilenmeyen, ilgilenmeyen, sırtını dönüp gidenler de olacaktır. Bunların arasında seçim yaparak kimi bırakacağımıza ve kiminle de devam edeceğimize yine biz karar vereceğiz. Elbette bizim bu kararımızda esas olan şey muhataplarımızın tavır ve davranışları olacaktır. Bunların arkadaş çevresinden olması ile akraba çevresinden olması arasında bir fark yoktur. Çünkü:

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbidir/taraftarlarıdır. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, ancak Allah’ın hizbidir.”(Mücadele 58/22)

Bu insanlarla insani ilişkilerimiz meşru zeminlerde devam eder. Akrabalık bağlarını da yine meşru zeminlerde sürdürürüz. Fakat tebliğ konusunda yüzünü bize dönen, sözü dinleyip doğrusuna tabi olan insanlarla ilişkilerimize daha çok zaman ayırırız. Bildiklerimizi paylaşmaya, bilmediklerimizi de öğrenmeye gayret ederiz. Bu Müslüman’ın “ beşikten mezara kadar olan öğrenme” anlayışının gereğidir.

Ancak nisa suresinin 1. Ayetinde bahsedilen “akrabalık bağlarını kesmemek” konusu daha farklı bir konudur.        ”Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.” (Nisa 4/1)

Burada ayetin ilk cümlelerinde insanlığın ilk yaratılışından ve her iki cinsin de aynı nesneden yaratıldığını beyandan sonra; tüm insanların da bu aileden yaratılıp türetildiği bilgisi verilmektedir. Bununla tüm insanlığın aynı ailenin çocukları olduğu ve bir birlerinin akrabası oldukları ihsas ettirilmektedir. Çünkü Araplarda aynı soydan olmak çok önem ifade etmekte idi. Kabilecilik anlayışında “birimiz hepimiz hepimiz birimiz içiniz” anlayışı söz konusuydu. Bu nedenle tüm insanlığın aslında akraba olduğu düşüncesi hatırlatılarak birbirlerini bu anlayışla gözetmeleri istenmektedir. Aynı zamanda Sizleri birbirinizden meydana getiren Rabbinizden korkun buyrulmaktadır.

Bu ifadeden sonra ikinci olarak Araplara bir teamülü daha hatırlatıyor. Araplar birbirlerinden akrabalık münasebetiyle mühim bir istekte bulunacağı zaman ” Es’elüke billahi ve el rahmü / verrahmü” = Allah ve rahim hakkı için, yani Allah ve akrabalık hakkı için şu işi sizden istiyorum şeklinde birbirlerinden istekte bulunuyorlardı. Bu teamüllerini de kendilerine ihsas ettirerek :”Adıyla bir birinize dilekte bulunduğunuz Allahtan korkun ve akraba ilişkilerini zedelemekten de sakının” buyurmaktadır.

Bunu takip eden ayetlerde ise yine Allah korkusuyla yetimlerin hakkının korunmasını, onların mallarının kendi mallarımıza katarak yememizi yasaklamaktadır. Yetimlerle evlenildiğinde onların mallarını ve hukukunu koruyamayacaklar için, diğer kadınlarla evlenmelerinin daha doğru olacağı vurgulanmaktadır. Bütün bunlara baktığımızda Allah’tan korkarak tüm yaratılmışların hukukunu yaratanın rızası için korumamızın gerekliliği anlatılmaktadır. İnsanlık ile olan bağlantılarımız hatırlatılarak, birbirimizle hasmane değil hısma ne ilişkiler içinde olmamız öğütlenmektedir.

İnsani ilişkilerde bir tebliğci için insanlara küsme lüksü yoktur. Her fırsatta hakkın tebliğine çalışmak zorundadır. İnsanlar ile olan mücadelesi şahsi bir probleminin sonucu olmadığından rahat bir hareket alanına sahiptir. Bizim için en doğru örnek Hz. Muhammed (as) olduğuna göre, onun Mekke’de böyle bir uygulamasını görmüyoruz. Amacı kimseye hakaret etmek olmadığı için her defasında onlara duyurması gereken Rabbi’nin ayetlerini okuyor, onların karşı tepkilerine aldırmıyordu. Ancak onların yaptığı yanlışların hiç birisini onaylamıyor, yanlarında yer almıyordu. Hatır gönül meselesidir diyerek onların yanlışlarını onaylamıyor, yanlarında yer  almıyor ve  onlardan uzak duruyordu. İşte onlardan yüz çevirme, bu anlamda yapılan bir eylemdi.

“Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir uzaklaş. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğu ile oturma.

Allah’tan korkanlara o zalimlerin hesabından bir sorumluluk yoktur. Fakat bu bir hatırlatmadır. Umulur ki sakınırlar.” (Enam 6/68-69)

Eğer Peygamberimiz kafir ve müşrikler ile İslam’ı tebliğ konusunda uzak dursa, yüz çevirip onlarla konuşmayacak olsa idi, kendi kendini yalnızlığa mahkum etmiş, insanlığa İslam’ın yolunu tıkamış olurdu. Böyle bir yola tevessül etmediği için, dün karşısında olan bir kimse bir gün sonra Müslüman olmuş ve yanında yer almıştır. Bu yasa, her zaman hükmünü böyle icra edeceğinden bizim içinde durum aynıdır. İslam’ı tebliğ gibi bir derdimiz varsa, insanlık ile barışık olmak zorundayız.

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close