GenelYazarlardanYazılar

Müstekbir

Kibir kökünden gelmekle beraber, ezen sömüren, egemen sınıfları da niteleyen bir anlam kazanmış olan sözcük. zaten bu anlamlar da kibir ile ilintilendirilmiştir. İslami kaynaklarda mustazaf ın karşıtı olarak kullanılmıştır. Müstekbir; Kibir kelimesi ile akraba kavramlardır, tağut kelimesi ile de ilintilidirler.

Müstekbir, ke-bu-ra (büyük oldu) fiil kökünün istif’al babı- na sokulmuş hali olan istekbera (büyüklük tasladı) fiilinin ism-i failidir. “Ke-bu-ra” fiilindeki büyüklük keyfiyet, kemiyet, hal, mertebe vs. bakımlarından olabilir. “Kebir (büyük)” kelimesi bazen çokluk belirtmek için de kullanılabilir. “Kebir” büyük; “kebira(tun)” büyük şey, ceza gerektiren günah; “ekber” en büyük; “kiber” yaşlılık; “ekabir” ve “kübera” bir toplumun reisleri, büyükleri, önde gelenleri; “kibriya” ululuk, yücelik anlamlarında kullanılmaktadır. “ikbar” büyük görmek; “tekbir” yüceltmek, ululamak, büyüklenmek anlamlarında aynı kökten gelen çeşitli kullanımlardır.”Kibr” insanın kendi nefsinden hoşlanmasından dolayı kendine has kıldığı ve kendini başkalarından büyük ve üstün gördüğü durumdur. “Tekebbür” Allah’a- boyun eğmekten ona itaat ve ibadet etmekten kaçınmak suretiyle Allah’a karşı büyüklenmektir. Allah: “Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Çünkü ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin.” (İsra-37). “İnsanları küçümseyip yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez.” (Lokman-18)

“Meleklere “Ademe secde edin” dedik de hepsi secde ettiler, İblis hariç, O diretti, istikbarda bulundu ve kâfir oldu” (el-Bakara: 2/34); “(Rabbin ona) dedi ki: “Ey iblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alakoyan nedir? İstikbarda mı bulundun (büyüklük mü tasladın), yoksa gerçekten yücelerden mi idin?” “Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi” (es-Sâd, 38/75-76..Kendilerinin doğal büyükler olduklarını zanneden kibir dolu toplum mühendisleridirler.

Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, müstekbir kavramı ile ilgili şu değerlendirmeleri görürüz:

Müstekbirler mutlak hâkimiyet ve mülkiyetin Allah’a aid olduğunu, ondan başka tüm güç, otorite ve hâkimiyetin reddedilmesi gerektiğini ifade eden “La ilahe illallah” gerçeğini kabul etmezler.

“Onlara La ilahe illallah (Allah’tan başka Allah yoktur) denildiğinde şüphesiz büyüklenirler” (es-Saffat, 37/35)..

Müstekbirler kendilerinde bulunan iyi özelliklere değil; kuvvet,makam; mevki, sermaye gibi bu dünya hayatında sahip oldukları geçici şeylere güvenip dayanırlar. “Onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve “kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş” dediler” (el-Fussilet, 41/15).

“Ona ayetlerimiz okunduğu zaman sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi müstekbir olarak (büyüklük taslayarak) (arkasını) döner. Onu elim bir azab ile müjdele” (Lokman, 31/7).

“Her yalancı günah yüklü kimseye veyl! Allah’ın ayetlerinin kendisine okunduğunu işitir de müstekbir bir şekilde (büyüklük taslayarak) sanki hiç onları işitmemiş gibi (küfründe) direnir. Onu acı bir azapla müjdele” (el-Casiye, 45/78)

Müddessir suresinin 24. ve 25. ayetlerinde şöyle denmektedir: “En sonunda da sırt çevirdi. Büyüklük tasladı ve şöyle dedi: bu eskilerden kalan bir sihirden başka bir şey değildir.”

“… size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?” (Bakara-87).

Allah(c.c)’ı inkâr ederek ilahlık davasına kalkışanların tavrı zalimlikten başka bir şey değildir çünkü onlar böylelikle Allah’ın ilahlık hakkına tecavüz etmektedirler. Bunun tipik örneği Firavun ’un yaptıklarıdır.

Firavun kendisini öyle bir noktada görmekte idi ki,sihirbazlarının iman etmek için ondan izin almaları gerektiğini aksi halde el ve ayaklarını çaprazlamasına kestireceği tehdidi ile karşılık vermekte idi.

Kibir, sahibini Nemrut, Firavun, Karun, Hâmân, Tiran, Şah, Hitler, Lenin, Stalin yaptığı gibi; kimi cahalet ehlinin de kendisinin müceddit, müctehid, evliya, kutup, gavs, bedî, elçi v.b. sanmasına da neden olan bir duygudur. Bu duyguya yenik düşen kimse için sonunda yukarıda sayılanlardan biri gibi olmak kaçınılmaz olur. Zira bu öyle bir duygudur ki insanın kendini olağanüstü varlık, başkalarını da sıradan yaratıklar gibi görmesine neden olur.

İslam bir ölçü koymuştur ne haksızlık edersiniz ne de haksızlığa uğratılırsınız. İslam bize ne zulmeden zalim ve ne de zulme rıza gösteren mazlum olmamamız gerektiğini bildiriyor. Zulme rızada zulümdür. Zulümle mücadele etmek yalnızca mazlumların görevi değildir. İnsanlık onuru taşıyan insan haklarının değerini bilen herkes zulümle zulmü yapan zalimlerle mücadele etmelidir

Biz istiyorduk ki yeryüzündeki mustazaflara lütfedelim, onları önderler yapalım,onları diğerlerinin yerine mirasçı kılalım. Ve onları yeryüzünde hakim kılalım.’ (Kasas;5-6)

İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkarlar; güçsüzler, büyüklük taslayanlara: “Doğrusu biz size uymuştuk, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” derler. Cevap olarak: “Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi eriştirirdik. Artık sızlansak da sabretsek de birdir, çünkü kaçacak yerimiz yoktur”derler.” (İbrahim/21)

Müstekbirler, idareciler de ne diyorlar bakın: Boşuna bağırıp çağırıp da kendinizi yormayın ey sürüler! Bağırsanız da çağırsanız da çare yok, siz de biz de bu ateşin içindeyiz! Çare yok siz de, biz de bu ateşe razı olmak zorundayız. iş bitmiştir bu konuda. Eğer Rabbimizin takdir buyurduğu bu azabı sizden giderecek bir gücümüz olsaydı, sizden önce kendimizinkini kaldırırdık, kendi azabımızı giderirdik::

Allah için bu ayetler ışığında kendimizi bir kontrol edelim. Burada anlatılan büyüklenenler, müstekbirler siyasal önderler olabilirler, dinî önderler olabilirler, yöneticiler, Allah yasalarını kaldırıp onun yerine kendi yasalarını hakim kılanlar olabilir.

Eğer insanlar bunların arzularının Allah’ın kitabına ve Resûlünün Sünnetine uygun olup olmadığını araştırmadan, tahkik etmeden bunlara tabi olurlar ve efendim ne yapalım işte büyüklerimiz hayat diye, din diye bunları sundular biz de kabul ettik. Bu konuda bizim her hangi bir suçumuz yoktur. Eğer bir suç varsa, bir suçlu varsa gerçek suçlu onlardır demeye kimsenin hakkı yoktur. Esasen Allah ‘ekber/en büyük’ olduğu için istikbar/büyüklük hakkı da O’nundur. ‘kibriyâ/büyüklük’ sıfatına sahiptir. (45/Câsiye)

Kur’an’da ilginç bir örnek anlatılmaktadır: “Gökte olanlar, yerde olan yürüyenlerden bir kısmı ve melekler Allah’a secde ederler. Onlar asla istikbar etmezler (büyüklük taslamazlar)” (16/ Nahl, 49).

Halbuki müstekbirler, Allah’ın âyetlerine karşı kibirlenirler ve onları yalanlarlar (7/A’râf, 36). İçlerinde sakladıkları büyüklenme hastalığı yüzünden Allah’a kulluktan, O’na itaat etmekten yüz çevirirler. İstikbar Mantığı: Müstekbirlerin ilki iblistir. “Rabbim ona dedi ki; ‘İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? İstikbarde mi bulundun (büyüklük mü taslıyorsun), yoksa gerçekten yücelerden mi idin?

“Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.’ dedi.” (38/Sâd, 75- 76). Yeryüzünde iblisin yolunu izleyip onun gibi büyüklenmeye kalkıp, Allah’a itaatten yüz çeviren zâlimlere Allah, devamlı uyarıcılar (peygamberler) göndermiştir. Peygamberler onları Allah’a dâvet etmişler, tuttukları yolun yanlış olduğunu anlatmaya çalışmışlardır. Ancak peygamber olarak gönderilen kimselere ilk karşı çıkanlar halk arasında mal ve makam sahibi müstekbirler olmuşlardır. “Bir peygamber size canınızın istemediği bir şeyi getirdiği zaman istikbar etmediniz mi (büyüklenmediniz mi). Kimini yalanlıyor, kimini öldürüyordunuz.” (2/Bakara, 87)

Kur’an üstünlüğün takvâda ve diğer insanlara iyilik yapmada olduğunu bildiriyor. Fakat müstekbirlere göre kendileri ya mal, ya makam, ya güç, ya da soy bakımından en üstündürler. Müstekbirler, mutlak hâkimiyetin Allah’a ait olduğunu kabul etmezler. Onlar Tevhid Kelimesindeki gerçeği reddederler. “Onlara lâ ilâhe ilallah (Allah’tan başka tanrı yoktur)’ denildiğinde şüphesiz istikbar ederler (büyüklük taslarlar).” (37/Sâffât, 35)

“Onlar, insanları ezmek için her yolu câiz görürler. Emirleri altına aldıkları insanları zayıf bırakırlar (müstez’af yaparlar) ve onları istedikleri gibi yönlendirirler.” (31/ Lokman, 6). “Onlar, kendilerinde olan güzel özelliklerden dolayı değil; ellerindeki makam, mal, güç gibi dünyalıklar yüzünden insanlardan üstün olduklarını sanırlar.” (41/Fussılet, 15).

“Onlar, kendi otoritelerine, düzenlerine ve fikirlerine karşı gelen hiç bir şeyden hoşlanmazlar. Kendi düzenlerini yıkacak her çabayı yok etmek için uğraşırlar. Onlar, Allah’ın peygamberlerle gönderdiği dine inanmamak için her türlü bahaneyi bulurlar. Halk tabiriyle mızıkçılık yaparlar.” (46/ Ahkaf, 11).

İslâm, bu müstekbir mantığını ve ahlâkını tanımayı ve ona düşmemeyi tavsiye ediyor. Ayrıca, yeryüzünde haksız yere istikbar edip insanları sömü- ren, onlara baskı uygulayan ve haklarını ellerinden alan müstekbirlere karşı durmayı da öğütlüyor. Bu karşı koyuş ‘Allah adının büyüklüğü Allah ü- ekber ’ ve Tevhid kelimesinde saklı olan şuur ile olabilir. ALLAH’A karşı kendini yeterli görerek isyan eden,

ALLAH’IN hâkimiyetini reddeden, insanlara karşı kibirlenip büyüklük taslayarak onlar üzerinde zorla egemenlik kurmaya çalışan demektir.

İslâm zalimlere en küçük meyli, onlara seyirci kalmayı bile haram sayar. Zâlim müstekbirler olsa gerek İncil’e “bir yüzünüze tokat vurana diğer yüzünüzü çevirin” diye cümleler yerleş- tiren. Misyonerler tarafından zulme rızâ yaygınlaşsın istiyor müstekbirler. Bu tür cümleleri müstaz’aflar okusun da kendilerinin zulümlerine ses çıkarmasın istiyor müstekbir .

Batı dünyası. Kibirli, bizim sayemiz de (bizim ona bu fırsatı vererek, ona karşı küçüklüğü, köleliği (kabullenmemizden dolayı) büyüklenmemeli; büyüklük taslayanlara hadlerini bildirebilmeli ve aczi yet lerini gösterebilmeliyiz. Ölçü belli: “Kâfirlere karşı şiddetli/ çetin; kendi aramızda merhametli olmak” (48/Fetih, 29); “Müminlere karşı alçak gönüllü/şefkatli; kâfirlere karşı onurlu ve zorlu olmak” (5/Mâide, 54).

“Yeryüzünde zulme sebep olan, arzı ifsâd eden ve zayıfları ezen kimseler müstekbirdir ve istikbarları yüzünden taşkınlık yapmaktadırlar.” (28/Kasas, 39). “Onlar, kendilerini güçlü ve üstün gördükleri için İlâhî yasaları tanımazlar ve akıllarına estiği gibi hareket ederler. İnsanlara kötülük yapmak için başvurulan çeşitli hile ve kurnazlıkların arkasında istikbar vardır.” (bkz. 35/Fâtır, 43; 31/ Lokman, 7; 63/Münâfıkun, 5). “Yeryüzünü zulüm ve kahırla dolduran ve kitleleri ezen ordular da istikbâr ordularıdır.” (bkz. 28/ Kasas, 39; 25,Furkan,2,62.

Dünyanın müstekbirler arası mücadelenin talim yerine döndüğü islam coğrafyasında,kan ve gözyaşlarının seller gibi aktığını görmekteyiz.Zayıf bırakılmışların bu hallerinden uluslar arası şer odaklarının ciddi manipülatif hareketlerinin yazılı ve görsel medyanın etkileri artık mustazafların görmezden gelemeyeceği kadar netleşmiştir.

Diliyor ve diyoruz ki: Rabbimiz katından bizlere sahip gönder ve bizi zalimlere karşı galip kıl, senin intikamını almayı nasip et, yalnız senden yardım dileklerimizle

Tags
Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close