GenelOkuyucu Yazıları

Mütaffifin Suresi ve Ticaretle İmtihanımız!

Selahaddin ALIÇ-helaldenetim.com

Değerli Dostlar; bir işi iyi yapabilmek için o işin kurallarını iyi bilmenin o işte başarılı olmanın birinci nedeni olduğunu hepimiz biliriz. Müslüman, bir kişinin yapacağı işin kurallarını iki şekilde bilmesi gerektiği kanaatindeyim. Birincisi; alacağı satacağı malı ve özelliklerini iyi tanıması gerekliliğinin yanında, inancının gereği Kur’an-ı Kerim’de MÜTAFFİFİN suresini kendisine rehber edinmesi gerekir ki; ticaretten elde ettiği karı Helal ve mübah yollardan kazanmış olsun. ikinci konuda, Kur’an-ı Kerim’de geçen MÜTAFFİFİN suresinin varlığı ve verdiği mesaj hakkında ticaretle uğraşanların pek çoğunun haberdar olmadığını müşahede etmek bizleri çok üzmektedir.
Müslüman ile gayrimüslimin ticareti ve alıp sattığı mallarda mutlaka yerine göre farklılıklar olması gerekirken günümüzde bunu tespit etmek maalesef mümkün olmamaktadır.
Ticareti günlük olağan bir iş gibi düşünmemek gerekir, zira Müslümanın hayat imtihanlarından biri de ticaret olduğunu (Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayalı ticaret dışında aranızda mallarınızı batıl yollardan yemeyin) (Nisa:29) hatırımızdan çıkarmamamız gerektiğini bilmeliyiz. Aksi halde ticaretin içine yalan ve hırs karışırsa, helal olan kazanç, harama dönüşür.
Peygamberimiz (S.A.V) ‘’Doğru sözlü güvenilir tüccar ahirette peygamberler, Sıddıklar ve şehitler ile beraberdir. (Tırmızi) ‘’Bir malın ayıbını söylemeden satmak bir Müslümana helal olmaz.’’ (Müslim iman:43) buyurmuştur.
Resullah (S.A.V) ümmetini anlatırken, için çok güzel tavsiye ve örnekler vermiştir. ‘’Bir şey satarken onu aşırı bir şekilde övmezler, bir malı da alırken asla yalan söylemezler, kendilerine itimat edildiğinde ihanet etmezler, borçlarını geciktirmez vaktinde öderler, alacakları olduğunda, zor durumda olan borçluyu sıkıştırmazlar.’’ ‘’Kim bir gıda maddesi satın alır ve günün rayiç bedeli üzerinden satarsa, sanki onu yoksullara sadaka olarak dağıtmış gibi sevap alır’’  (İbn-i Mace)
Resulullahın ümmeti olduğunu iddia eden Tüccar aldığı ve sattığı mala dikkat etmek zorundadır. Örneğin; Alıp sattığı mal ‘’necis-pis’’ olmamalıdır, satanı ve alanı günaha sokucu sebepler içermemelidir. (içki v.b) Tüketicin faydalanacağı cinsten olmalı, helal yollardan alınıp satılmalı (çalıntı v.b olmamalı), sattığı malın özellikleri cinsi ve miktarı açıkça belli olmalı ki alanda aldanmamış-satan da aldatmamış olsun. Aksi halde ahirette kazancımızın nereden olduğu ve bu kazancı nasıl harcadığımız konusunda sorulacak suallere verebileceğimiz olumlu cevabımız olmaya bilir.
Dinen yasaklanan bir şeyi satmak ve almak  uygun değildir. Satanın kazancı helal olmaz. İslam’a göre helal olmayan kazanç yollarının çok iyi bilinmesi gerekir. Örneğin; Faiz ve faizli alışveriş yolu ile elde edilen karlar, rüşvet ve fuhuş yolu ile kazanılan kazançlar, içki, uyuşturucu ve insana ait organların satışından kazanılan kazançlar, kumar ve şans oyunlarından, buluntu ve çalıntı, hileli yollardan elde edinilen kazançlar, fal ve büyücülük yaparak kazanılanlar gibi daha bunları çoğaltmak mümkün olup, ticaretle uğraşanların bunları bilmeleri ve göz önünde bulundurmaları gerekirken, bugün AVM’lerde, semt pazarlarında bu saydığımız şartlara uygun satış ve alışı maalesef göremiyoruz. Mü’min olan her ticaret erbabının mutlaka MÜTAFFİFİN Suresi’nde geçen ayetleri çok iyi bilmeli ve ayetlerde geçen emirleri kendisine prensip edinmelidir. Aksi halde gereksiz yerde her gün artan tüketim ekonomisi bir çığ gibi büyüyerek hepimizi yutması mümkündür. İslami ticarette ahlaki ve vicdani ölçüler esastır. Helal kazanç için satışta malın değerini çok gösterip satıcıyı aldatmayacaksın. Fiyatı doğru ve açık yazacaksın, fırsatçılık yapmayacaksın gibi esasları devamlı gözönünde bulundurmak lazımdır. Gelelim günümüz ticaretine,acaba bu saydıklarımızdan kaç tanesi ticari hayatımızda uygulana biliyor..? Ticaretle uğraşan kime Mutaffifin ayetini sormaya kalkarsan eminim ki hiçbir ticaret erbabı bu sorunun cevabını veremeyecektir. Çünkü günümüzde İslam’dan uzaklaşma o kadar ileri gitmiştir ki ticaretimiz-yaşantımız-davranışlarımız velhasıl her yönümüz inancımıza ters düşmektedir. Halbuki Mutaffifin suresi bakın bize neyi emrediyor. Gelin hep birlikte bir kere daha yeniden bilgilerimizi gözden geçirelim.
MUTAFFİFİN SÛRE-İ ŞERİF’İ
 Mekke-i mükerreme döneminde nâzil olmuştur. Otuz altı Âyet-i kerime, yüz altmış dokuz kelime ve yedi yüz otuz harften müteşekkildir.Adını ilk Âyet-i kerime’de geçen “Mutaffifîn” kelimesinden alır.
 Bu mübârek Sûre-i celîle’de, umumiyetle insanların zihinlerine ahiret düşüncesinin yerleştirilmesi mevzu edilmektedir.
Yedinci Âyet-i kerime’ye kadar ölçü ve tartıda hile yapanların ne büyük bir suç işledikleri anlatılmakta, bunları yapanların kötü âkıbetleri beyan edilmektedir.
On sekizinci Âyet-i kerime’ye kadar kötülerin amel defterlerinin durumu ve ahirette karşılaşacakları cezâlar gözler önüne serilmektedir.
Yirmi dokuzuncu Âyet-i kerime’ye kadar, iyilerin amel defterlerinin durumu ve ahirette kendilerini bekleyen mükâfatlar tasvir edilmektedir.
Mütebâki Âyet-i kerime’lerde ise, bugün inananları hor ve hakir görenlerin yarın da ahirette hor ve hakir görülecekleri, müminlerin onların bu hazin âkıbetlerini gördükçe gülecekleri beşeriyete ilân edilmektedir.
Ölçü ve Tartıda Hile Yapanlar:
İslâm dininde ölçü ve tartıyı tam tutmak farzdır, doğru terazi ile tutmak ilâhî bir emirdir.
Aldatma, haksızlık, yalan gibi kötü davranışlar yasaklanmış ve böylece alış-verişin dinî ve ahlâkî temelleri ortaya konulmuştur.
Ticaretin temeli doğruluk ve iyiliktir. Alıcı ve satıcının gönül rızâları, fiyat hususunda insaf ve itidalden ayrılmamaları, karaborsacılık yapılmaması, haram ve helâl hudutlarına riâyet olunması; fâizcilikten, ölçü ve tartıda hile yapmaktan, aldatmaktan, yalan söylemekten, yemin etmekten, haddinden fazla pahalıya satmaktan kaçınılması… gibi kaideler, ticaret hayatının mühim şartlarındandır.
Allah-u Teâlâ’nın helâl kıldığı meşru kâr, az da olsa çok da olsa elbette daha hayırlı ve feyizlidir.
Ticari hayatta, aynı zamanda kul hakkı da bahis mevzuudur. Bu ise şirkten sonra günahların en ağırı, ödenmediği taktirde affedilmeyenidir.
Helâl kazanç temin etmek için çalışıp kazanmak farz olduğu gibi, alışverişle uğraşan her müslümanın ticâri muamelelerle alâkalı lüzumlu bilgileri de öğrenmesi farzdır.
Allah-u Teâlâ ölçü ve tartıda hile yapanların ahirette şiddetli azap göreceklerini Âyet-i kerime’lerinde beyan buyurmaktadır:
“Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline!” (Mutaffifîn: 1)
Yazıklar olsun onlara, defalarca yazıklar olsun! Allah’ın rahmetinden uzak olsunlar!
“Onlar, insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar.” (Mutaffifîn: 2)
Alırken daha çok kendi menfatlerini düşünürler, hile yaparak malı fazlasıyla alırlar.
“Kendileri, onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar.” (Mutaffifîn: 3)
Alıcı oldukları zaman tam aldıkları gibi, satıcı olduklarında ise noksanına vererek, haksız kazanç elde ederler.Fazla kâr elde etmek için alırken fazla almak, satarken ölçü ve tartıda eksik ölçüp tartmak, haram kazanç yollarındandır ve bir nevi hırsızlıktır.
“Onlar, büyük bir günde tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı?” (Mutaffifîn: 1-5)
Yaptıklarından dolayı insanların hesaba çekileceği o “Büyük gün”ün ve o gündeki korkuların büyüklüğünü ve dehşetini tasavvur etmek mümkün değildir. Onlar, orada hardal tanesi, hatta zerre kadar olan şeylerden bile hesaba çekileceklerdir.
“O gün insanlar, âlemlerin Rabb’inin huzurunda divan dururlar.” (Mutaffifîn: 6)
O gün suçlular için çok sıkıcı ve sıkıntılı bir gündür. Artık gaflet perdesi ile kapanmış olan gözler açılmış, gizli kalan hakikatler zuhur etmiş, bütün açıklığı ile ortaya dökülmüş, bütün anlaşmazlıklar çözümlenip karara bağlanmıştır.
Hiçbir kimsenin kaçacak bir yeri yoktur ve hiçbir fert unutulmaz.
Öyle bir gün ki; inananla inanmayanı, itaatkârla isyankârı, şükredenle nankörü, zulmedenle zulme uğrayanı orada ayıracak, iyileri mükâfatlandırıp kötüleri cezalandıracak, dilediğini de bağışlayacaktır.
 Kötülerin Amel Defterleri: Amel defterlerinin önemini ifade etmek üzere Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“Gerçek şu ki, kötülük yapanların yazısı Siccîn’dedir.” (Mutaffifîn: 7)
Aşağıların aşağısında, kötülerin amel divanında kayıtlıdır. Yaptıkları kötülüklerin cezâsı olarak buna müstehak olmuşlardır.
“Siccîn’in ne olduğunu bilir misin?” (Mutaffifîn: 8)
Siccîn’in ne olduğunu bir kimsenin tam kavraması mümkün değildir. Şu kadar var ki; bu kitabı görenler, onda hiçbir hayır olmadığını, sahibinin de büyük bir felâkete uğrayacağını anlarlar.
“O, amellerin sayılıp yazıldığı bir kitaptır.” (Mutaffifîn: 9)
Hiçbir şey unutulmaz, hiçbir şey noksan bırakılmaz.
“O gün yalanlayanların vay hâline!” (Mutaffifîn: 10)
Onlar ne korkunç azaplara maruz kalacaklardır.
“Onlar, din gününü yalanlarlar.” (Mutaffifîn: 11)
İmansızlıklarından ve yaptıkları kötülüklerden dolayı hiçbir ceza görmeyeceklerini sanırlar.
“Onu ancak haddi aşan (hükümleri çiğneyen) ve günaha dalan kimseler yalanlar.” (Mutaffifîn: 12)
Şehvetlerine ve keyiflerine düşkün olmalarından dolayı cezaya ve ceza gününe inanmak hoşlarına gitmez.
“Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: ‘Eskilerin masalları!’ der.” (Mutaffifîn: 13)
Böyle câhilce bir iddiâya cüret gösterir. Çünkü o, nefsini ilâh edinmiştir ve dizginleri de şeytanın elindedir. “Hayır! Onların kazanmakta oldukları kötülükler kalplerini paslandırıp körletmiştir.” (Mutaffifîn: 14)
Yaptıkları isyan ve azgınlıklar, aynayı kaplayan pas gibi kalplerini karartmıştır.
Nitekim bu hususta Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kul bir hata işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer tevbe ve istiğfar edip vazgeçerse kalbi cilâlanır. Şayet günahı artırırsa siyah nokta da artar ve bütün kalbi kaplar.
İşte bu Âyet’teki paslanma budur.” (Tirmizî)
Günah sebebiyle kalplerin üzerine bir perde çekilir. Günahlarda ısrar edildikçe bu perde kalınlaşır ve kalbin her tarafını kaplar, kalp giderek hassasiyetini kaybeder; iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı ayırdedemez hale gelir.
Cehennemlikler için en acı şey cennet saâdetinden ve Allah-u Teâlâ’yı görmekten mahrum kalmaktır.
“Hayır! Muhakkak ki onlar, o gün Rabb’lerini görmekten mahrum kalacaklardır.” (Mutaffifîn:15)
Dünyada marifetullahtan mahrum kaldıkları gibi, ahirette de Cemâlullah’tan mahrum olmakla da kalmazlar, cehennem azabı ile cezalandırılırlar.
Allah-u Teâlâ onları cemâlinden mahrum bıraktığı gibi, onlarla lütufla konuşmayacak, rahmet nazarı ile bakmayacak, hiçbir şekilde iltifat etmeyecek. Onların rahmet-i ilâhiden payları ve kısmetleri yoktur.
“Sonra onlar, muhakkak cehenneme gireceklerdir.” (Mutaffifîn: 16)
O ateşe girmekle kalmayıp, onun elem verici azabını tadacaklardır. Artık kurtuluş bulmalarına imkân ve ihtimal kalmaz.
“Sonra da onlara: ‘İşte yalanlayıp durduğunuz şey budur!’ denilecektir.” (Mutaffifîn: 17)
Siz dünyada bu azabı yalanlıyor ve onun meydana gelmesini inkâr ediyordunuz.
Değerli okuyucu; Görüyorsunuz ki, Hz. peygambere ümmet olabilmek için ticaretin yukarıda bahsettiğimiz gibi yapılması esastır. Günümüzde çokça kazanmak uğruna verilen uğraşılara karşılık kaybedilen değerleri düşünen ve buna göre ticaret yapanlara selam olsun…..diyorum.
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı