GenelYazarlardanYazılar

Ne Garip ki; Farkında Değiller

Yüce Allah yarattığı insanın tarihi boyunca, sürekli nebileri ile vahiyle muhatap ederken, resullerinin zorlu mücadelesine destek olmuştur. Bu uyarıların asıl amacının, zannedildiği gibi inkârcıların inandırılması olmadığının bilinmesi, konunun esas mecrasında anlaşılması demektir.

Bilinmelidir ki; Resullerin muhatapları inanıp iman ettiklerini söyleyenler, iddia edenlerdi. İnanıp iman ettikleri halde, inançlarına batılın / şirkin yer etmesi, bilumum hurafelerin, yorumların, geçmiş ümmetlerin bozulmuş inançlarının katılımı ile sanki tevhide alternatif ortaya konulup onun savunulması, yaşam biçimine dönüştürülmesi neticesinde hak yoldan tam olarak uzaklaşmasalar da, o yolda olmayan nice algıların anlayışların, hak zannı ile sahiplenilmesi, savunulması sonucunu istihsal ediyordu.

Hacı Ebu cehil örneğinde olduğu gibi! Adı geçen şahıs esasta ateist, imansız değildi. Lakin ömrü, malı, Allah’ın gönderdiği vahye muhalif olarak sonuçlandı.

Allah bunların ve benzerlerinin yeniden doğru yola( sıratı müstakime) davet edilmesini dilediği için elçisi ile vahiy etmişti.

Bu bakımdan, Kuran’ı dikkatlice okuyan kişi bilir ki; İnsan denilen varlık, Allahtan gelen vahye çağrıya mesajlara tarihin her döneminde, teslim olmama/ olamama sorunu yaşamaktadır.

İnanıp iman ettiğini söylediği:

Allah’a rağmen.

Hakikate vahye kanaat etmeyip, değişik amaçlarla ( artırmak, eksiltmek, bozmak! Kolaylaştırmak, vicdanı devreye sokmak gibi masum mazeretlerle vahyin yanında gözükerek yorum ve tevillerle müdahale etmektedir. Tabi ki Allahın istemediği, yasakladığı yeni bir din algısı üreterek, İslam’ın orijinini rafa kaldırabilmektedirler.

Bu olayın insanlara örnek olması bakımından, Kuran da, Musa (as) ın hayatında görmekteyiz.

Musa rabbi ile görüşmeye kırk gün, dikkat edip düşünülmesi gereken bir süre. Kırk günde bir toplum vahyin ana esprisini terk edip, yeniden puta tapmaya başlaya biliyor. Müsebbip samiri’nin marifetli elleri / dilleri / ilmi/ ikna kabiliyeti sayesinde.

Samiri ilim irfan sahibi ciddi bir hitabet sanatı ile insanları Allahın yolundan saptırıyor. Musa’nın kardeşi,  Harun’a rağmen. Hatta Harun’un can emniyeti dahi tehlikeye girme pahasına.

Musa’nın firavunla olan mücadelesini bilmelerine rağmen. Onun kendisini ilah yerine koyması, ve malum sonuca bizatihi aynelyakin görerek şahitlik etmelerine rağmen.

Allah katından beslenmelerinin mucizevi sonucu altı üstü kırk gün gitti diye hemen eski anlayışlarına dönmeleri, insanın nankörlüğü olarak izah edilmelidir. Yani Allah nelerden nasıl razı olduğunu/ olacağını bildirmemiş gibi (!).

Geçmiş ümmetlerin hayatlarından alınıp Kuran’a yazılan hikayelerden ibret almayacak mıyız.

Şu ifadeler yanlış anlaşılmasın. Bu gün, gerek Yahudi ve Hıristiyan toplumları ellerindeki kitapları ( velev ki vahiy olmasa da) güzel sesle okurlar. Duygulanırlar, ağlarlar. Hatta Yahudilerin ağlama duvarı bile var. Sevap kazanma düşüncesi ile. O kitabın/ kitapların anlaşılsın yaşansın diye geldiğini düşünme gereği duymazlar. Ya Müslümanlar. Onlardan çok mu farklılar?

Musa adına uydurulan sözlerle( hadis) Muhammed adına uydurulan sözler?

Gerek Müslümanlar, gerek Yahudi ve Hıristiyanlar inançlarından şüphe duymazlar. Dinlerinin bozulmadığına, onda uydurulmuş hiç bir haber olmadığına öyle inanmışlardır ki; toz kondurmazlar. Konuşmaz konuşturmazlar. Bu anlamda kesin inançlıdırlar. Vahiyle teste gelmeyecek kadar.

Şurası bir gerçek ki; önceki ümmetlerin bozulması ( kırk günde) olabiliyorsa, son resulün ümmetleri kendi düşünce disiplini olan vahiyle, kendi kendilerini test etsinler. Can tende; akıl başta iken.

Dünün İslam ümmeti ( Yahudi ve Hıristiyanlar) ve günün Muhammed ümmeti, atalarının yorumlarını Allahın vahyine tercih ederek saptılar. Ne garip ki; farkında değiller.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir