GenelYazarlardanYazılar

Nesiller Arası Diyalog Sorunu

Yeni nesillerle diyalog kuramama sorunu geçmiş asırlarda da vardı ve bu her nesil için bir problem sanırım.

Her kuşak kendisinden bir önceki nesli anlayamamaktan, iletişim kuramamaktan mustarip.

Ve şu anlaşılmakta ki, nesiller arasında duygu, dil, teknolojik paylaşım, dine bakış, sosyalleşme, akrabalık ve arkadaşlık ilişkileri gibi sayılabilecek yığınlarca farklılık var.

Belki teknolojik gelişmelerin bu yüzyılda korkunç bir hızla gerçekleşmiş olması bugün bu uyuşmazlığı, çatışmanın şiddetini de artırıyor. O yüzden bu farklıiık ve çatışmaları en çok bizler hissediyoruz.

***

Aslında Müslüman toplumun temel rahatsızlıklarından biridir nesillerin birbirini anlayamaması, diyalog kuramaması.

İletişimsizlik, çatışma ve uyumsuzluk temel argümanlar olarak bizlei çok rahatsız ediyor.

Düşünün, her on yılda bir tekrarlanan darbeleri, yetmişleri, seksenleri, İran İslam devrimini, Afganistan işgalini, 12 Eylül’ü, 28 Şubat post modern darbesini yaşamamış, acısını çekmemiş bir nesle, bilmeyen bir kuşağa ne nasıl anlatabilir ki.

O yüzden bu farklılıkları azaltabilecek refleksler geliştirebilmek, birbirimizi anlamaya çalışmak, farklı kuşaklar olarak karşılıklı tanımak,  yaklaşmak ve belirli davranış kalıpları belirlemek, iletişim kurmak işbirliği, gönül ve dava birlikteliğini artıracaktır.

***

Uzmanlar bu iletişimsizlik durumunu tanımlarken aynı zaman diliminde yaşamış olmanın önemine vurgu yapmakta.

Empati kurmada aynı zamanda ve benzer şeyler yaşamış olmak önemli.

Yani her kuşağın genel anlamda ortak etki ve tepkilere bağlı olarak benzer zamanlarda benzer yaşamlar kurması, aynı müdahalelere ve teknolojik değişimlere maruz kalması, benzer refleks, düşünce paralellikleri ve davranış özellikleri göstermesine yol açıyor.

Her kuşak kendi içerisinde ortak yaşam alanlarında aynı şeyleri yaşıyor ve bundan mütevellit daha kolay iletişim gerçekleştirip birbirini daha iyi anlarken; bu zaman diliminden her uzaklaşma da farklılıkları çoğaltıyor.

Bu yüzden bugün yaşayan en üst yaş grubu olan yaşı yetmiş ve üzeri olan dede ve babaannelerimizle fazla iletişim kuramamamız, bizden daha küçük alt nesillerle de birbirimizi anlayamıyor oluşumuz büyük ölçüde farklı zaman dilimlerinde yaşamış olmaktan kaynaklanıyor.

Hatırlıyorum da rahmetli dedem hayattayken ve kendisi ile konuşurken hep: “Siz kırklı ellili yılları görmediniz. İnsanlar giyeceklerine yama bulmakta zorlanırdı. Ekmek dahi olmuyordu. Kimi zaman süpürge tohumlarından ya da arpadan ekmek yaparlardı…” diyerek geçmişte çektikleri sıkıntıları anlatır; ülkenin geldiği durumun büyük bir gelişim olduğunu, devlete her konuda kesin itaatin mutlaklığını vurgulardı.

Onlar cumhuriyetin ilk yıllarında doğmuş olmaları itibari ile iletişimden uzak, ağırlıklı olarak tarımla uğraşan, ikinci dünya savaşının gölgesinde mevcut tek parti yönetiminin ağır baskısı, yönlendirmeleri ve telkinleriyle dünyaya ve ülkeye bakan, daha çok cumhuriyetçi, dindarlıktan uzak, etki altında kalmaya fazlaca maruz bir nesildi. Maalesef dine bakışları da, dünyaya geldikleri ailelerin geleneksel değerleri doğrultusunda ve cumhuriyet rejiminin gölgelemesi altında gelişti.

O yüzden genel olarak devrimlerin etkisinde, Kemalist ve ulusçu bakış açısına sahip olup fazlaca dindar da değillerdi.

Dindar olanları ise en fazla ilmihal bilgisi seviyesinde, hacca gidip ritüel ibadetleri yerine getirebilecek düzeyde yüzeysel bir dindarlığa sahipti.

Onlardan bir sonraki bugün yaşı altmış beş, yetmiş olan nesiller, yani anne ve babalarımız ise genel olarak teknolojiden uzak, son dönemlerinde yetişebildikleri cep telefonlarının sadece tuşlu olanlarını kullanabilen, bilgisayara hiç yaklaşmayan, geçmişlerinde sadakatli ve kanaatkâr bir hayat yaşamış bir nesil.

El becerileri yüksek, çalışmaya ve emeğe odaklı, dini fazlaca bilmeyen, ülke ve dünya gündemlerini etkileşim altında gecikmeli olarak takip edebilen ve sistemin ideolojik propagandası altında; dindar olanların kendini Nurlu Süleyman denilen Süleyman Demirel’in Adalet Partisini desteklerken, meydanlarda üzerinde at resimleri bulunan bayraklar sallarken bulan bir nesil.

Diğer kesimler ise mavi kasketi ile güvercin uçuran, halkçı lider imajı ile meydanlarda şiirler okuyarak romantik pozlar veren Ecevit’e yani altı oklu Cumhuriyet Halk partisinin işçi emekçi söylemlerine maruz kalmış, hayatını adamış bir nesildi.

Birincisi devletçi, edilgen ve muhafazakâr iken ikincisi yani CHP li kesim ise yine devletçi, yine edilgen ama devrimci idi.

Bir kısım dindarlar nurculuk, Süleymancılık ve farklı tarikatların etkisi altında ihvan halkalarında kendinden geçerek “Hu…” derken; diğer kesim ise modernizmin etkisi altında özellikle yükselen Darvinizm, Marksizm ve Ateizm gibi propagandaların gölgesinde dini bir baskı unsuru olarak görüp hayattan tecrit etmeye çalışan bir kuşak olarak karşımıza çıktı. Kesin inanç olarak Atatürkçü, biraz solcu, biraz devletçi ve azıcık ta inançsız idiler.

Sonraki kuşaklar olan ve dönemimizi, İslami hareketlerin yükselişini ifade eden, bizleri daha çok ilgilendiren kuşağa gelecek olursak; günümüzde kırk ile altmış yaşlar arasını bu kategoride sayabiliriz.

Özellikle 80 sonrasını ve tüm dünyadaki İslami düşünceye yönelişin yükseliş yılları diyebileceğimiz zamanlara tanık olan bu nesil, kuralcı, uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, saygılı, sadık, dinine bağlı, ibadet alışkanlığı kazanmış, dünyayı anlamaya çalışan, dış güçlere ve müdahalelere karşı özgür bir bakış açısı olan, çalışkanlığa önem veren bir kuşaktı.

İş, dernek, vakıf ve tüm sosyal faaliyetlerdeki yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup emek/iş motivasyonları yüksek olan bu nesil birçok teknolojik gelişmeye de şahitlik etti.

Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kasetçalar ve pikapla açıp sonrasında pek çok dönüşüm yaşadı.

Özellikle bilgisayar sistemlerine bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalıştı.

İslam’ın devlet olabileceğini ve halklara hükmedebileceğini İran da gördü, devrim ateşini yaşadı, diğer yandan Afganistan da dünyanın süper güçleri olan önce Rusya sonra da ABD ile savaşarak onların kâğıttan kaplan oluşlarını pratize etti ve tüm dünyada asrısaadete dönüş rüzgârları estirdi.

Bu kuşak inandığı konularda sabırlı, çalışkan, itaatkâr, fedakâr ve azimli idi.

Diyaneti devletin beyinleri iğdiş edici bir propaganda aracı olarak görüp geçmiş İslam aydınlarının kaynak çevirilerine odaklanan, okuyan, yeni şeyler anlamaya çalışan bir nesildi.

Dini geleneksellikten çıkarıp inkılapçı bakış açıları ile yoğurarak asrısaadete dönüş mesajları veren bir nesil.

Sistemin sunum ve yönlendirmelerini kabullenmeyen, itiraz eden, muhalif duran, mesajı anlamaya çalışan, dini hurafelerden arındırmaya koyulan, diğer coğrafyalarla da ilişki geliştirmeye uğraşan, onların sorunlarına gözyaşı döken, gerekirse fiili yardımlarda bulunmaya çalışan bir nesil.

Bağımsız, zeki, çalışkan, sabırlı, edilgen olmayan, düşünen, konuşan, anlamaya çalışan, empati yapabilen, mazlum halklar arasında fark gözetmeyen, etnik ayrımcılıkları reddeden ve mücadele görev addeden bir nesil.

Şimdilerde tam tersi bir konumda olsa da geçmişi çok parlak olan, tevhidi düşünceye önem veren bir kuşaktı bu nesil.

Ama heyhat…

Uçtu gitti tüm çaba, azim ve gayretleri…

Onlar şimdilerde edilgen, devletçi, etnik milliyetçi, kabileci, pagan kültürlerin etkisinde biraz laik biraz demokrat biraz da Kemalist bir kuşağa dönüşüverdiler.

Yıllarca Kuran okuyup, tevhit konuşup birbirlerine peygamber kıssaları anlatanlar partisel mücadele sonucu iktidar olup geçmiş her şeyi unutup birer sistem şövalyesine evriliverdi.

Şimdilerde demokrasi masalları okuyup, saraylarda yaşayıp, jiplere binip gayri İslami sistemlerin muhafazası ile meşguller.

***

Günümüz son kuşak dediğimiz yaşı on beş ile otuz arası yani çocuklarımız diyebileceğimiz nesle gelince onlar kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil.

Bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Örgütsel bağlılıkları az ve çok fazla iş değiştirdikleri de istatistiksel bir bilgi.

Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar.

Çok farklı kişisel özellikler taşımaktalar ve özellikle üniversiteyi yeni kazanan ya da yeni mezun olarak bir iş arayan, yeni işe başlamış, yeni evlilik yapmış olanları kapsamakta.

Uyumsuzlar, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiriyor, kabullenmiyor, uzak duruyorlar. Kendilerinden önceki nesilleri tanımıyor, dava ve mücadele nedir bilmiyor, Kuran okumuyor, dini kitaplara bakmıyor, tarikat ve cemaatleri gerici görüyor, devleti sadece bir yönetim mekanizması sayıp, kimi zaman azıcık dindar kimi zaman ateist kimi zamansa deist takılıyorlar.

Geçmiş yaşanmışlıklardan çok, uzak dünyayı tozpembe görüp bir işe girip özgür yaşamak istiyorlar.

Geçmiş yıllarda yaşananlar umurlarında değil.

Osmanlı, Abdülhamit, Vahdettin, Tek parti iktidarı, Demirel, Ecevit, Erbakan, İslami mücadele, davet, Filistin, Kudüs gibi bir önceki kuşağın idealleri onların akıllarının köşesinden bile geçmiyor.

Osmanlıyı Diriliş dizisinden, devleti de Kurtlar Vadisinden biliyorlar.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’ndan başka devlet başka lider tanımıyor, devlet nedir bilmiyor, İslami mücadele kavramını ortaokul kitaplarında geçen Haçlı savaşlarına ait bir karşılık sanıyorlar.

Ellerinde tablet yada bilgisayar sanal alemlerde, sanal dünyalarda sanal oyunlarla medeniyetler kurup yıkıyor, kulaklarında kulaklıklarla sessizce etrafımızda parmak uçları ile gezinip duruyorlar…

Kendileri dışında her şeye kayıtsızlar. Bireysel, sabırsız, aceleci ve kuralsızlar…

İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı çok seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipadler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar.

Maalesef ne istedikleri pek anlaşılmayan bir kuşak olarak özellikle İslami hareket ve düşünce adına “kayıp kuşak” olarak addedilmeli bu nesil.

Teknoloji ile birlikte büyüdükleri için çabuk tüketen bir kuşak imajı veriyorlar.

Fakat olumlu anlamda bir şeyler söylemek adına internet ile fazla haşır neşir olduklarından aynı anda birden fazla konu ile ilgilenebilme yeteneklerinin çok gelişkin olduğunu ve teknolojiyi kullanmada çok iyi olduklarını ifade etmek gerek.

Bu kuşak, yani çocuklarımız, çocukluklarını mahalle ortamlarında arkadaşlık, dostluk, fedakarlık bağlamında yaşayan ve arkadaşlık ilişkilerinin çoğu zaman aile içi ilişkilerden daha güçlü yaşandığı zamanları yaşayan bizler için anlamakta en çok zorlanacağımız bir nesil.

Teknolojik, sanal ve yapmacık ilişkilerin yaşandığı bir zamanda anlamakta zorlanacağımız ve ilişki kurmakta, iletişimde kopukluk yaşadığımız, birbirimizi belki hiç anlayamayacağımız teknolojik makinamsı bir kuşak.

Belki biraz bu cümleler abartılı gelebilir ama Müslümanlar olarak tüm coğrafyalarda yeni Müslüman nesillerin yetişmesi, İslami düşünce / mücadelenin devamı adına bu nesillerin kuşatılması, anlamaya çalışılması, ortak paylaşım alanlarının çoğaltılması ve iletişim kanallarının geliştirilmesi büyük önem arz etmekte.

Tüm bu kuşaklar, yaşadıkları zamanların etkisi altında yaşamlarını idame ettiklerinden çok farklı karakter ve etki/tepki yoğunluğuna sahip olmakla beraber; bu topraklarda dipten gelen yaşamış kadim halkların din, örf, adet ve geleneklerini yüzyıllar boyu kısmi değişikliklerle de olsa sürdüren atalarının izlerine her alanda tanıklık etmekteler.

Din unsuru, uzun yılar bu topraklarda zayıflatılmaya, ritüel ibadetler derecesine indirilmeye, sökülüp atılmaya çalışılmışsa da, kuşaklar üzerinde davranış şekillenmesi yapan en önemli araçtır.

Toplumsal olaylar ve sosyal değişim dalgaları ötesinde, bizzat zamanın kendisi değişimin ruhudur, öznesidir.

O halde kuşaklar arası farklılıklarla beraber, nesillerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan etkileşim de, ayrışmayı erteleyen bir iç bünye benzeşmesidir.

Yıllar çerisinde zamanın getirdiği değişim ve farklılıkların bilinci ile meseleyi ele almak ve bu etkileşimi en aza indirgeyecek adımları atabilmek için, kuşakların temel özellik ve davranışlarındaki argümanları iyi okumak gerekir.

Müslümanlar olarak tüm coğrafyalarda yeni Müslüman nesillerin yetişmesi, İslami düşünce/mücadelenin devamı adına bu nesillerin kuşatılması, anlamaya çalışılması, ortak paylaşım alanlarının çoğaltılması ve iletişim kanallarının geliştirilmesi büyük önem arz etmekte.

Ve bu konu, üzerinde durularak birtakım metodolojik çalışmaların yapılması gereken, ham bir alan olarak karşımızda durmaktadır.

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı