GenelMektuplara Cevap

Nikâhla Bağlanmak Sevgiyle Yoğrulmak Gerek

 “Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın ayetlerini alay konusu edinmeyin, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah’tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir.” (Bakara 2/231)                                          

Yusuf UÇARKUŞ / Ardahan

Soru: Bizim bildiğimiz evlilikler üç günlük bir hevesi tatmin için olmaz; “bir yastıkta bir ömür” temennisi ile yapılırdı. Anneler babalar evlatlarını koca evine gönderirken, “gelinliğinle girdiğin evden kefeninle çıkasın yavrum” diye dua ederlerdi.  Kurulan yuvalar da öylesine sağlam ve devamlı olurdu. Şimdi duyuyoruz falanlar evleniyor; bir de duyuyoruz ayrılmışlar. Öyle uzun zaman da geçmiyor. Üç günlük, üç aylık, üç yıllık… Yuvalar yıkılıp gidiyor. Sonra bir de bakıyorsunuz bazıları yeniden birleşiyorlar, yeniden ayrılıyorlar. Bunların İslama göre hukuki durumu nedir? Şu “üç talak” meselesi nasıl oluyor? Dinimiz bu konuya nasıl bir imkân veriyor? Bu durumu açıklar mısınız?

Hüseyin Bülbül Cevap: İnsan, eğitilebilen bir varlıktır. Annelerimizden hiç bir şey bilmez halde doğarız. Sonra doğduğumuz ortam, yaşadığımız çevre, içinde bulunduğumuz dünyanın hayat anlayışı, bizi yetiştiren ailemizin aile içi ilişkileri ve almış olduğumuz aile terbiyesi, eğitim-öğretim bizi biz yapan, şahsiyet kazandıran, hayata bakışımızı ve hayat anlayışımızı oluşturan unsurlardır. Aile içi ilişkilerdeki karşılıklı saygı, sevgi, anlayış, samimiyet, sabır ve sadakat çocuklar üzerinde yapıcı ve kalıcı bir etki bırakır. Sizler de gözlemlemişinizdir. Erkek çocuklar babayı kız çocuklar da anneyi taklit etmeye erken yaşlarda başlarlar. Bizler yanımızda oynayan çocuklarımızın bizi gözlediğini ve gördüklerini hafızalarına kaydettiğinin farkında bile olmayız. Dünün çocuklarını eğiten büyüklerinden gördüğü, duyduğu, yaşayıp hemhal olduğu şeyler iken; bu gün çocuğu da yetişkini de eğitip terbiye eden Yazılı ve görsel medya araçlarıdır. Gece gündüz kapanmayan ekrana kilitlenen gözler başka bir şey görmez oldu. Hareketli alanların boşluğunu akıllı telefonlar doldurmaktadır. Öğrencisi, memuru, işçisi çiftçisi, yolcusu ya elinde telefon oyun oynuyor. Ya da kulağında kulaklık müzik dinliyor. Herkes kendi dünyasında bireysel bir hayatı yaşayıp gidiyoruz. Böyle bir hayatta kişinin ikinci insana ihtiyacı yoktur. İşi bile zevkine mani olduğu için ayak bağıdır. Geçim sıkıntısı olmasa onu bile bırakacak. Ebeveynlere çocuklar ayak bağı olduğu gibi; ayağının üzerine duran çocuklar için de anne babalar hayatın tadını kaçırmaktadır. Görsel ve yazılı medyada yapılan kötülüklerin sürekli teşhiri kötülüğü gündemde tuttuğu gibi yenilerine de hem cesaret hem de meşruiyet kazandırıyor. Medyada sadece karı koca kavgalarını, cinayetlerini duymuyoruz.  Aynı zamanda çocukları tarafından öldürülen anne babalar; Anne babalar tarafından öldürülen çocukların haberlerini de duyuyoruz. Bu nasıl bir anlayış?! Uyuşturucu parası için ebeveynini öldürüyor. Kendi günahını gizlemek için çocuğunu öldürüyor. Şimdi bu insanlardan Allah korkusu, ahiret duygusu, insan ve ya insanlık sevgisi bekleye bilir misiniz?  Merhum Akif’in lisanıyla:” Ne vicdandır ahlaka veren yükseklik ne irfandır. İnsanlardaki fazilet hissi Allah korkusundandır” demesinin sebebi budur. Allahtan korkmayan, Allaha saygı duymayan, kimseye saygıda duymaz; gelecek için kaygıda…

Her işte olduğu gibi bir takım özel sebepler olmakla birlikte genele yönelik ana sebepler olarak şunları dile getirebiliriz: Bu toplumun hayatına uzun yıllardır tatbik edilen sekiler bir hayat anlayışının tatbikinden yetişen neslin hayata bakışını da değiştirmiş olmasıdır. Her işine besmele ile başlayıp meşruiyet üzere olarak Allah’ı razı etmeyi uman anlayış, yerini seküler bir algıyla olaylara yaklaşarak çıkar, menfaat ve zevk için yapılır konuma gelindi. Hayatın gayesi “ali zevkleri” tatmin etmek oldu. Allah korkusu, Ahiret hayatı, yaptıklarının hesabı meselesi geçmişlerin masalı konumuna düşürüldü. Saygı –sevgi, hatır- gönül imkânlara bağlandı. Yüz yıldır batılı bir medeniyetin hayat anlayışı toplumun hayatına pompalandı. Pembe dizilerin senaryoları evlerimizde çocuklarımız tarafından oynanmaya başladı. Gelinen yer elbette farklı olmayacak; batıl bir anlayışla buluşmak ahlakıyla ahlâklanmak olacaktı. Bu anlamda batıda evlilik müessesesi bitmek üzere. İnsanlar evli değil arkadaş hayatı yaşamaya bakıyorlar. Çocuk yapmak istemiyor, nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum bize de uzak değil. Kadın erkek iş hayatına girince, çocuk başlarına bela olmaktadır. İmrendirilen batılı hayatın sonucu toplumu bu noktaya getirdi. “Ekonomik özgürlüğümüzü kazanacağız” diyen yavrularımız; her türlü “özgürlüğü” kazanmış oldu. İki gün önce “gömezsem yaşayamam” dediği sevgilisini, en ufak tartışmada terk edip, arkasına bakmadan gidebilmekte. Bu daha iyisi. Ayrılığı kabul etmeyip “ya benim ya kara toprağın olursun” diyerek bir birlerini öldüren sevgililer de başka bir hastalık. Normal ayrılmalara ise, bir milyonluk şehirde boşanma dosyalarına bakan altı mahkeme yetişemediği için yedincisi açılıyor ise; bu toplumun da geleceği yer belli değil mi? Hal böyle olunca Ya Allah’ın fıtrat dinine döner onun inancıyla, ibadetiyle, ahlakıyla ahlâklanıp hidayet üzere yaşarız.  Ya da toplumun göz göre-göre uçuruma sürüklendiğine bakar şaşarız!..

Şimdi İslam Aile hukukunun, bu konudaki ana ilkelerini birlikte anlamaya çalışalım:

” Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın. Yahut sahip olduğunuz ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.”

Bu ayetle İslam bir erkeğin dört kadını nikâhlayabileceğine ruhsat veriyor. Asla kimseyi mecbur kılmıyor. İşin bu kısmını dikkatimizden kaçırmayalım.

“Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o kadın mihrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.” (Nisa 4/3-4)

Yine evliliklerde erkeğin evleneceği kadına ekonomik gücü ile uyumlu olarak bir bedelin verilmesini istemektedir. Bu verilen bedel kadının mülkü malıdır. Ancak bu mihri aldıktan sonra bir kısmını kocasına bağışlaması durumunda bunu almak da kocasına helaldir. Yine şunu bilelim ki her kadın bağışlamak zorunda da değildir. Bağışlamazsa günah işlemiş olmaz.

Evlilik yürümediği zaman yapılacak işlem ise şöyle bildirilmektedir:

“Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah’ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna. (Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah’ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.”

Erkeğin boşamasından bahseden bu ayetin içinde Allah Teâlâ aynı zamanda kadının da erkeği boşayabileceğinin iznini vermektedir. Hatta boşanmayı gerçekleştirmek için kadının kocasına “fidye” yani boşanmak için para, mal veya evlenirken aldığı mihrden vazgeçebileceğini de ifade etmektedir.  Bunu belirten kısmı ayetin mealinde kalın siyah çizgilerle belirtmiş olduk. Malum olduğu üzere nikâh bir sözleşmedir. Karşılıklı iki kişinin rızasıyla yapılır. Bu anlaşmanın taraflarından biri kadın diğeri ise erkektir. Her ikisi de eşit haklara sahiptir.  Taraflardan biri, Ben bu akdin devamını istemiyorum dediği an anlaşma bozulmaya mahkûmdur. Bunu da es geçmeyip bir kenara yazalım.

“Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, (Birinci ayette boşanmak iki defadır buyrulmuştu ya işte üçüncü Talakın da verilmesinin sonucunu izah ediyor.) ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu (boşayan kocanın) alması kendisine helâl olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah’ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde beis yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.” (Bakara 2/229-230)

Bu ayette bahsedilen boşamakla ilgili genel hukuk. Allah boşama hakkını üç defada kullanma izni veriyor. Bunların ilk ikisi için prosedür şudur. Birinci defa boşadığın da eğer geri dönme durumu varsa üç ayı geçirmeden eşini geri alması gerekir. Üç ay geçerde dönmez ise, ikinci boşama hakkını da kullanmış olur. Yine ikinci talakı da verdikten sonra karısını almak isterse, üç ay dolmadan alması gerekir. Altı ay da doldu dönmedi ise; bu defa üçüncü boşama hakkını da kullanmış olur ve bir daha bu hanımla evlenemez. Ancak kadın iddeti bittikten sonra yani üçüncü boşanmadan üç ay sonra başka bir kimseyle evlenir sonra da o erkek ölür veya boşarsa eski kocası ile yeniden evlenmek isterse ancak o zaman evlenebilir. Bu ayrıntı hiçbir zaman unutulmamalıdır. Şimdi mahkeme kararıyla boşanan eşler aradan altı ay geçti ve bu zaman dolmadan eşiyle yeniden bir araya gelmediler ise, ayetteki üç talakla boşanma emri gerçekleşmiş olur. Başka biriyle evlenip onun ölümü veya boşamasından sonra ilk kocası ile evlenebilir. Bu ayrıntı da unutulmamalı. Bir zamanda bin kere boşadım dese de bir talakla boşamış olur araya üç aylık bir bekleme zamanı girmesi ve tarafların düşünüp taşınması bu konunun hikmetidir. Sonra ikincisini, aynı şarta uyarak üçüncüsünü vermesi gerekir ki üç talak ile boşama gerçekleşmiş olsun. Yani İslam da kesin boşama işi en yakın Altı aylık bir sürede gerçekleşir. Halkın söylediği gibi bir anda dokuz talakla boşadım demesiyle bu iş olmaz. İslama uygun olmaz. Ancak adam veya kadın kesin kararlı ise boşadım der bir daha geri dönmese bile bu söz altı ay sonrasında kesinleşmiş olur. Çünkü bu altı ay içinde taraflar barışıp dönme imkânına sahiptir. Bu ihtimal de göz ardı edilmemelidir. Ayetin bize anlattığı hukuk budur.

“Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın ayetlerini alay konusu edinmeyin, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah’tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir.” (Bakara 2/231)

Yine burada bahsedilen kesin boşanmadan evvelki durumla ilgili. Örneğin ikinci boşamadan sonra yapılması gereken makul uygulamadan bahsetmektedir. Evliliğin devamını istiyorsanız eşinizi iddeti içinde yani üç ay geçmeden ya güzellikle tutacaksın ya da güzellikle son hakkını da verip bırakacaksın demektir.

“Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.” (Bakara 2/232)

Bu ayetteki mesaj da kadının ve erkeğin yakınlarınadır. Örneğin oğlunuz karısını birinci defa boşadı. Ama pişman oldu iddeti içinde yani üç ay dolmadan eşini yeniden almak isterse onların evliliğine mani olmayın demektir. Çünkü evliliklerin bozulması arkasında birçok olumsuzlukları beraberinde getiren bir olaydır. Eşlerin psikolojik durumu, yakın akraba olmuş insanların bu akrabalığı bitirme durumu, varsa çocukların durumu ve mehir, miras gibi ekonomik boyutları olan bir olaydır. Bu nedenle Allah Teâlâ üç ayrı zaman diliminde üç defada kullanma ruhsatı vermiştir.  Rabbimiz. Ayrıca nikâh nasıl iki şahit huzurunda oluyorsa boşanma da iki şahidin şahadeti ile olacaktır. İki kişinin dudağı arasında ve iki kişi arasında olmayacak ciddiyette bir iştir.  Bir de kadınları boşarken zaman gözetilmesi istenmektedir. Rivayet doğru ise kadınların Özel günlerinde yapılan bir boşamayı peygamberimiz kabul etmeyip Adama: “kadın bu günlerinde boşanmaz. Eşine dön temizlendikten sonra aynı kanatta isen o zaman boşarsın” buyurur. Müslümanlar olarak dinimizin lehimize ve aleyhimize olan hükümlerini en ince ayrıntısına varana kadar bilmek görevimizdir. Çünkü bundan hesaba çekileceğimize inanıyoruz. Sorunuzla ilgili kısım bu kadar. Ancak İslamın Aile hukuku bunlardan ibaret değil. Kur’an’ı okuduğunuzda diğer konulara da vakıf olacaksınız. Allah cümlemizin işlerini kolaylaştırsın, rızasına muvaffak kılsın İnşaallah.

huseyinbulbul38@hotmail.com

bulbulhuseyin@mynet.com

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close