GenelYazarlardanYazılar

Öğrenmeyi Öğrenmek

Öğrenme; hareket eden her canlı varlığın dünyaya gelmesiyle birlikte başlayan, ölünceye kadar devam eden bir süreçtir, merak edip bilmekle başlar, bilme öğrenmenin sonucudur. Öğrenme konusunda birden çok tarif bulunmakta; her düşünce ve akım baktığı zaviyeden bir tarif yapmıştır.

Amma genel olarak şunu söyleyebiliriz. Öğrenme; insanın içinde bulunduğu ortamda yaşamını kolaylaştıracak hayatını sürdürebilmesi ve yaşamından huzur duyabilmesi için gerekli olan bilgilerin, deneyimlerin, görgülerin, becerilerin ve eylemlerin kazanılması süreci olarak tanımlanabilir.

Bu süreç kiminde çok hızlı yol alırken, kiminde de çok yavaş işler. Bunu bazıları tecrübeyle elde ederken bazıları da büyüklerinden gördüğünü taklit ederek ve önünde hazır bulduklarının üzerine bilgiler ekleyerek öğrenir. Bu istisnasız hareket edebilen bütün canlı türleri için geçerlidir.

Öğrenilmesi gerekenlerin bazıları zorunlu iken bazıları da isteğe bağlıdır; zorunlu olanlar, hiçbir gayret göstermeden doğal olarak içgüdüsel ve taklit yoluyla öğrenilenlerdir. İsteğe bağlı olanlarda ise merak vardır. Esas itibariyle bilgiyi ortaya çıkaran şey insanoğlunun kevni ayetler konusunda merakının sonucudur. Kişi merak ettiğinin arkasına düşerse o konu hakkında bilgi edinir, merak, ilgiyi ilgi de öğrenmeye vesile olur. Merakı ve isteği olmayan karamsar kişilerin öğrenmeleri çok sınırlı kalır. Ben öğrenemem veya öğrenmesem de olur diye düşünen elbette fazla şey öğrenemez…

Biz insanlarda bu öğrenme sürecine dahiliz; annelerimizden hiçbir şey bilmez bir halde dünyaya geldikten hemen sonra başlıyor ve ölene kadarda devam ediyor. Bunun için öğrenilmesi gereken şeye göre çeşitli yollar, metotlar takip edilip disipline olanların öğrenimi daha bir profesyonel olurken, rasgele öğrenimde mükemmellik olmaz. Dolaysıyla öğrenme bir birikim ve süreç işidir. Bugüne kadar elde ettiğimiz bilgilerin bir tarihi sureci vardır. Geldiğimiz nokta da ilk insandan bugüne kadar insanlığın birikiminin bir sonucudur. Tecrübelerimiz ve her gün de yeni bir şeyler eklendikçe eşya konusunda bilgimiz artmakta bu bilgi, kimi insanlığın faydasına olurken kimisi de felaketine sebep olmaktadır. Bu bağlamda, bilimsel icatların her zaman insanlığa katkı sağlayacak şeyler olmadığını; kimyasal silahların, nükleer enerjilerin, petrolün ve atom bombalarının yarattığı korkunç sonuçlardan biliyoruz.

Şöyle bir örnekle izah edelim; bir aletin kesici olmasını öğrenmek, bu yönüyle o alet doktorun elinde insanlığa hizmet ederken, katilin elinde fecaate dönüşe biliyor.

Demek ki, her öğrenilen şey, eşyanın tabiatına uygun kullanılmadığı zaman hikmetsizleşmekte onu anlamlı kılan şey, hikmetine uygun kullanmakta yatmaktır. Yani doğru hüküm vermektir. Eşyanın tabiatını, içerisinde sakladığı özellikleri bilmek doğru kullanmayı öğrenmektir. İslam fıkhında şöyle bir kural vardır. “Eşyada asıl olan mübahlıktır.” Nitekim kitabı kerim de şöyle der. “…Sizin için onlarda hem zarar hem de fayda vardır…” (Bakara 219)

Bildiğimiz ve öğrendiğimiz kadarıyla, kainattaki her varlık, varlığını bir başka varlığa borçlu veya bağımlıdır. Örneğin güneş veya su olmasa herhalde canlı varlıkların hayatlarını idame ettirmeleri çok zor olurdu. An itibariyle insanlığın bilgi konusunda geldiği nokta denizde damla mesabesindedir. Ancak, eşyanın künhüne vakıf olan Allah kadiri mutlaktır. Bir başkasına ihtiyaç duymadan her şeyi en ince detayına kadar ancak “O” bilir. Çünkü “O” var etmiştir. Bize düşen, eşya konusundaki cehaletimizi gidermek ve bilgiden pay almaktır. Herkes kendi cehaletinin mahkumudur. Ve cehaletten azat olmanın tek yolu bilgidir.

Öğrenme olgusu, insan doğasının bir gereği olarak çoğunlukla gereksinimler sonucu ortaya çıkan, eğitim, bilgi, deneyim, tecrübe ve gözlem yoluyla davranışta ve düşüncede meydana gelen olumlu, kalıcı, sürdürülebilir ve gerektiğinde değiştirilebilir bir değişim süreci olarak da tanımlanabilir. Bu bağlamda öğrenme bir eylem işidir. Hayatta karşılığı olan, kişiyi değişip dönüştüren, bağnazlık ve taassup ‘totemini’ yıkandır.

Öğrenmenin temelinde bilgi vardır. Bu sürecin başlangıcı, harekete geçireni, destekleyeni, süreklilik kazandıran ve bu sürece aracı olan en önemli unsurlardan birisi de hiç kuşkusuz bilgidir. Olaylarda ve eşyada gizli olan bilgiyi, çevreye uyumunu sağlamak, merakını gidermek ve gerektiğinde yaşamını kolaylaştıracak çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ortaya çıkarma, elde etme ve kullanma dürtüsü, insanın en önemli özelliklerinden biridir. Bu insan ilk yaratıldığında onun datasına yüklenmiştir. (Bakara31) İnsan için, bu amaçlara yönelik bilgiyi elde etmenin en önemli yollarından biri de öğrenmeyi öğrenme eylemidir.

Öğrenmenin temelinde bilgi vardır, bu yüzden öğrenmeyi yönlendiren ve ona nitelik kazandıran da, bilgidir. İmam-ı Şafii, Şöyle der “İlim öğren, kimse anasından alim olarak doğmaz, ilim sahibiyle cahil bir olmaz.

Tüm hareket eden canlı varlıkların yaşamında öğrenme geniş yer tutar, insanoğlu bu konuda da diğer varlıkların tamamından çok farklıdır. Onu farklı kılan akıllı olması, aklı sayesinde bilgisini sürekli artırmakta, deneyimlemekte, merakını gidermekle birlikte etrafını ve kendini değiştirip dönüştürmektedir. İleriye yönelik ön görülerde bulana bilmektedir. Bu da onun merakını artırmakta, bilgi edinme iştahını kabartmakta ve bu dürtüle me öğrenmesine ivme kazandırmaktadır. Kaliteli yaşamak isteyen insan, bunu sürekli ve etkili öğrenebilmesine bağlıdır.

Öğrenen insan öğrendiğini davranış haline getirirse, eski davranışlarını gözden geçirir, değişmesi gerekenleri değiştirir. Bu onun öğrendiğinin kanıtıdır. Bu perspektiften bakıldığında öğrenmenin davranış değişikliklerine çok büyük etkisi vardır. Buradan kişinin davranışlarına ve içerisinde bulunduğu çevresine bakarak nasıl bir kimliğe sahip olduğunu, kullandığı jargonlar itibariyle hangi bilgi türünden beslendiğini alaya bilirsiniz.

Her öğrenilen şeyin bir amacı vardır. Bir şey öğrenilirken boşu boşuna, iş olsun diye öğrenilmez. Bu türden öğrenim kalıcı olmadığı gibi kişiye bir faydası da dokunmaz. O zaman öğrenmede bir maksat, bir amaç olmalı. Öğrenmek istenilen şeyle alakalı şu türden sorular sorula bilir; neyi/neden bilmeye çalışıyorum, nasıl anlamalıyım, önceliğim ne olmalı, nereden başlamalıyım vb. bu türden sorulara doğru yanıt verenler ne istediklerini biliyor demektir. Belli bir amaçla öğrenme isteği olanlar, daha çabuk ve etkili öğrenme sürecine dahil olacaklar ve öğrenilenler hafızada kalıcı izler bırakacaktır. Eğer maksadınız bilgi üzerinde bir şeyler elde etme ise, teorik bilgilerle akademik unvanlar kazana bilirsiniz. Bir şeyi iyi biliyor oluşunuz ancak sizin unvanınızı bir derece daha yükseltir. Bildiklerinizin hayatta bir karşılığı yoksa, amele yansımıyor/dönüşmüyorsa, bilgi halından başka bir şey değildir. (Cuma 5)

İnsan öğrendikçe ne kadar az şey bildiğinin fark ettiği zaman normalleşir, öğrendiklerini sürekle test edip sağlamasını yaptıkça itminana ulaşır. Bundan dolayı ‘öğrenmenin önemini öğrenmemek veya farkında olmamak bir nevi suç işlemektir.’ Bundan dolayı mürebbilerin eğittiklerine öğrenmeyi öğretmeleri gerekir. Ezbere dayalı eğitim sistemi kaliteli öğrenmiş insan yetiştirmiyor. Dolaysıyla bundan vaz geçilmeli, sadece bilgi yükleyip ezberletmek doğru bir eğitim değildir. Neyi nasıl yapacağını/anlayacağını bilemeyen, hayatta bir karşılığı olamayan bilgi hamalına dönen çocuklar, sorgulayamıyor, cesareti kırılmış, ezilmiş, edilgen soru sormasını bile beceremeyen bu öğrencilerden gelecek bekleyemezsiniz. Oysa çocuklar öğrenmeye meyyal olduklarından dolayı öğrenmeyi severek ve isteyerek yaparlar. Bundan dolayı çok soru sorarak işe başlarlar. Onların soru sormalarını için cesaretlendirelim ama asla engellemeyelim. Kimden duyduğumu veya okuduğumu hatırlamıyorum ama şöyle bir söz hatırımda, ‘eğer sizler iyi bir talebe iseniz çocuklarınız iyi bir öğretmendir.’ Önü kesilmeyen, sorduğu sorulardan dolayı azarlanmayan, dolaysıyla sorularına doğru yanıt alanlar, doğru öğrenimin sonucu mutmain ve huzurlu olacaklardır.

Şunu da unutmayalım ki, insanlar arasındaki farkı fark ettiren şey bilgidir.

Bu farkı daha ilk insanın yaratılışında görmekteyiz; Adem as yaratılıp ona halifelik yüklenince, Melekler buna itiraz ederler. Ama meleklerin bilmediği ‘eşyayı isimlendirmeyi’ Allah Adem’e öğretmiştir. (Bakara 31-34) Allah Meleklere “hadi bunları isimlendirin” deyince Melekler; “biz senin bize öğrettiğinden başkasını bilmeyiz.” Allah Adem’e “sen onlara isim ver” deyince Adem istenileni yerine getirince Meleklere “ona secde (kabul) edin” denilir ve bilgiye boyun eğilir, saygı duyulur. Bugün bilginin karşısında herkes istese de istemese de boyun eğmektedir. Çünkü bilgi güçtür. Bilgili toplumlar güçlü toplumlardır. Bilgisizlerin onlara boyun eğmesi gayet doğaldır. Bilginin de nerede nasıl kullanıldığı önemlidir. Bu bilgiden kastımız bilinmesi gerekenleri bilmek, hak sahibine hakkını teslim etmektir. Bilgi insanın işini kolaylaştırır, yolunu aydınlatır, sorumluluğunu artırır. Çünkü ameller bilginin hayata karşılık bulmasıdır. (Saff 2,3)

Hayatta her bilginin bir öğreteni/öğretmeni/ustası var. Her icat edilen aletin, icat eden tarafından bir kullanma kılavuzu var, bunu öğrenmeden o aleti çalıştıramadığınız gibi, amacına uygun da kullanamazsınız. Bizi de bir yaratan, var eden biri var ve bize bir kullanma kılavuzu göndermiş o kılavuz bize; Rabbimizin/mürebbimizin (öğretmenimizin) Allah olduğunu söylüyor; rabbi Allah olanın, bilgisinden eylemine hayatının her safhasında her hareketinde O’nun mührünü taşımalı değil mi? Onun için ne demişti sevgili nebi “Beni Rabbim terbiye etti.” Öyle ise Rahmanın terbiyesine tabi olanlara selam olsun…

Vesselam

 

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir