GenelYazarlardanYazılar

Olağanüstü mü, Olağan insan(!)mı? Resuller !

Türk dil kurumu sözlüğünde, Olağanüstü; bileşik, sıfat. Her zamankinden, benzerinden farklı ve onun ötesinde, üstünde, Alışılmışın üstünde, duyulmadık, görülmedik olan. Diye tarif edilmektedir.

Olağana itiraz, olağanüstü algıların doğal sonuçlarıdır. Yakıştırma yollu denklemler. Allah’ı bilen tanıyan Mekkeli Müslüman müşriklerin, Allah’a elçi olması gerek birinin, birinde olması gereken nitelikleri bu ifadelerle dile getirmekteydiler.

Bu gün vahiyden bağımsız düşünce(hurafe)üretenlerle, o gün Allah’a ve elçisine itiraz edenlerin ortak noktası; Allah’a yakışır birinin elçi olmasıdır. Bunun için de elçilerin, İnsanüstü/olağanüstü olması gerektiği gibi temelsiz bir iddianın savunucuları olmuşlardır.

Ve. dediler, “Nasıl olur da bu elçi yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek inseydi ya!” “Yahut kendisine bir hazine atılsaydı veya kendisinin bir bahçesi olsaydı ve ondan yeseydi!” Hatta zalimler, “Siz, büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz,” dediler. Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamayacaklardır. Furkan:7-8-9

Elçi yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor, Yalnız başına! Muhafızları yok. Bağı bahçesi de yok. Üstelik büyülenmiş (!)
Dediler ki: “Ey kendisine zikir (mesaj) indirilmiş olan, sen bir delisin.”

“Doğru sözlü isen bize melekleri getirsene.” Hicr, 6.7
” Biz bu Kuran’da her türlü örneği verdik, ne var ki halkın çoğunluğu inkârda direniyor.

“Dediler ki: “Yerden bize bir kaynak fışkırtmadıkça sana inanmayız.”

“Veya hurma ve üzüm bahçelerin olup aralarında ırmaklar fışkırtmalısın.”

“Veya ileri sürdüğün gibi gökten üzerimize parçalar düşürmeli yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin.”
“Ya da altın bir evin olmalı veya göğe yükselmelisin. Yükselsen bile okuyacağımız bir kitabı üzerimize indirmedikçe ona inanmayız.” De ki: “Rabbim yücedir. Ben elçi olan bir insandan başka bir şey miyim ki.” İsra, 89-93

Olağanüstü istekler; Delilikten kurtul. Bize melek getir. Yerden kaynak fışkırt. Hurma ve üzüm bahçelerin olmalıydı(!) Gökten üzerimize parçalar düşür.Altından yapılmış evin olmalıydı!.Göğe yükselmelisin.
Tümü ile hayal mahsulü isteklerle mesajı getireni reddediyorlardı.
“Cevap sade ve yalın;” .” De ki: “Rabbim yücedir. Ben elçi olan bir insandan başka bir şey miyim ki.”

” Eğer gerçekten özgür olmak istiyorsak, herkesçe benimsenen görüşleri körü körüne kabul etmek zincirinden kendimizi kurtarmamız gerekir. İçine hapsolunduğumuz üç büyük kafesin demirlerini kırmak zorundayız.
Bilincimizi;

Varlığı kendinden menkul, mucize, keramet ve olağanüstülük gibi, Bir anlamsızlığa zincirleyen, din adamlarının teologların sofi mutasavvıfların papazların hahamların, ilkel kurama bağlı yargıçların, savaşçı kahramanlar gibi-büyük adamlar-mitinden kurtarmalıyız.

Örneğin. Mesnevide konu her ne olursa olsun, ilk dikkati çeken özellik olayın bir masal havasında anlatılmasıdır. Akıl ve mantık ölçülerini aşan bir sürü olay birbirini izler. Çevre tasvirleri gerçeğe uygun değildir, hikâye kahramanları doğaüstü davranışlarda bulunur. Hikayelerde cinler, periler, devler, cadılar, ejderhalar gibi masal motifleri sık sık işlenir.

Süleyman Çelebi (ölm. 1421-22)’nin 730 beyitlik Vesiletü’n-necat adını verdiği, yüzyılın en önemli eserlerinden biri olan Mevlit’i(!) (yazılışı 1409), yazılmış pek çok mevlit içinde en tanınmışı ve yüzyıllar boyunca en çok okunanı olmuştur. Zaman geçtikçe öteki mevlitlerden de parçalar katılarak değişikliğe uğrayan Süleyman Çelebi Mevlidinde Münacat, Viladet, Risalet, Mi’rac ve Rıhlet bölümleriyle Hz. Peygamber’in hayatı, peygamberliği ve ölümü içli, dokunaklı bir dille anlatılmıştır.

Fuzu-li’nin eseri Türkçe yazılan Leyla ve Mecnun hikâyelerinin(!) en güzelidir.
Meyveleri konuşturduğu Sohbetü’l-esmar’ı da 200 beyitlik küçük bir mesnevidir. Hüma vü Hümayun ile Gül ü Bülbül (yazılışı: 1552) mesnevilerinin şairi Kara Fazli (ölm. 1563), özellikle ikinci eseriyle ün kazanmış bir mesnevi üstadıdır, “Tasavvufi Gülü Bülbül mesnevisi gül ile bülbülün aşkını anlatan ince, içli bir hikâyedir. Güneş, saba, mevsimler bu hikâyenin şahıslandırılmış kahramanlarıdır.

Din adına; her duyduğunu, her okuduğu malumat edindiklerini din edinenlerin etkilendiği kaynaklara bakıp, vahiyle test edebilmemiz gereklidir. Resulün hatırına dünyanın, hatta kainatın yaratıldığını iddia edecek kadar yanlışa düşebilen insanları görebilmekteyiz.

Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müslüman rivayetçilerin durumu! Her duyduğu sözü, kitaplardan edindiği malumatları Vahiy ve Kuran süzgecine vurmadan kendisi gibi düşünmeyenleri reddeden, delalette sayan, toplumdan dışlayan yapılar!….

Vahyin karşısında olanların bu istekleri, iddiaları, reddiyeleri bir yere kadar anlaşılabilir, vahyin yanında olduğunu zannedenlerin de benzer iddialarının olması hakikaten travmatik bir vakadır.

İslam dini insana, iyi bir insan nasıl olunur öğretisi insanlık projesi olarak inmiştir! Dinin esprisinin anlaşılması ve nasıl yaşanırın görünmesi için de içlerinden birisi seçilerek numune (ÖRNEK) elçiler gönderilmiştir! Benzeri olabilinir.

Kuran, hayatın içinde yaşanılan olaylar, çıkan sorunlar, yanlış anlaşılmaların düzeltilmesine yönelik gelişmelerin ortasına 23 yıllık bir sürede parça parça inmiştir! Her inişin neticesi gözlemlenmiş, yanlış uygulamalar görüldüğü an, Yaratıcıdan uyarılar gelmiş ve hatalar düzeltilmiştir!
Bu günün insanının açmazı, Kuranı okumuyor. Kurandanmış gibi konuşuyor. Kurada olmayan, resulün söylemediği nice kelam dillerde pelesenk olmuş. Din diye pazarlanıyor.
Allah benim örnek alabileceğim nitelikte birini bana örnek verdiği halde, insanlar Örneği, örnek alınmaz edebilmek için ellerinden gelen gayreti hiç esirgemiyorlar. Ahirette hesaba çekilmek diye de bir endişeleri yok gibi yaşıyorlar.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir