GenelMektuplara Cevap

Önce Anlamak, Sonra Anlamlandırmak…     

Turgut Yürekli/ Akhisar

Değerli kardeşim!

Derginizi kısa zaman önce Medyadan tanıdım. İlgiyle takip ediyorum. Özellikle sorulara vermiş olduğunuz cevaplardan çok istifade ediyorum. Benim sorum ise; Furkan suresinin 77. ayetinin meallendirilmesi ile ilgilidir. Değişik meallerin vermiş olduğu manaları aşağıya alıntıladım. Fakat benim kafama takılan noktayı aydınlatacak bir işaret bulamadım.  Özellikle bu ayetin muhatabı kimlerdir? Meallerde verilen manaya göre Müslümanlara hitap ediyor gibi mana verilmiş. Hâlbuki ayetin sonunda kâfirlerden bahsediliyor. Bu durumda ayetin sonu ile başı çelişiyor. Fakat işin içinden çıkamadım. Bunun için değişik meallerin vermiş olduğu manayı/ mealleri aşağıya alıyorum. Sizce hangisi isabet ediyor? Yâda siz olaya nasıl bakıyorsunuz?

Muhtelif şahısların meallerinden alıntı:

“De ki: «İbadetiniz (duanız) olmasa Rabbim size ne diye değer versin?» Ey inkârcılar! Yalanladığınız için, azap yakanızı bırakmayacaktır.” (Diyanet meali)

“De ki; “Eğer yalvarmanız, kulluğunuz olmasa Rabbim size ne değer versin? Sizler Allah’ın ayetlerini yalanladığınız için azap hiç yakanızı bırakmayacaktır.” (Fi zılalil Kur’an)

“De ki: Duanız olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi? Gerçekten yalanladınız. O halde azap yakanızı bırakmayacaktır.” (İbni Kesir)

“De ki: «Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” (Tefhimül Kur’an)

(Resulüm!) “De ki: «Rabbim size ne kıymet verir duanız olmasa? (Ey inkârcılar! Size bildirdiklerini) kesinkes yalan saydınız; o halde azap yakanızı bırakmayacaktır!” (Elmalı sadeleştirilmişi)

“İman edenlere deki, Dua, yalvarma ve ibadetiniz olmasaydı rabbim size değer verir miydi? İnkârcılara da deki, gerçek şu ki siz, Allahın mesajını yalansaydınız, artık bu yüzden azap size sarılacak yakanızı bırakmayacaktır.” (Abdullah Parlayan)

Cevap: Turgut kardeşim tespitinizde haklısınız. Yüzlerce meali yan yana getirelim her birinde bir takım farklılıklar olduğunu görüyoruz. Çünkü uygun bir meal yapmak için dili bilmek yeterli değildir.  Bu işin tekniğini, ayetlerin bağlamını,  Kur’an’ın bütünlüğü göz önünde bulundurularak ilgili ayette verilmek istenen mesaj ile ilgisini kurabilmek gibi birçok nedenin bilinmesi gerekir. Meal yapan kardeşlerimiz elbette bunlara dikkat ediyorlar ama yine de gözden kaçanlar oluyor. Kusursuzluk ancak Allaha ve onun kitabına mahsustur. Bunu da teslim edelim.

Burada “dua” fiili üzerinde durmak istiyoruz. Kelimenin kökü; dal. Ayın . vav harfleri ‘D.A.V.’ dir. Bu kökten gelen kelimeler Kur’an da 212 yerde geçmektedir ve şu anlamlara gelmektedir:  Dua etmek  (Araf 7/38) , Çağırmak   (İsra 17/110), İsnat etmek  (Meryem 19/91), Evlatlık (Ahzab 33/4) anlamlarına gelmektedir.

Bütün bu anlamlar göz önünde bulundurularak ilgili ayette hangi anlamda kullanıldığını tespit etmek meali yapan kimsenin verilmek istenen mesaja vukufiyeti ile ortaya çıkacaktır.  Bu ayette geçen “duaukuk”  duanız anlamı ile kastedilen kimseler in kimler olduğunu ayetin devamında gelen cümle ortaya koymaktadır. Bunlar azap ile tehdit edilen kimselerdir.  Müminler değil. Duası, niyazı, yalvarıp yakarması ve ibadet ve kulluğu olmayanlardır. Buna göre ayetin anlamı şöyle olmaktadır:

“Deki! Rabbim Size Ne Diye Değer Versin? / Ne diye değer verecek. O’na yönelmiyor- kulluk etmiyor-dua ve niyazda bulunmuyorsunuz. Fakat O’nu yalanlıyorsunuz. Çok yakında azap yakanıza yapışacak. (Furkan 25/77)

Bu ayetin manasının böyle vermemizin sebebi şudur: Baştaki hitap ayetin son cümlesinde bahsedilen Allah’ı inkâr eden kâfirleredir. Baştaki hitap sanki müminlere imiş gibi anlam veriliyor sonra da arkadan gelen cümlede; “O’nu yalanlamadan ve inkâr etmeden” bahsediliyor. Böyle bir durum müminlerin sıfatıyla bağdaşır mı? Bu nedenle “Lev la  duâukum” deki kum zamiri inkar edenlere racidir. Arkadan gelen kelime ise “vele gad kezzebna” kesinlikle yalanlıyorsunuz denilmektedir. Allaha yönelmediğiniz, onu çağırmadığınız / yalvarıp yakararak ona yönelmediğiniz ve ona ibadet etmediğiniz gibi; onu kesin kes yalanlıyorsunuz” buyrulmaktadır. Olayda yer alan şahıslar tamamen inkâr edenlerdir. Böyle olması metnin bütünlüğüne  ve Kur’an’ın ruhuna daha uygun düşmektedir. Burada bahsedilen “dua” sadece duadan ibaret değil Tüm İman ve ibadet anlayışını ifade etmektedir. İnsan inanmadığı ilaha yalvarma yönelme ve yardım isteme gereği duymaz. Bunun olması için de öncelikle imanın olması gerekmektedir. Hal böyle olunca inanmayan insanlara : “Duanız olmasaydı Allah size ne diye değer verecekti?” şeklinde bir hitap uygun olmayacaktır.

Yukarıya almış olduğumuz meallerde birbirinden kopyalanmış gibi aynı anlam verilmiştir.  Bir kısmı da ayette olmayan bir takım kelimeleri ilave ederek anlamlandırmışlardır. Hepimiz elimizden geleni yaparız  ancak son söz olarak söyleyeceğimiz ise; en  doğrusunu rabbimiz  bilir demek olacaktır!..

Yine Rum suresinin 28. Ayetinde rabbimiz bizim nefsimizden bir misal vererek kendisine ortak koşanlara anlayacakları bir yöntemle mesaj veriyor:

“Allah size kendinizden bir misal getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.” (Rum 30/28)

Rabbimiz bu misalle bize şunu soruyor: Elinizin altında çalışan kölelerinizi malınıza ortak eder misiniz? Ya da  Böyle bir ortaklığa razı olur musunuz? Şimdi bir çiftlik ağası olarak bir fabrika sahibi olarak, yada küçük bir bağı , bahçesi, evi olan biri olarak düşünün!.. Elinizdeki mülke ortak isteyeniniz olur mu? Düşündüğümüzde değil bunlara ortak olmasını istemek, en basit bisikletine bile kimse ortak istemez. Onun üzerinde hak sahibi ve söz sahibi olmasını istemez.

Şimdi ayetin mealinde söylenen bu iken esas verilmek istenen mesaj yani söylenmek istenen ise daha farklıdır. Allah Teâlâ kendisine ortak koşanlara şunu söylüyor: “Siz kölelerinizin üç kuruşluk mülkünüzde ortak olmasını istemiyorsunuz da niçin banim kâinatı kuşatan mülküme ortaklar isnat ediyorsunuz? Sizin kabul etmediğinizi ben mi kabul edeceğim? Hiç düşünmüyor musunuz?  Gibi ifadeler ile insanların beynine vermek istediği mesajı yerleştiriyor. Tabii akledenlere!..

Buradan hareketle şunu söylemek mümkündür: Bir konuda bilmek yetmiyor, bildiklerimizi muhakeme ve mukayese ederek düşünmemiz, tefekkür ederek doğru bir sonuca varmaya çalışmamız gerekiyor. Gayret bizden muvaffakiyet ise Allah’tandır. Bilelim ki insan için dünyada ve ahirette kendi emeğinin karşılığından başka bir şey yoktur!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir