GenelYazarlardanYazılar

Onurun Onursuzlukta Arandığı Garip Bir Dünya!

Yirmi birinci asır ne yazık ki onurun onursuzlukta şerefin şerefsizlikte haysiyetin haysiyetsizlikte insanlığın insan dışılıkta arandığı bir zaman dilimi olarak tarihe geçmek üzere. Öyle garip öyle acayip işler olmaktadır ki belli ki bunları yapanlar geçmişten kesinlikle ders almamaktadırlar. Yaratılmışlar içerisin de en mükemmel yaratılan varlık insanoğludur. Yaratan Allah onun için gerekli olan onurunu, haysiyetini, şerefini de fıtratına yerleştirmiştir. Asıl olan onun onurlu, şerefli ve haysiyetli bir hayat yaşamasıdır. Ancak tercihlerinin sonucu olarak aşağıların aşağısı onursuz bir hayatı da yaşaması mümkündür.

Yaratan Allah yarattığı bütün canlılara belirli özellikler vermiştir. Bu özelliklerin bir kısmı diğer canlılar ile ortaktır. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan özelliği tapınma yani tedeyyün içgüdüsüdür. Sadece insan Allah’a veya kendisinden daha güçlü, kuvvetli gördüğü herhangi bir varlığa tapınma ihtiyacı duymaktadır. Diğer canlılar genlerine kodlanan kanunlar gereği zaten Allah’a kulluklarına kusursuz devam etmektedirler. Mesela su akıcı taş sert bıçak ise kesicidir ve kodlarına uygun hareket etmektedir. Ne yazık ve ne acıdır ki, fıtratına uygun hareket etmeyen ve yaratanına başkaldıran isyan eden tek varlık ne yazık ki insanoğludur.

İnsan ile diğer canlıların ortak olduğu özelliklerden: Yeme, içme, uyuma üreyip çoğalma için cinsellik duygusu ve diğer özellikler sayıla bilir. Yaratan Allah bunların hapsi için belirli yasalar koymuştur. İnsan rast gele yiyip içemez o rabbinin emri gereği yeryüzünde bulunanların şeylerin temiz ve helallerinden yeme içme gibi bir sorumluluğun sahibidir. Bir hayvan için geçerli olan ise sahibinin o hayvanı helal yollar ile elde ettiği gıdalar ile beslemesidir.

İnsan ile diğer canlılar arasında ortak olan özelliklerden birisi de belki de en önemlisi cinsellik içgüdüsünü tatmin konusudur. Allah yarattığı bütün canlılara bu duyguyu vermiştir. Bu duygu helal ve temiz yollardan mutlaka tatmin edip doyurulmalıdır. Doyurulmaması halinde her canlı azgınlaşır, sapkınlaşır sunuşta toplum fesada uğrar fitne alıp başını gider. Bir aslan bir ceylanı öldürür ve karnını doyurur ise cinayet işlemiş olmaz. Veya kendi cinsinden bir aslan ile cinsellik duygusunu tatmin etse zina yapmış olmaz.

Ancak aynı şeyler insanoğlu için geçerli değildir. İnsan söz konusu ise onun cinselliğini nasıl ne şekilde kiminle tatmin edeceğinin kurallarını da yüce kitabı Kuran’ı kerimde belirtmiştir. İman edenlerin belirtilen bu kurallara uyması bir keyfilik değil adeta bir zorunluluktur. Kuran’ın koyduğu kuralların dışına çıkmak ve helal olmayan yollardan bu duygunun tatmin edilmesinin adı kimi ayetlerde zina kimi ayetlerde aşırılık kimi ayetlerde eşcinsellik kimi ayetlerde ise homoseksüellik olarak adlandırılmaktadır. Bunların tamamına ise azgınlık, sapkınlık, haddi aşmak ekini ve nesli yok edip fesat çıkarmak olarak belirtilmiştir.

Allah’ın ahirete bırakmayıp dünyada cezasını verdiği suçlardan biriside nikâh olmaksızın yaşanan cinsel ilişkidir ki bunun adı zinadır. Dört şahit ve gerekli delillerin tespitinden sonra kadın ve erkeğin her birine yüz adet sopa ile vurmaktır. Bu uygulamaya iman edenlerden bir gurubun da şahitlik etmeleri ve cezanın uygulanması konusunda herhangi bir gevşekliğe meydan verilmemesi cezayı koyan Allah’ın hükmünü yerine getirmenin farz olduğu bir emridir.

İnsan neslinin temiz ve kaliteli bir şekilde üremesinin, çoğalmasının tek yolu: Bir erkek ile bir kadının Allah’ın koyduğu kuralları gözeterek ve nikâhlı olarak yapacakları evlilikten geçmektedir. Allah erkeğin kadınla kadınında erkek ile mutlu olacağını şu ayeti ile net olarak ortaya koymaktadır: “ Allah’ın varlığının delillerinden biri de kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkati yerleştirmiş olmasıdır. İşte bütün bunlarda derinlemesine düşüne bilen bir toplum için nice ibretler vardır.” ( Rum- 21-)

Allah’ın koyduğu yasa bu kadar açık ve nettir. Bu yasanın dışın da mutluluk arama beyhudedir. İslam ölçü ve kural koyan dinin adıdır. Müslüman ise konan bu ölçü ve kurallara bütün benliğiyle teslim olan ve mutluluğu burada bulan insandır.  Öyle ki, nikâhlı eşiniz ile birlikte olur iken uymanız gereken kuralları bile koymuştur. Orada bile keyfiliğe ve kuralsızlığa kesinlikle yer yoktur.

Şöyle ki: “ Ey peygamber! Sana kadınların adet halinden aybaşı durumundan da soruyorlar. Onlara de ki: “ O, aybaşı hali bir ezadır. Sıkıntılı geçen bir süreçtir. Adet aybaşı halinde iken kadınlarınızla kesinlikle cinsel ilişkiye girmeyin. Bu durum sona erip onlar temizlendikten sonra, Allah’ın emrettiği yerden çocuğun dünyaya geldiği yerden onlar ile cinsel ilişkiye girin. Allah, şüphesiz daima tövbe edenleri ve temizlenenleri sever” (Bakara- 222-) Yukarı da dedim ya! İslam kurallar ve ölçüler koyan dinin adıdır.

Evet,

Nikâhlı eşinizle bile cinselliğinizi tatmin eder iken Allah’ın koyduğu kurallara uymak zorundasınız. Çocuğun dünyaya geldiği yerin birleşme yeri olduğunu bizzat Allah açıklamaktadır. Onun dışındaki ilişki sapıklıktır ve haddi aşmaktır. Ben burada o tür sapık ve sapkın ilişkilerin neler olduğundan bahsetmeyeceğim.  Başka bir ayetle konumuzu biraz daha açmaya çalışalım: “Kadınlar sizin ekeneğiniz, tarlanızdır! Ekeneğinize tarlanıza istediğiniz gibi gelin, yaklaşın, kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah’a karşı sorumlu davranın ve iyi bilin ki Allah’a mutlaka kavuşacaksınız. Bunu müminlere müjdele!” ( Bakara-223-) Çocuğun dünyaya geldiği yerden yaklaşmak şartı ile pozisyon zenginliğinden bahsedilmektedir.

Allah bizler için ne gerekli ve ne lüzumlu ise bütün detaylarına girerek açıklamıştır. Bunları açıklar iken Allah asla utanmamıştır. O halde bizde bunları açıklar iken asla utanıp çekinmemeliyiz.  Bu gün dünya üzerin de yaşanan huzursuzluk, karmaşa, kargaşa, anarşi, terör ve her türlü sapkınlığın ve sapıklığın nedeni insanoğlunun Allah ile girdiği ve kaybetmesi kesin olan bir savaştır. Bu durum yeni olmayıp insanlığın tarihi kadar eskidir. İlahi kurallardan uzaklaşan insan beşeri kurallarda çare aramaktadır ancak bu araması beyhudedir. Huzuru arar iken daha da huzursuz olmakta çünkü huzur aradığı sokak çıkmaz sokaktır.

Son günlerde özellikle kamuoyunda tartışılan! Sözüm ona İstanbul sözleşmesi! ve beraberinde getirmiş olduğu haklar ve tahrifatlar sürekli konuşuldu. Özellikle eşcinseller, lezbiyenler, homoseksüellerin yapmış olduğu yürüyüş ki buna onur yürüyüşü! Dediler. Bunlar iç kamuoyundan kendilerine destek buldukları gibi ciddi anlam da tepkide aldılar. Tepki veren kesimin yine birçoğu mevzi ve sistem içi mücadele yöntemini kullanarak yazdılar çizdiler ve bir müddet sonrada normal hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler. Yine ıskaladılar yine yanlış değirmene su taşıdılar. Verilen mücadele kısmen İslam’ı nüanslar taşısa da kesinlikle tevhidi ve nebevi değildi. Bu konuda Allah’ın bütün insanlığa özelliklede iman edenlere örnek olarak gönderdiği ve mutlak manada doğru olan elçilerin metodu terk edilmişti. Tepki koyanların bu tepkileri çok cılız ve mevzi kaldı.

Hatta laik ve demokratik sistemin emniyet sibobu olan kurumun başındaki başkanın Kuran’daki bir ayetin anlamını herkesin anladığı dilden okumasıyla birlikte nasıl tu kaka edildiğine şahit olduk. Bu zalimler Kuran Arapça ve anlaşılmadan okunduğu için seslerini çıkarmıyorlar. Zira nasıl olsa kimse anlamıyor.  Sistem içi mücadeleyi kendilerine tek çıkar çare ve yol olarak gören halkı Müslüman coğrafya ve özellikle ülkemiz Müslümanları bu noktaya nasıl geldiklerini ve getirildiklerini ne yazık ki hiç düşünmüyorlar. Bu bozulmanın ve kokuşmanın en iyimser ifade ile bin yedi yüz ellili yıllardan itibaren süre geldiğini ıskalamaktadırlar.

Evet, yaklaşık iki yüz elli yıldır devam eden bu sürecin zirve yaptığı tarih ve günler bin dokuz yüz lü yıllar olarak zirve yapmıştır. İlgili tarihten sonra hâkim irade Müslüman halkın dilini, dinini ve her türlü duruşunu değiştirerek doğu olan kıblesini batı ve batıcılık olarak ilan etmiştir. Bu süreç halen devam etmektedir. Öyle ki cumhuriyetin hâkim iradesi okunan ezanları Türkçeye camileri ise hangar, depo, müze olarak kullanmaya başlamıştı.

Çünkü yeni benimsenen ideoloji ve sistemin sahipleri bunun böyle olmasını istiyorlardı. Karşı çıkanların akıbetlerinin ne olduğu ise hepimiz tarafından bilinmektedir. Oturtmaya çalıştıkları sistemin halk tarafından benimsenmediği durumlarda ise yaklaşık her on yılda bir darbe yaparak bu millete kan kusturdular. İstanbul sözleşmesini eleştirenler laiklik ve demokrasi söz konusu olunca dut yemiş bülbüle dönüyorlar.

Oysa bu milletin ahlaken, manen, fikren bozulup dejenere olmasının geçerli ve tek sebebi Allah’ın dininden hiçbir nüansı üzerin de taşımayan ve tamamen farklı bir yaşam biçimi ve din olan demokrasidir. Bu tür yönetim biçimlerinin ortaya çıkardığı insan tipi ve tipolojisi ortada. Batıda demokratik ve laik sistemler parlamentolarında erkeğin erkekle yaptığı sapkınlığı meşru hale getirip onayladılar. Birkaç sene sonra Avrupa birliği veya İstanbul sözleşmesi gereği bu günkü parlamenter sistemden de ister iseler hiç şaşmayalım!

İslam Cinselliğin tatmini için meşru yol olarak bir erkek ile bir bayanın Allah’ın koyduğu kuralları gözeterek nikâhlı birlikteliği şart koşmuş ve buna da evlilik demiştir. Bundan dolayıdır ki nikâhsız her türlü birlikteliği haram kılmış ve adına da zina demiştir. Bu konuda sizler ile bir ayet meali paylaşmak istiyorum: “ Sakın ha zinaya yaklaşmayın. Çünkü zina, çok çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsra- 32-) Allah’ın kötü ve çirkin dediği fiilin adıdır zina.

Yaratılan insanların bir kısmı çok eskiden beri rabbinin çirkin ve iğrenç dediği yolda yürümeyi doğru bir yol gibi algılayarak zan ile hareket etmişlerdir. Zannetmeyelim ki günümüzde yaşamakta olduğumuz sapkınlıklar ve sapıklıklar bu gün ortaya çıktı. Hayır, bu düşünce kesinlikle doğru değildir. Allah’ın hükmünden uzaklaşıp cahiliye toplumu haline dönüşen ve Allah’ın rahmetinden uzak her toplum bu tür iğrençlikleri yaşamıştır. Günümüz cahiliye toplumları ve geleceğin toplumları da bu tür sorunları yaşayacaktır. Zira Allah’ın kanunlarında bir değişikliğin olması söz konusu değildir. İnsan değişmemiştir. Lut (as.)ın yaşadığı toplumdaki azgın ve sapkınların taşıdığı özellik ne ise günümüz insanı da aynıdır.  Ortak noktaları ilahi ve vahyi olana başkaldırmalarıdır. Bunların ortak özellikleri ve sapkınlıkları ile ilgili olarak rabbimiz şöyle buyuruyor: “ Lut’u da elçi olarak göndermiştik, onlara: “ Siz nasıl oluyor da iğrenç olduğunu bile bile bu ahlaksızlığı yapabiliyorsunuz diyordu. Ve siz nasıl oluyor da kadınları bırakıp erkeklerle ilişkiye girebiliyorsunuz? Gerçekten siz cahil, rezil ve aşağılık bir topluluksunuz. “ Kavminin cevabı ise: “Lut’un ailesini memleketinizden sürüp çıkarın belli ki onlar tertemiz ve pek namuslu insanlarmış, demekten başka bir şey olmadı.” ( Neml-54-55-56-) Ayrıca isteyen kardeşlerimiz Araf suresi seksen ve seksen birinci ayetlere bakabilirler.

Allah’ın gönderdiği bir nur bir ışık ve hidayet kaynağı olan mesajına karanlık devrin masalları olarak bakanlar çağlar ötesinde yapılan bir iğrençliği yaparak ilerici ve aydın olabiliyorlar! Bu da garip değil mi? Garip olan o kadar şey var ki hangi birisini sayalım. Mesela  “ibnelik te onur aramak gibi oysa ibneliğin onuru mu olur” diyen insanların kınandığı eleştirildiği bir toplum oluverdik. İslam’ı bırakıp demokrasiyi tek çıkar yol ve hayat tarzı kabul eden ve Müslümanlığı sadece adından ve sözünden ibaret olanlar inanın daha birçok sürpriz ve kötü şeyler  sizleri beklemektedir. Daha sonra yaşanacak suprüzlere hazır olalım.

Kutsallarımıza saldırılar artarak ve hız keseden devam etmektedir. Öyle ki merkezi ezan sistemine girip çav Bella çalacak kadar densizleştiler. Hemen peşinden ezanı yuhalamalar ve İstanbul’da gerek lezbiyen gerek homoseksüellerin yaptıkları onur! Aslında onursuzluk yürüyüşü boşuna yapılmamıştır. Bunların hiç birisi rast gele ve tesadüfen yapılan kalkışmalar olmayıp tam aksine bir projenin ve sürecin ürünleridir.

Bütün bunlar bu hak ve cesaretlerini dört elle sarıldıkları demokratik sisteme borçludurlar. Eğri ağaçtan düzgün kereste çıkmaz. Aklımızı başımıza alıp Allah’ın ve resulünün bizleri çağırdığı ayrıca hayat veren şeylere dört elle sarılmalıyız.İnsan aklı olan ideolojilerin devlet talebinin olduğu kadar aziz İslam’ın da bir devlet talebi olduğunu bilerek hız kesmeden çalışmaya devam etmek olmalıdır. Aksi halde bu milletin dini dili değiştirilir iken meclisin mescidin de nafile kılmaya gidenler in durumuna düşeriz de yaşananları ve yaşadıklarımızı İslam zannetmeye devam ederiz.

Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı