Genel

Orada Bir Arakan Var, Dünya Gözlerini Kaçırsa da

Cahide Hayrunnisa Çiçek/Dünya Bizim

”80 binden fazla Arakanlının yaşadığı Kutupalong Kampı’na gitmek için yola çıkıyoruz. Bırakın burada yaşamayı, ulaşmak bile adeta bir işkence. Çünkü BM’nin ‘dünyanın en çok zulüm gören halkı’ olarak tanımladığı Rohingyalı Müslümanlara ulaşmak, yardım götürmek, kamplara gidip dertleri ile dertlenmek yasak.” Cahide Hayrunnisa Çiçek yazdı.

Rohingyalı Müslümanlar. Ümmetin yetim çocukları. 250 yıldır baskı ve zulüm altında yaşam mücadelesi veren, farklı tarihlerde sistematik tecavüz ve katliamlara uğrayan, dünya gündemine ise ancak 2012 yılında girebilmiş olan mazlum halk.

Filistin’i, Keşmir’i, Afganistan’ı, Çeçenistan’ı zulüm coğrafyalarından bilip yıllarca dualarımızdan eksik etmedik. Arakan ise dünyanın görmeyen gözü oldu, dualarımızda bile yer bulamadı, hep unutuldu, hep yetim kaldı. Budist zulmü öyle şiddetli ve öyle ağır geldi ki Rohingyalı Müslümanlara, kan dökmeyi haram sayan sapkın Budistler tarafından yakılarak öldürüldüler. Zulmün Budist versiyonuna maruz kalan bu canlar bırakın seslerini dünyaya duyurabilmeyi, nefes bile alamadılar.

28 Mart 1942’de Minbya kasabasına bağlı Çanbilli köyündeki Müslümanlara saldıran Rakhineler, köydeki kadın, erkek ve çocukları öldürdü. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın 2012’de yayınladığı Arakan Raporu’na ve İngiltere Parlamentosu üyelerinin 2013 yılı raporuna göre, daha sonra tüm Arakan’a yayılarak yaklaşık 40 gün süren saldırılarda en az 150 bin Arakanlı Müslüman öldürüldü. Katliamdan sonra çok sayıda Arakanlı Müslüman, mülteci olarak başta Bangladeş olmak üzere komşu ülkelere sığındı. Aynı rapora göre İngilizler’in 1948’de ülkeden çekilmelerinin ardından Müslümanlara yönelik saldırılar arttı. Olayların hızla yayılması üzerine savunmasız Müslüman halk, Hindistan ve Bangladeş’e sığınmak zorunda kaldı. Arakanlı Budist Rakhinelerin liderleri, kalan Rohingya Müslümanlarına karşı toplu katliamlara giriştiler.

İngiliz parlamenterlerin 2013 yılı raporunda yer alan bilgilere göre, katliamlar artınca Müslümanlar silahlanarak kendi örgütlerini kurdular. Müslümanların biraz güçlendiği 1954 yılında Burma ordusu ‘Muson Operasyonu’ adını verdiği kanlı bir saldırı ile Müslüman güçleri dağıttı. Aynı sene binlerce sivil Rohingyalı, Müslüman direnişçilere yardım ettikleri bahanesiyle ya katledildi ya da ülkeden sürüldü. ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) 2000 yılı raporunda yer alan bilgilere göre, hükümet 1978 yılının Mart ayında Arakanlı direnişçilere yönelik ‘Kral Dragon Operasyonu’nu başlattı. Yüzlerce Müslüman kadın ve erkek tutuklandı, birçoğu işkence gördükten sonra öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi. Can ve mal güvenliği kalmayan çok sayıda Müslüman, yaşadıkları yerleri terk etmeye başladı. Birkaç ay içerisinde sayıları 200 bini aşan mülteciler, Bangladeşli yetkililer tarafından yaptırılan geçici kamplarda yaşamaya başladı.

Son olarak ise Haziran ayında üç Müslüman erkeğin bir Budist kadına tecavüz ettiği iddiası ortalığı karıştırdı. Devlet destekli Budist milisler Müslümanların evlerine, işyerlerine saldırdılar, ateşe verdiler. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre 2012 yılındaki şiddet olaylarında 140 bin Rohingyalı ülke içinde göç etmek zorunda kaldı. Kaç kişinin öldüğü konusunda kimse net rakam veremezken, bu sayı binlerle ifade ediliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2013 yılında yayınladığı “Yapabileceğiniz Tek Şey Dua Etmek” başlıklı raporunda Myanmarlı yetkilileri, Arakan eyaletinde Rohingyalara karşı etnik temizlik yapmakla suçluyor.

Müslümanların neredeyse nefes alması bile yasaklanmış durumda

Bugün Rohingyalı Müslümanlar, Arakan bölgesinden başka bölgelere gidemiyorlar. Yasak! Başkente gitmek neredeyse hayal gibi bir şey. Ülkede bir tane üniversite bulunmasına rağmen Rohingyalı Müslümanların tıp ya da mühendislik gibi bölümleri okumaları yasak. Diğer bölümleri tercih edip mezun olanların durumu da farklı değil, diploma verilmiyor, devlet kurumlarında asla ve kat’a çalıştırılmıyorlar. Arakanlı Müslümanların temsilcilerini Meclis’te de göremezsiniz. Bir köyden çıkıp başka bir köyde misafir olarak kalmak isteseler, karakoldan izin almaları zorunlu. Yasak üstüne yasak, adeta bu halka “yok” hükmü biçiliyor.

Arakanlılar için “beyaz kimlik” veriliyor ve “yabancı” diye yazıyor. Yeşil kimlikte “Burmalı Müslüman”, kırmızı kimlikte “Burma vatandaşı” yazıyor. Burma’nın bazı yerlerinde Arakanlı olmayanlara “Burmalı Müslüman” kimliği verildiği oluyor. Bir Arakanlı, uluslararası ticaret yapacaksa bir Budist’i mutlaka ve mutlaka kefil olarak göstermek zorunda. Arakanlılar askere de alınmıyor, onlara askerlik de yasak. Müslümanların evlenmeleri de ciddi anlamda engelleniyor. Evlilik izni alabilmek için yerine getirilmesi gereken çok fazla prosedür var. Bu prosedürler, Müslümanların evlenmesini neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Müslümanlar için önemli bir sosyal sorun olan bu durum, Burma yönetimi içinse “Müslüman nüfusu azaltma politikası”nın önemli bir parçasını oluşturuyor. Arakanlılar yalnızca ve yalnızca 1 çocuk yapma hakkına sahipler. 1 çocuktan fazlası nüfus çoğalmasın diye yasak. Yasağa uymayanlar en sert cezalara çarptırılıyorlar. Bunu ise her yıl aileden istedikleri Aile Fotoğrafı ile kanıtlıyorlar. Her doğan ve her ölen için de ayrıca yüklü miktarda vergi ödemek zorunda kalıyorlar.

Arakanlıların, ana dilleri Arakanbaşa’yı kullanmaları da mümkün değil. Burmaca konuşmaya zorlanıyorlar. Kısacası Rohingyalı Müslümanların neredeyse nefes alması bile yasaklanmış durumda.

Bugün Arakan’da şeytanın askerleri pusuda. Çaresizliği çıkara dönüştürmekte ustalaşmışlar, köşe başlarını tutmuş, kimini fuhşa sürüklemek kimini kuma yapmak için tepinip duruyorlar.

Naf Nehri, Rohingyalı Müslümanların tek kaçış yolu

İşte bu durumda varlık ile yokluk arasında yaşam mücadelesi veren bu mazlum halk, çareyi sonu belli olmayan bir yolculukta arıyor. Naf Nehri, Rohingyalı Müslümanların tek kaçış yolu. İstanbul Boğazı’ndan 10 kat daha büyük olan bu nehir zulümden kaçan birçok Müslümana mezar oluyor. Ev sahibi olduğu tarifsiz acılar nehrin rengini de griye çevirmiş, baktığınız anda yaşananlara şahitlik ediyorsunuz, donup kalıyor ve insanların inançları uğruna nelere katlanabildiğine şahitlik ediyorsunuz adeta. Bir tarafta Burma’nın askerleri, diğer tarafta Bangladeş’in… Kaçmak için yola düşmüş bir kayık, bir tekne, ne olursa hareket eden bir şey gördükleri anda sorgusuz sualsiz ateş ediyorlar. Buna rağmen çaresiz bir baba hiç tanımadığı insanlara kızını emanet edebiliyor. Varsın Naf’ın serin suları emanetini Rabbine teslim etsin ama yeter ki Burmalı zalim askerlerin tecavüzüne uğramasın diye düşünerek…

Nehri geçip kenara çıkmayı başarabilenler, saatlerce bataklıkta yürüyerek adeta açık hava hapishanesine dönüşen kamplara doğru yola çıkıyorlar. Bangladeş, Kutupalong, Naynayapara (Musoni) ve Teknaf Leda; hayat sürdükleri kamplar… Sınıra yakın Teknaf Leda ve Kutupalong, mülteci kamplarından ziyade ölüm kampları gibi onlar için… BM kamplarında 35 bin kayıtlı göçmen var. Kayıt dışı göçmen sayısının ise 300 binlerde olduğu tahmin ediliyor.

Kampların durumu çok kötü

80 binden fazla Rohingyalının yaşadığı Kutupalong Kampı’na gitmek için yola çıkıyoruz. Bırakın burada yaşamayı, ulaşmak bile adeta bir işkence. Çünkü BM’nin “dünyanın en çok zulüm gören halkı” olarak tanımladığı Rohingyalı Müslümanlara ulaşmak, yardım götürmek, kamplara gidip dertleri ile dertlenmek yasak. Çünkü Rohingyalı Müslümanlar kendi toprakları olan Arakan başta olmak üzere dünyanın hiçbir toprak parçasına sığamıyor. İşte bu yüzden ekranlarda gördüğümüz, birçoğumuzun film sahnesi sandığı denizin ortasında mahzur kalan, açlıktan halatları kemiren, acı içinde kıvranan bir halk çıkıyor karşımıza. Rohingyalı Müslümanlara bu dünyada yaşamak bile yasak.

Bangladeş sınırında bulunan Kutupalong ve diğer kamplarda istihbarat ekipleri kol geziyor. Fakir bir ülke olan Bangladeş de daha fazla Arakanlı göçmen gelmesini istemiyor. Bu yüzden kamp şartlarını da düzeltmiyor. Dışarıdan yardım kuruluşlarının burada faaliyet göstermesine izin vermiyor.

Rohingyalılara Burma zulmünden kaçıp sığındıkları Bangladeş topraklarında rahat vermeyen istihbaratçılara yakalanmamak için gece yarısı çıkıyoruz yola. Sabahın ilk ışıkları ile ulaştığımız kampta aklın tahayyül edemeyeceği bir manzara ile karşılaşıyoruz. Mülteci statüsü bile verilmeyen Rohingyalıların kaldığı kampların durumu çok kötü. Derme çatma çamurdan yaptıkları kulübelerde yaşıyorlar. Yerleşmeleri istenmediği için demir ve beton kullanmaları Bangladeş tarafından yasaklanmış. Yılın neredeyse tamamında muson yağmuru alan bölgede çamurdan yapılan evlerde yaşamak neredeyse imkânsız. Eğitim, sağlık hizmeti yok. Çocuklar sağlıksız koşullar nedeniyle 7 yaşına gelmeden hayatlarını kaybediyor. Kızlar çocuk yaşta evlendiriliyor. Kamplarda çocuk kaçırma oranı çok yüksek. Kaçırılan kız çocukları fuhuş çetelerine, erkek çocukları ise organ mafyalarına satılıyor.

Misyoner dernekler ise bu kamplardan yetim çocukları toplayarak kendi faaliyetlerinde kullanmak üzere yetiştiriyor. Müslüman olan anne, evladını bile bile misyonerlerin eline teslim ediyor. ‘Sen bir Müslümansın neden yapıyorsun bunu’ diye sorduğumuzda ise; ‘Siz hiç evladınıza hiçbir şey verememek, onun karnını doyuramamak, onun gözlerinizin önünde ölüp gittiğini görmek nasıl bir duygudur bilir misiniz?’ diyor. Buna karşın Rohingyalı Müslümanlar bir taraftan da nüfuslarını yüksek tutmak için çok çocuk yapıyor.

Sokak arasında kurulan su kuyusu tüm temizlik ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Aynı kuyuda bir çocuk banyo yaparken arkasında elinde tencere ile bir kadın bekliyor. Onun arkasında bir adam, arkasında çamaşır yıkamak için bekleyen başka bir kadın… Derme çatma bir bakkal çarpıyor gözüme; içinde üç-beş paket makarna ve birkaç unun yer aldığı. Parası olan olursa alış veriş yapabilsin diye. Ve her boşlukta bir mezar taşı. Kurtuluşun ölümü diyorum içimden…

“Arakanlı yetim” olmak

Ülkeden sınır dışı edilmemek için 2 saatte kamp şartlarını gözlemlemeye çalışıyoruz. Âdeta koşarak geçtiğimiz her evden Kur’an-ı Kerim sesleri yükseliyor. Yokluk içinde varlık yaşayan bu insanlara gıptayla bakmaya başlıyor insan; iman gücünün yoksulluğu nasıl örttüğüne şahitlik ederek. Muson yağmurları bir başka yağıyor kulübeden evlere. Bir o yana bir bu yana koşan yetim çocuklara ve bir de ellerinden düşürmedikleri kitaplarına baktıkça, bize yetemeyenin nelere yettiğini anlıyoruz…

“Arakanlı” olmak başka, hele “Arakanlı yetim” olmak bambaşka. Çünkü Arakan’ın yetimleri hem yetimdir hem yasaklıdır ve hem de dünyanın bütün çocuklarının ağabeyleridir. Onlar çocukluklarında yaşlanmıştır. Henüz 9’unda akranları gibi oynamaya başladıklarında babasızlığı, vatansızlığı ve yasaklarını da beraberlerinde, yanlarında, yanı başlarında taşıyorlar. Sımsıkı sarıldıkları kitapları Kur’an ile birlikte…

“Bizi bütün acılarımızdan kurtaracak olan ölümü bekliyoruz”

Arakanlı Müslüman kadın olmak da bambaşka. Eve benzeyen barakalara baktığımızda anlıyoruz hayat mücadelesini. Kapıda çöp dağlarının arasında, önlerinden akan kanalizasyon sularının içinde oyun kuran evladına bakan, muson yağmurundan sonra evinin içindeki çamuru dışarı atmaya çalışan, evdeki tek tenceresinde topladığı otları kaynatan, yani ocağını en kötü koşullarda bile tüttürmeye çalışan kadın, ipe serdiği seccadeden başka hiçbir şeyi olmayan kadındı Arakanlı kadın…

Göz göze geliyorum yaşıtım bir kadınla. Aynı dili konuşamasak da, gönülden dertleşiyoruz sanki. Başlıyor ağlayarak anlatmaya. Onu çok iyi anlıyorum. Susuyorum. Sessizliği acele etmemiz gerektiğini söyleyen tercümanın sesi bozuyor. Kaskatı kesilmiş ayaklarımı birkaç adım öteye itmeye çalışıyorum. Ve bugün bile hâlâ o gözleri asla unutamıyorum.

Başka bir kadın günde 10 km yürüyerek kamptan gizlice çıktığını ve dışarıda Bangladeşli ailelerin evlerine temizlik hizmetini verdiğini söylüyor. Hem de sadece 2 dolar karşılığında. Karşımda duran boynunu büküyor. Ve tek bir cümle dökülüyor çatlamış dudaklarından: ‘Bizi bütün acılarımızdan kurtaracak olan ölümü bekliyoruz.’

‘Acaba bizim ölümümüz kurtuluşumuz olacak mı?’ diye düşünmeden edemiyorum! Hasbunallahu ve ni’mel vekil, ve ni’mel Mevla ve ni’men nasir… ‘Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.’

 

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close