GenelYazarlardanYazılar

Peygamber Kur’an’a Sizler İse Demokrasiye Sarıldınız

Yaratan Allah yaratmış olduğu insanoğlunun her iki dünyada da istediği ve razı olduğu bir hayatı yaşamasının yollarını da ona göstermiştir. Bunu yapar iken de yine kendileri gibi bir insanı peygamber olarak seçmek suretiyle bütün bir insanlığın işini kolaylaştırmıştır. Yarattığı insanı kesinlikle başıboş bırakmamıştır.

Allah kendisine elçi olarak seçtiği insanları da vahiy ile donatarak bu konuda hiçbir keyfi uygulamaya da fırsat vermemiştir. Bu açıdan bakılınca dinin kaynağı gönderilen elçiler olmayıp tam aksine dini gönderen Allah’ın bizzat kendisidir.

Allah gönderdiği ve kabul edilmesini istediği dinin kurallarını kendisi koymak suretiyle bu dine yapılacak insan müdahalesinin de yollarını kapatmıştır. Allah gönderdiği dinin adına İslam Bu dini kabul edip yaşam tarzı haline getirenlere de Müslüman ismini vererek sadece bunlardan razı olacağını ikinci bir anlama gelmeyecek şekilde açıklamıştır. Allah elçileri dâhil bütün insanlığı gönderdiği vahiyler ile uyarıp ikaz etmiştir.  Diğer bir ifadeyle:

“Elçi, Rabin’den kendisine indirilen Kuran’a inanıp güvendi, müminler de! Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman etmiş ve “Allah’ın elçilerinden hiç birini diğerinden ayırmayız. İşittik ve itaat ettik, Rabbimiz, bağışlamanı dileriz. Sonunda dönüşümüz sanadır.” (Bakara-285)

Ayette görüldüğü gibi elçiler iman esaslarını belirleyen değil kendisini elçi olarak gönderen Allah’ın belirlemiş olduğu iman esaslarına inanmakla sorumlu insanlar olduklarını açıkça itiraf etmişlerdir. İmana konu olan hususlar kişiden kişiye değişiklik göstermeyip çerçevesi bizzat Allah tarafından belirlenen esaslardır. Elçiler neye ve nasıl iman etmişler ise elçilerin takipçileri de aynı şekilde iman etmek zorundadırlar ki yaptıkları iş iman olsun.

Allah elçilerine kendilerine indirmiş olduğu vahiylere sımsıkı sarılmalarını ve kendilerine vah yedileni açıkça muhataplarına götürmelerini bu konuda Allah’ın dışında hiç kimseden korkmamalarını zira bu konuda sadece kendisinden korkulması gerektiğini onlara bildirmiştir. Elçiler muhataplarına Allah’ın gönderdiği vahiyleri onlara din olarak götürmüşlerdir. Bunu yapar iken o vahiylere ne bir ekleme ne de bir azaltma yapmamışlardır. Diğer bir ifadeyle o vahiylere gözleri gibi bakıp sımsıkı sarılmışlardır. Bu durum onlar için bir keyfilik arz etmemekte olup tam bir zorunluluk idi.

Buradan vahye diğer bir deyişle Kuran’a sarılmanın ne demek ve nasıl olması gerektiği konusuna geçebiliriz. Bu konuyla ilgili yüce Kuran’da birçok ayete ulaşmak mümkündür. Biz burada birkaç ayet ile yazımızın kapasitesini de aşmadan konumuzu siz değerli kardeşlerim ile paylaşmak istiyorum ve ilk ayetin mealini vermek suretiyle konuya başlıyorum:

“Öyleyse sen, sana vahyolunan Kuran’a sımsıkı sarıl! Zira sen bu Kuran sayesinde dosdoğru yoldasın. Kuşkusuz bu Kuran senin ve kavmin için bir şeref ve itibar kaynağıdır. Bilin ki ahirette bu Kurandan sorgulanacaksınız.” (Zuhruf-43-44)

Peki!

Nedir o zamanlar Kuran’a sarılmak? Bu gün itibariyle yeryüzünde yaşayan kâfir, müşrik, laik, demokrat, kapitalist, komünist, deist, sekiler düşünceye sahip kim var ise bunların Kurana ve onu gönderen Allah’a karşı ortaya koymuş oldukları düşmanca ve alaycı tutum ve davranışlarına karşı Allah’a ve gönderdiklerine iman eden kaliteli bir müminin Kuran’ın ilkelerini, emir ve yasaklarını tavizsiz bir şekilde savunmasıdır. Bunun anlamı Kuran’ı iyi anlayıp insanlara anlatmalı, onlara tebliğ etmeli ayrıca bunları kendi hayatında tatbik edip uygulamalı. Kuran tebliğcileri kendi yaşamadıkları ve hayatlarında yer etmeyen bir hususu muhataplarından istememelidir.

Buradan şöyle bir sonuç çıkarmamızda mümkündür: Kuran’a sımsıkı sarılma emri sadece Hz. Peygambere ait ve özel bir husus değildir. Peygamber Kuran’a sarılacak onun ümmeti olmakla övünenler ise şeytana ve şeytani hükümlere sarılacaklar.

Kuran’a sarılan veya diğer bir ifadeyle Allah’tan vahiy alan hiçbir elçi aldığı vahyin gereği dönemlerinin zalim, despot, ayrıca Allah ve iman edenlerin düşmanları olan yönetim şekli ve idarecileri ile sistem içi mücadeleye girişmemiş sofralarına ve meclislerine girip onlarla aynı karede pozlar vermemişlerdir.

Kendilerine bu konuda teklif edilen ve yönetimlerini halk nazarında meşru hale getirecek hiçbir dünyevi makamı da kabul etmeyerek zindanlarda şehit edilmişlerdir. Bunun en yaygın ve bilinen örneği imam azam Ebu Hanife’dir. Merak eden kardeşlerimin bu kıymetli insanın mücadelesini ve hayatını okumalarını tavsiye ederim,

Kuran kendisine sarılanları dost doğru yola ileten bir kitaptır. Son elçi Hz. Peygamber dâhil Kuran ‘a sarılarak doğru yolu bulmuşlardır: “Bu, Kuran kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara-2) Bu Allah ‘a ait ve mutlak doğru bir sözdür. Yani Kuran kendisine sarılanları hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşa götürecek kapasite ve potansiyele sahip bir kitaptır. Kuran Allah’tan indirildiği gibi orijinal kalan bir kitaptır. Tarih boyunca da gerçek anlamda kendisine sarılanları da bütün bir insanlığın efendisi haline getirmiştir. Tarih bu sahnelerin güzel örnekleri ile doludur.

İndiği Mekke toplumunu kısa denecek bir zaman diliminde yaklaşık otuz beş yılda ender ve önder bir toplum haline getiren Bu Kuran maalesef Kuran’ın hükümlerini terk edip A.B.D! ye sarılan zavallıların köle şahsiyetsiz, onursuz bir topluluk haline gelmelerine mani olamamıştır. Çükü bu topluluklar sadece Allah’a ve iman edenlere ait olan izzet, şeref ve haysiyeti Allah’ın ve iman edenlerin düşmanları olan kâfir ve zalimlerin yanında arar hale geldiler. Hatta öyle ki “ Sizlerden sadece on beş gün desteğimizi çekelim sizlerin krallığı ve ülkesi kalmaz” diyen Allah ve iman edenlerin düşmanlarına söyleyecekleri bir çift sözleri bile yok.

Bu gün kendilerinin Müslüman olduğunu söyleyen yaklaşık iki milyar insanın durumuna bakar iseniz bunların Kuran’a değil de Kuran dışında birçok şeye sarıldıkları sonucuna varmak hiç de zor olmasa gerek şöyle ki: Nerede bir Müslüman topluluk var orada savaş, zulüm, kan, ölüm ayrıca da gözyaşı var. Kuran’a sarıldığını söyleyen! Bu halk ile mevcut durum arasında bir tezat ve çelişki söz konusu değil mi?

Allah doğru söylediğine göre o zaman Kuran’a sarıldığını söyleyenler açıkça yalan söylemektedirler. Emir ve yasakları siyasetinde, ticaretinde, hukukunda, evlenmesinde, boşanmasında, eğitiminde, evinde, çarşı ve sokaklarında yer almayan bir topluluk nasıl Kuran’a sarılmış olur? Sarıldığı başka şey yaşadığı ise bambaşka bir şey. Bunları benim gördüğüm gibi siz kardeşlerimde görmektesiniz. Sözde Kuran’a sarılanlar yaşamları söz konusu olunca hiç tereddüt etmeden demokrasiye sarılıp onun kurallarını hayatlarının prensipleri haline getirmekteler. Verilmesi gereken değer verilmeyen anlaşılmayan, güncel hayatta hiçbir yaptırımı olmayan Kuran’a nasıl sarılmış olabilirler?

Allah’ın bütün elçileri kendilerine indirilen vahiylere en sonuncusu ise sadece Kuran’a sarılır iken onların takipçisi olduklarını iddia edenlerin insan aklının ürünleri olan yönetim biçimleri ve ideolojilere sarılmaları çok garip değil mi? Oysa bu konuda insanoğlu muhayyer bırakılmamış aksine Allah’ın gönderdiği vahiylere uyması gerektiği ve onun dinini yaşam tarzı edinmesi gerektiğini rabbimiz şöyle açıklıyor: “Ey peygamber! Sonra sana da din işi konusunda da açık bir yol belirledik. Sen o yola uy sakın ha bilmeyenlerin, cahillerin yoluna uyma.” (Casiye-18)

Bu ayette yol anlamına gelen Şeriat kavramı yüce Allah’ın göndermiş olduğu vahyini ifade etmektedir. Bu yola uyup insanların arzularına, heva ve heveslerine uymaktan uzak durmanın gerekliliği açık bir şekilde ifade edilmektedir. Zira insanların arzu ve isteklerine uymak ise Allah’ın vahyine uymayı engelleyecektir. İnsan aklının ürünü olan sistem ve yönetim şekillerini imanlarının esasları haline getiren müşrikler vahye sımsıkı sarılan muhataplarından şunu ısrarla isteyeceklerdir:

“Apaçık ayetlerimiz kendilerine okununca, bizimle karşılaşmayı hesaba katmayanlar: “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bu Kuran’ı değiştir” dediler. De  ki: “Bu Kuran’ı kendi arzuma göre değiştirme yetkim yok, zira ben sadece bana  vah yedilen Kuran’a uymak zorundayım, eğer Rabbime isyan edersem o zaman ben o korkunç günün azabından korkarım.” (Yunus-15)

Gönderilen elçilerin ilahi vahye uymamaları kendilerini gönderen Allah’a isyan oluyor da onların takipçileri olduklarını söyleyenlerin uymaması veya başka şeylere uymaları nasıl isyan olmuyor? Allah’a isyan edenlerin Allah hiçbir amellerini kabul etmeyeceğini açıkça söylemiştir. Şunu kesinlikle unutmayalım ki:  Dini koyan Allah, koyduğu dini yine gönderdiği vahiyler ile belirlemiştir. Bu konuda elçileri dâhil hiç kimseye müdahale hakkı da vermemiştir.

İnsanlara anlattığı dinin İslam olduğunu iddia eden ve bu konuda fetvalar veren görüşlerini anlatan bir insanın mutlaka Kuran’dan ve onun Kuran ile sınırlı, etkili şahsiyeti olan son peygamberden bahsetmesi gerekmektedir. Aksi bir durum söz konusu ise bu insan Allah’ın dini İslam’dan bahsetmiyor demektir.

Günümüz de gerek yazılı gerek sözlü veya medyada halkın huzuruna çıkıp din anlatan insanların lütfen ne anlattığına bir bakınız. Anlatılan dinin günlük hayatta ne bir yaptırımı nede uygulana bilirliği söz konusu. Fakirlik edebiyatı yapıp milyon dolarlık villalarda oturan ayrıca da Tv. Kanallarından aldığı paraya bakan medya hocalarının Allah’ın dini İslam’ı anlatmalarını beklemek bir gafletin sonucu değil ise biliniz ki ihanettir. Unutmayalım ki hiçbir hain iflah olmaz.

Kuran’dan bir ayet okuyacağınız zaman bana ayet okuma! Ayetten öyle bir mana çıkmaz ayeti anlamak nere sizler nere diye karşı çıkanların kendilerini İslam’a ve Müslümanlığa nispet ettiği garip bir dünyada yaşamaktayız. Bu tür insanlar üstatlarının hoca efendilerinin! Ağabeylerinin, şeyh ve Şıhlarının! Gerek arpça gerek farsça veya başka bir dilde yazdıkları eserleri pek ala anlıyorlar. Allah’ın dışında kendilerine ilah kabul ettikleri bu insanlar kendi meramlarını çok güzel anlatıyorlar haşa Âlemlerin rabbinin gönderdiği kitap anlaşılmayacak ve Allah meramını anlatamayacak beyler sizler ağzınızdan ne çıktığının farkında mısınız bu halinizle İslam ile ilgi ve alakanızın kalmadığını şimdiden hatırlatıyoruz. Zira şunu biliniz ki son pişmanlık asla fayda vermeyecektir. İnsanların yazdığı kitap veya makaleler ile insanları kurtuluşa çağıranların rağbet görüp Kuran ile bütün bir insanlığı kurtuluşa ve hidayete çağıranların garipsendiği ve sapık ilan edildiği bir dünyada yaşamaktayız bu durum sizce de garip değil mi? Bence garip değil zira muhataplarını sadece Kuran ile rabbine çağıran ve kıyamete kadar gelecek olan bütün insanlığın örnek olarak hayatını hayat edinmek zorunda olan Allah’ın en son elçisini de sapıklık ve sapıtmakla itham etmişlerdi.

Evet, kim ne derse desin hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, çekinmeden bu konuda Rabbimiz Allah ne deri hesaba katarak Allah’ın dinini bu günden itibaren anlayan, anlatan ve yaşayan Allah erlerine selam olsun. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı