Genel

Protestan İslam ve Türkiye’de Gelişmekte Olan Yeni Dindarlık Profili

Abdulaziz Tantik-mirathaber

Modern düşünce, Hristiyanlığı Protestan Mezhebi hareketi ile değişime uğratmıştır. Luther ve Kalvin gibi reformist aydınlar, dindarlar Hristiyanlığın ruhi boyutunu dünyevi boyut ile değişime hazırlayarak bugünkü Hristiyanlığı mümkün kılmıştır. Artık bugünün Hristiyanlığı ile Ortaçağ Hristiyanlığı arasında dağlar kadar fark vardır. Benzer reform hareketi diğer medeniyet ve kültür havzalarında da meydana gelmiştir. Yahudilik kendi içinde değişime uğramıştır. Ateist Yahudi veya güncel bütün hastalıkları taşıyan Yahudi normalleştirilmiştir. Lgbti+ ve benzeri yapılar, değişimin mihverini oluşturmaktadırlar. Bugün bütün dünyada bu değişim başlatılmış ve sonuç alınmaya başlanmıştır. Benzer bir durum Çin ve Hint içinde geçerli olmuştur. Orada da Protestan hareketler devreye girmiş ve modernleşme lehine oranın inanç ve kültür havzaları değişime zorlanmıştır.

İslam kendi hali üzere İslam’ın dışına doğru bir değişime asla pirim vermemektedir. Ama modern dönemlerde özellikle ıslah faaliyetleri çerçevesinde gelenek eleştirisi yapılacak diye (ki yapılmalı ayrıca) modern kabullerle uyumlu bir din algısının üretilmesine verilen destek metinler ve kişiler ile orada durmaktadır. Hindistan alt kıtasındaki modern İslam düşüncesi ile Mısır ve Afrika da bulunan diğer ülkelerde de bu hareket ivme kazanmıştır. Benzer bir durum Türkiye’de de gerçekleştirilmiştir mealcilik akımı yanında sürekli yerli yersiz Kuran vurgusu yapan, hadis eleştirisinde aşırıya kaçan kişiler, dinin emir ve nehiyleri ile birlikte hedefleri konusunda da bir değişimin şart olduğunu söylemektedirler. Ama öne çıkardıkları şey sadece dünyevileşmeye yönelik adımlar olmaktadır. Ahlaki yapıyı değişime uğratacak kadar ibadetlere yönelik eleştiriler ve yeni norm arayışları beraberinde deist bir bakışı içermektedir. Deist olduğunu deklare eden İlahiyat Dekanları, hocaları veya entelektüel kişiler bulunmaktadır. Yanlış dini uygulamalar ve gelenek uygulamaları yüzünden yapılan tartışmalardan hareketle sekülerliği bir çıkış kapısı gibi görme arayışı bilinmektedir. İran devrime rağmen bugün bunu en açık şekilde savunan aydınlara sahiptir. Tıpkı bizde de bunu açıktan savunan ve ilahiyat eğitiminden geçen kişiler olduğu halde…

Son dönemlerde ülkemizde aydınlar, İslam’ın bir Rönesans’a ihtiyacı olduğunu açık bir şekilde ve televizyonlarda ifade etmektedirler. Önce şöhrete kavuşturulan bu entelektüel zevat daha sonra din için sekülerliğin tek kurtuluş yolu olduğunu yumurtlayıveriyorlar. Piyasa bu tiplerle dolu olduğu kadar televizyonlara da sadece bunlar çıkabilmektedir. Her şey ilahi bir din olan İslam’ın beşeri bir kategoriye dönüşmesine yöneliktir. İslam ilahi boyutunu muhafaza ettiği sürece seküler kültür ve yeni tanrıcıklar kendilerine alan bulamayacaklarını bilmektedirler. Bu yüzden tüm hınçları ve güçleri ile İslam’ı kendi asli hüviyetinden uzaklaştıracak çalışmalara destek vermektedirler. Finans kaynağı sağlamaktadırlar. Doğru bir dini yaşamı ise gözlerden düşürmek için gereken ne ise onu gözlerini kırpmadan yapmaktadırlar.

Aşağıda fotoğrafını verdiğim şey ülkemizde meselenin nerelere kadar uzandığını görmek için önemli bir belgedir. Hristiyan mantığını yansıtan bu bakış, Müslümanlığı asla bağlamaz! Ama cesareti nereden buldukları meçhul olmakla birlikte bir açıklama ile Müslüman olan kamuoyuna deklare ediyorlar. Kendi varlıklarının meşru bir zeminde kabulüne yönelik beklentilerini dile getiriyorlar. Ve kendi özgüvenlerini açığa vuruyorlar. Bu noktada Müslümanların durumu ve sahip oldukları psikolojik zemini de dikkate almakta yarar var. Feminist bir hareket olduğunu ilan eden derneğin açıklamasını fotoğraf olarak aşağıya alıyorum. Üzerinde dikkatle durulması gerekiyor. Cümleler bilinçli seçilmiş ve yeni bir dindarlık profili öneriyor. Yani Müslüman olmak ile olmamak arasındaki farkı flulaştırarak yeni bir mecraya taşımaya aday görünüyor…

Havle kadın derneği diye bir örgütün yaptığı açıklama:

Tüm “Örtüsüne Bürünen” Müslüman LGBTİ+’lara!

Bu kulluk deneyimini tanıyoruz.

Utanç ve suçluluğu biliyoruz.

Kimseye özür borçlu olmadığımız halde boğazımızda bir demir leblebi gibi duran o huzursuzluk bizim.

Bizi bu dünyaya, var olduğumuz haliyle çok da kolay olmayan bir yaşama göndermiş o Rabbe inanmanın ağırlığı da bizim.

Kendimizle barışırken bu dünyanın zorluğuyla ve Rabbin adaletiyle de barışma mücadelesidir yaşamak. Tüm “makbul olmayan Müslümanların utanç ve suçluluğu yenme, kendini yeniden sevebilme mücadelesidir bu.

Tıpkı Peygamber henüz gördüklerine ve duyduklarına bir anlam atfedemezken,

Gördüğü, duyduğu ve başına gelenlerden dolayı “sihirbazlık ile suçlandığında evine koşup bir örtünün altına saklanıp korkusuyla mücadele ederken, Delirdiğini sandığında ve gerçekliğinden kaçmak istediğinde Rabbin ona seslendiği gibi…

“Ey örtüsüne bürünen, içine kapanan kişi

Sadece Rabbini yücelt!”*

Kafamızın içinde bize suçlu ve terk edilmiş hissettiren,

Hem Müslüman hem LGBTI+ olmayı yük haline getiren seslerdenk kurtulmanın kolay olmadığını biliyoruz.

Bunun için dayanışmaya hazırız.

İnançlarımız da, kimliklerimiz de, aşklarımız da neşemiz de sadece bizim,hepsiyle bir bütünüz.

Burada, olduğumuz haliyle, birlikte ve güçlü bir yaşam sürmenin ONURU da bizim olsun!

Şimdi gelenek eleştirisi ve hadis eleştiri ile başlayan sürecin nerelere yöneldiğini görmek açısından bu durum önemli. Yöntemsizliğin bizi taşıdığı mecraya bakmak halimizi görmemiz açısından yeterlidir. Maalesef din üzerine önüne gelenin konuşup yazdığı bir mecrada hayır ve güzellik bulmak imkânsızlaşmıştır. Müslümanların behemehâl akıllarını başlarına alıp başlarını iki elleri arasında tutarak düşünmeleri elzem olmuştur.

Bu yeni dindarlık profili maalesef gençlikte revaç bulmakta ve yeni algılar bu bakış üzerinden şekillenmektedir. Yapılan çalışmalar bize istatistiki olarak göstermektedir ki gençlerin yarısına yakını bu yeni dindarlık profilini olumlamaktadır. Dinin asli veçhesini öğrenme adına dinin kendisini yok etme arayışı nihayetinde meyve vermektedir.

Tez elden dinin kendi dinamikleri ve kaynakları üzerinden yeniden ele alarak geçmişe tapmadan ama aktarıla gelen dinin kendi dinamiğini de elde ederek yola çıkmak şart olmuştur. İslam bugün temsil edilememektedir. Müslümanlar kendi dinlerini temsil liyakatini kaybetmişlerdir. Müslümanların üzerine boca edilen haklı haksız eleştirilerin yıkıcılığı kendini izhar ediyor. Yeni bir yöntem, yeni bir dil ve yeni bir bakış üzerinden dinin sahih boyutunu yeniden gündemleştirmek her Müslüman üzerine vecibedir.

Vesselam…

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı