GenelYazarlardanYazılar

Putçuluğun Serüveni 

“Kabil, kardeşi Habil’i öldürdükten sonra kaçıp uzaklaşmıştı. Babasından uzakta geçirdiği ömrünün son demlerinde şeytanın vesvesesiyle Habil’in adadığı kurbanın ateşle yandığı düşüncesi kendisinde ateşe karşı bir duygu geliştirmiş ve ateşi kutsal saymaya başlamış; oğullarına da ona secde etmeyi/tapmayı tavsiye etmişti. Böylece Kâbil oğullarının bir kısmı ateşperest olmuşlardı…”

***

“Taberi Tarihi” putçuluğun tarihini böyle başlatsa ve biz bunun doğruluğunu tam olarak teyit edemiyor olsak ta şunu biliyoruz ki tarih boyu bireylerin kabilelerin ya da toplumların bazı insanlara karşı aşırı sevgisi bağlılığı ve eleştirilemezliği onları putlaşmaya götürmüş ve ilah mertebesine yükseltmiştir.

Bunun en meşhur örneklerinden Firavun eski Mısır’da yaşamış, kendisini rab olarak tanıtmış: “Ben sizin en yüce rabbinizim” (Naziat 24), “Benden başka ilah tanımıyorum” (Kasas 38) diyerek Allah’ın hükümleri/kuralları benim yönetimimde geçersizdir demek istemişti.

Bugün de Firavunla aynı yoldan yürüyenler, kendilerini putlaştırıp isimlerine saraylar havaalanları köprüler yaptırarak hayattayken ilahlığını ilan edenler bolca var…

Saparmurat Niyazov, Türkmenbaşı, Burgiba, Bin Ali gibi…

***

Put Farsça kökenli bir kelime…

Türkçe de tapınmaya konu olan her şey; örneğin bir hayvan bir resim ya da bir heykel kısaca Allah’tan başka tapınılan ve hayatın amacı kılınan her şey olarak tanımlanır. Ve putperestlik, insanın kendi eli ile yaratıcısını yaratması/yapması sonra da bu yaptığı puta birtakım güçler vehmederek tapınması, onu hoşnut etmeye çalışmasıdır.

Bu yönü ile de aslında putçuluk putçunun kendi aklı ile alay etmesinden başka bir şey değildir. Çünkü putları yapan bunları kendi eliyle hangi maddeden yaptığını bilir. Kuran’da da bunların hali: “Siz ellerinizle yonttuklarınıza mı tapıyorsunuz? Hâlbuki sizin taptıklarınızın da yaratıcısı Allah’tır” (Saffat 95,96) ayeti ile takbih edilir.

***

İnsan fıtratı gereği daima bir yaratıcıya tapınma ihtiyacı duyar. Asıl olan bu ihtiyacın tek yaratıcı olan Allah ile giderilmesidir.

Bu seçimi yapamayanlar, yani tevhidi özümseyemeyenler, yani sapmış olanlar asırlar boyu ruhlara, tabiat güçlerine, çeşitli hayvan ve insan heykellerine, mitolojik varlıklara, masal kahramanlarına ve insanüstü varlıklara inanıp ibadet ettiler. Oysa insana akıl veren, yaratan, diğer varlıklardan üstün kılan ve karşılığında sadece kendisine ibadet edilmesini isteyen tek bir ilah vardı O’da Allah’tı. Çünkü her şey, ezel ve ebed Onun tarafından yaratılmıştır.

Allah mutlak olandır ve yaratılmış olan her şeyin yaratıcısıdır. Onun özgür iradesi dışında hiçbir varlık kendiliğinden var olamaz. Canlı ve cansız bütün varlıklar onun emri ile hareket eder, bütün varlıklar O’nu tesbih eder…

***

Bütün semavi dinler bir elçinin tevhide daveti ile başlar ve bir zaman sonra yine insanlar tarafından içerisine  batıl hurafeler karıştırılarak putperestlik süreci başlar. Çünkü putperestlik bir hastalıktır.

Tek Tanrı inancı tüm insanlarda fıtraten kodlanmışken süreç içerisinde deformasyona uğrar, kaybolur ve insanoğlu zamanla inanma ve ibadet etme ihtiyacı içinde olan ruhunu sahte ilahlarla, yalancı tanrılarla doyurmaya çalışır.

Bu nedenle de madenden taştan veya tahtadan yapılmış puta, heykele, insana, güneşe yıldıza aya hatta inek gibi birtakım saçma sapan şeylere tapar durur.

Bazen ruhların ölmediğini iddia ederek atalarının ruhlarına tapar bazen hayvan ve bitki gibi canlı cansız her şeyde bir ruhun olduğunu düşünerek onlara tapar. Bazen güneşi ayı ateşi gök gürültüsünü tanrılaştırır.

Aslında bunun yani tabiat güçlerine tapınmasının altında çevresinde meydana gelen hadiselerden, taşan nehirlerden, felaketlerden, yıldırımlardan, şiddetli rüzgârların yol açtığı tahribatlardan korkması, korunma güdüsü içerisinde emniyette olmak, emin olmak adına onlara sığınıp tapmış olması yatar.

Bazen yeryüzündeki olayları gökyüzündeki olaylara bağlar; hatta etrafında gerçekleşen hadiseleri gök cisimlerinin yarattığına inanıp güneşe, aya ve yıldızlara taparak kendisini emin, himayede hissetmek ister. Batıl sapkın inançları ile kainatta olup bitenleri “doğa yapıyor” fikri ile doğaya/tabiata ilahlık verir, tapınır, adaklar adar.

Bazen hayvanları totem kabul eder. Birtakım hayvanların kabilesinin atası olduğuna, atalarının ruhlarının onlara girdiğine inanarak kutsallaştırır, onları tapınmaya layık görür. Kutsiyet atfettiği hayvanların hareketlerini, seslerini taklide çalışır, tapınır, etlerini yemez. Onların resimlerini evlerinin duvarına, silahına, eşyalarına hatta bedenine resmeder, kazır ve bu hayvanların kendilerine kuvvet vereceğine, şans getireceğine inanır.  Örneğin Ergenekon destanında bir “Bozkurt” un Türklere analık yaptığına inanan Orta Asya Türklerinin bu Kurt Ananın hatırasını gönüllerde yaşatması ve daima bayraklarının, çadırlarının tepelerinde altından yapılma bir Kurt başını alem olarak sallandırmak suretiyle kutsallaştırarak totem haline getirmesi gibi…

***

Toplumlarda genelde seçkin insanlar putlaştırılır. Özellikle önderler, liderler, komutanlar, ideologlar, asil bir soydan gelenler…

Onlar tenkit edilemez, emirleri akla, mantığa ya da mevcut dinlere aykırı bile olsa.

Kuran bu putlaştırılanlar hakkında şöyle der:

“…Allah’ı bırakıp ta kimimiz kimimizi ilah edinmesin…” (Ali İmran 64),    “İnsanların bir kısmı Allah’tan başka O’na birtakım eşitler edinirler de onları Allah’ı sever gibi severler…” (Bakara 165)

Buda’nın ölümünden sonra putperest Brahmanlar, yığınlarca Buda heykeli yapmaya başladı. Buda’ya karşı duyulan aşırı sevgi zamanla bu heykellere tapmaya onları putlaştırıp ilahlaştırmaya dönüştü. Buda’nın sözleri yüzyıllar boyu bir ilahi vahiy gibi hayatı düzenleyen kurallar olarak kabul edildi.

İsrailoğulları da ehlikitap oldukları hâlde içlerindeki put sevgisi ve sadece gözlerinin gördüğü şeye tapma isteği ile put edinmek istemişti.

Hrıstiyanlar Hz. İsa’yı bir ilah olarak gördü ve putlaştırdı.

Eski Mısırlılar da Firavunlara tapındı.

Roma’da da tanrıyı zafer kazandıran kahramanlar temsil ediyordu.

Müşrik Araplar da putlar yaptılar ve kendi elleri ile yaptıkları putlara taptılar. Risalet zamanı Mekke putlarla dolu idi ve tarihçiler Mekke’nin fethinde 360 putun kırıldığından bahseder. Kâbe’de putların en büyüğü Hubel’di. Müşrik Araplardan meleklere, cinlere tapanlar da vardı.

Onlar ölen saygıdeğer kişilerin adına ve anısına heykel yaptılar, sonra ona tazim ede ede işi tapınma hâline dönüştürdüler.

Arap bedevilerinden her aile, bir put edinip evine koyarak etrafında dönerdi. Ev halkından biri yolculuğa çıkacağı zaman ve döndüğü zaman henüz ailesini görmeden ona elini yüzünü sürerdi. Mekke’den uzağa giderken Kâbe etrafındaki taşlardan yanlarında götürürler konakladıkları yerde dört taşın en güzelini ilah edinirler taparlar üçü ile üstünde kaplarıyla yemek pişirirlerdi, ayrılırken hepsini bırakırlardı. Her zorlu veya sevinçli günlerinde birlik ve beraberliklerini kuvvetlendirmek için putlarının etrafında toplanırlardı.

Putlaştırma daha çok kabilelerin ya da ülkelerin kaderinde müspet rol oynamış, devrimler yapmış, vatan kurtarmış, zafer kazanmış veya dağınık ulusları bir tek ulus hâline getirmiş liderler ve komutanları “Tek Adam” olarak putlaştırmak ve onlar öldükten sonra da aynı hâli devam ettirmek sureti ile gerçekleşti. Ve putçuluk çağlar boyu çeşitli şekillerde devam etti…

***

Günümüzde tüm dünya bir putlar galerisi gibi. Sanki bir pagan çağ yeniden yaşanıyor.

İnsanlık kah eski model tahtadan, bronzdan, demirden yapılan totemlere tazimlerde bulunup kah sanal çağdaş put tapınakları arasında gezinip duruyor. Ve günümüzün çağdaş putlarının önemli bir yekününü ideolojiler teşkil ediyor. Belki bu dönüşüm bizleri günümüz putlarını anlamakta biraz zora sokuyor.

Geçmişin elle tutulur gözle görülür putları ile tevhid bağlılarının davet mücadelesi fiili müdahalelerle sürüp giderken; bugünkü davet mücadelesi çok detaylı yorumların varlığını gerekli kılıyor.

Tevhid davetçileri geçmişte belirli büyük putlarla baş etme mücadelesi verebiliyorken bugün tüm bunların yanı sıra gözden uzak sanal ideoloji putlarına karşı da mücadele vermek zorunda.

Bugünün putları fazlaca fark edilmez olsa da yaptıkları yıkım büyük ve bu çağın temel paradoksu da bu olsa gerek.

İnsanın kafası/gönlü asıl yaratıcıdan ve dince kutsal sayılan değerlerden boşaldıkça, onun yerini maalesef yaşadığı çağın ikonları neyse o alıyor.

Bugünkü ideoloji putları tevhidi düşündüğünü sanarak elinde tesbih dilinde zikirlerle etrafta salınan bireylerden oluşan İslam toplumlarını sarıp sarmalamış durumda. Ve aslında İslam’a tabi olan birçok insanın içi birer put mezarlığı gibi.  Radyo dalgası gibi yayılan bu putlar, boş kalp ve kafalara girip arada sesini duyuran ve insanları o sesin cazibesine bağımlı hale getiren birer taransistörlü alıcı gibi.

İlahi bir temele dayanmayan, zihinde oluşturulan bu beşerî/seküler ideolojiler Allah’a alternatif Rab konumunda bugün. Aslında her ne olursa olsun uğrunda ölümüne benimsenip, bir din kadar tutku hâline getirilen her şey tabulaştırılmış putlaştırılmış olur.

Bu yönü ile tüm ideolojiler kendi içlerinde birer dindir ve kutsandığından, Allah’ın dinine alternatif olduğundan, Allaha muhalefet ettiğinden, beşeri mesajlar taşıdığından şirk içerir ve birer mutlak puttur.

Etnik milliyetçilik bugün bunların en yaygın olanı ve o geçmişin kaybolan putçu dinlerinin en büyük putu olarak yerini almış konumda. Böyle olması artık milliyetçiliğin her ulus, kavim ya da devlet için bir din gibi olması, savunulması, putlaşmış olmasıdır.

***

Putçuluk bir hevaya uymak aklın sınırları dışında kalanı inkâr etmek ve yok saymak, aklı putlaştırma ameliyesidir.

Nefsin meşru olmayan arzulara meyletmesi ve kişinin yaşamında bu türlü arzularını Allah’a rağmen benimseyerek hayata hâkim kılmasıdır.

Çünkü heva, Allah’ın razı olmadığı fakat nefsin hoşlandığı her hareket ve sözdür. Kaldı ki Kur’an zaten her dönem “Hevasını ilah edinenler” (Furkan 43)in olduğunu bildirmekte ve “Onların hevalarına uyma”(Maide 49), “Onların hevalarına uyarsan artık senin için dost ve yardımcı yoktur.”(Rad 37) diyerek onlardan sakınmamızı istenmektedir.

Hevaya uymak, Allah’tan gelen emirleri ve O’na yapılacak kulluğu bırakıp kendi nefsine uymak ve günahlara dalarak dünyalık tutkularla yaşamaktır. Ki bu da dolayısıyla hevaya tapınmaktır.

***

O halde şimdiye kadar gördüğümüz bütün putperestlikler şirkin bir biçimidir. Şirk, tarih boyunca insanların mensup olduğu tevhid harici tüm putçulukların ortak adıdır.

Putçuluk altında yatan temel etmen putçuların kendi elleri ile yaptıkları putların toplum tarafından kabulü ve bunlar vasıtasıyla elde ettikleri menfaat ve makamların kaybolmaması için bir vesile olmasıdır. Dolayısıyla her putlaşmış heykel, aslında belli bir insanın düşünce ve ideolojisini simgeleyen birer küçük tanrıdır. Puta ya da heykele gösterilen saygı da o putlaşmış heykelin temsil ettiği ideolojinin, daha doğrusu ideologlarının düşüncelerine olan bağlılığın göstergesidir. Sadece kuru bir demir ya da taş parçası olan heykelin karşısında saygıya durmak değil; sunulan insani bir ideolojiye, düşünceye, Allah’a  alternatif bir yaşam önerisine bir tapınma bir saygı duruşudur. Yani o günün ideolojilerini tanrılaştırmak, putlaştırmaktır.

Çoğu zaman da idarenin, yöneticilerin, sistem sahiplerinin kendi otoritelerini kabul ettirmek, rahatça yürütmek amacı ile arkasına saklandıkları putlarla geniş kitleleri sömürebilmek yararlandıkları bir yol ve yöntemdir. Dolayısı ile her devrin ideolojileri o günlerin ideolojik simge ve sömürü aracıdırlar.

Bugün dünya Müslümanları ellerinde tesbih dillerinde Allah lafızları ile beşeri dinlerin ideolojilerin birer kulu durumunda.

Allah’a iman iddiasında olanlar Allah adına seküler tanrılara niyaz edip durmaktalar. Yaşadıkları coğrafyalarda kendilerini yöneten birer yarı tanrı olan krallar başkanlar idareciler için Allaha el açıp şirk sistemlerinin daim olmasını isteyip durmaktalar. Bunun adı başka hiçbir şey değil sadece Allah zannı ile putlara şeytanlara tapınmadır. Seküler şirk düzenlerine meylederek gönüllü intisaplarla şeytani imparatorlukların kontrolü altında girmektir.

Şüphesiz Allah kendi dinini temsil edemeyen, heva ve isteklerine mağlup olarak beşeri düzenlere meyledenleri giderip yerine kendi dinine sahip çıkan yeni nesiller getirmekten müstağni değildir…

“…Kim cimrilik yaparsa kendi nefsine cimrilik yapar. Allah zengin, siz ise ihtiyaç sahibisiniz. Eğer siz Allaha teslim olmaktan vazgeçerseniz, sizin gibi olmayan ve sizden başka bir toplulukla sizi değiştirir ki, değiştirdiği toplum sizin gibi olmazlar…” Muhammed 38

Selam ve dua ile…

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir