GenelYazarlardanYazılar

Regâib Gecesi

Bu gecenin ihya gerekçesi bir gariptir! Güya (hâşâ) Resulullah ana rahmine bu gece düşmüş! Böyle bir olayı çeşitli merasimlerle kutlamak şöyle dursun, kutsamak ve insanlığa bu şekilde takdim etmek en hafifinden edepsizliktir. Kaldı ki Hz Peygamberin doğum yılı bile ihtilaflı olduğu halde kim nasıl olup da bu geceyi bilip tayin etmiştir? Böyle bir gece yoktur. Kadir gecesi dışındaki bütün kandillerin Kur’anî bir referansı da yoktur. Hz Peygamberden 3-4 asır sonra, peygamberden daha iyi Müslüman olmak iddiasındaki bir takım sofuların dine soktukları hurafelerdir. Kandiller ve icra edilen ritüellerin tamamı uydurma rivayetlere dayandırılır. Prof. Dr. Süleyman Ateş Hocanın ifadesiyle bu bid’atlerden insanı önyargısız okuma, derin araştırma ve taakkul/akletme kurtarır. Çıkar yol budur.

Her bidat/hurafe veya yalanın mutlaka bir uydurulma nedeni vardır. Bu nedenle olayı anlamak için uydurulmuş yalana değil, daha çok uydurulma veya söylenme gerekçesine bakmak lazım. Bu bağlamda Regaip gecesini Resûlullah’ın ana rahmine düştüğü gece olarak nitelendirmenin hangi akılla ortaya atıldığı ve hangi edep yoksununun aklına geldiği anlaşılır gibi değil. Rezillik ve terbiyesizliğin dik âlâsıdır. İşin daha acayip tarafı ise, bu yüz kızartıcı yalanların cami kürsülerinde vaaz olarak anlatılmasıdır. Kim, nereden, nasıl veya hangi gerekçe ile böyle bir saçmalık ortaya atmış anlamak mümkün değil. Bu hezeyanları dile getiren zihin, oturup neden Kur’an mesajını okuyup anlamaz da, bu edepsizlikler üzerinden Peygamberini yâd ettiğini sanır, bu da ayrı bir muamma. Rabbim akıl, iz’an ve edep yoksunu olmaktan bizleri korusun.

Özellikle tasavvufî eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regaib gecesinde ana rahmine düştüğü, Recep ayının ilk perşembe günü oruç tutup, gecesinde Regaib namazı adıyla bir namaz kılmanın çok sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin asılsız olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.

“İbnü’l-Cevzî, Regaib orucu ve namazıyla ilgili hadisin Zâhid Ebü’l-Hasan Nûreddin Ali b. Abdullah b. Hüseyin b. Cehdam (ö. 414/1024) tarafından uydurulduğunu ve hadisin başka hiçbir kaynakta geçmediğini belirtir (el-Mevzuât, II, 47). Ayrıca isrâ ve mi‘rac olayının Regaib gecesi meydana geldiğine dair rivayetin de aslı bulunmamaktadır (İbn Kesîr, III, 109; Bedreddin el-Aynî’ye göre, Regaib gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamalar 10. yüzyılda ortaya çıkmış olup bu gecenin ilk defa kandil olarak kutlanması 1056 yılında Kudüs’te yapılmıştır. Bağdat’ta ise kutlanmaya 1087 yılında başlanmıştır. Gazzâlî bütün Kudüs halkının bu geceyi ihya ettiğini söyler. (İhyâ, I, 203). Ebû Tâlib el-Mekkî gibi bazı mutasavvıflar Regaib gecesinden söz etmeyip Recep ayının ilk gecesini ihya etmenin müstehap olduğunu belirtseler de (Kūtü’l-kulûb, I, 121) bu geceyle ilgili rivayetlerin çok zayıf ya da uydurma olduğu hadis âlimlerince tespit edilmiştir.”

İslâm âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regaib kandilinin bilinmediğini ve kandil kutlamanın da diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını söylerler. Bu geceye özel bir namaz veya oruç ihdas etmek dine ilave yapmak anlamına gelir. Bu işi ne olacak canım namaz kılmanın ve oruç tutmanın ne zararı var mantığı ile savuşturamayız. Din aklına esenin ibadet uydurduğu babasının çiftliği değildir. Bu bağlamda Resûl-i Ekrem tarafından genel olarak bid‘atların (Buhârî, Sulh, 5) ve cuma günü ve gecesinde özel bir ibadet yapılmasının yasaklandığından (Müslim, Sıyâm, 147, 148), hareketle Regaib günü ve gecesinde bu güne mahsus ibadet yapmanın da dinen sakıncalı olduğunu söyleyebiliriz.

Bir kimse, “Regaib gecesinde şu kadar namaz kılmak gerekir, bu geceye mahsus şöyle bir ibadet vardır” derse ve bunu yaparsa bid’at olur. “Bu güzel bir bid’attır, ne zararı var, yapılan meşru ve faydalı bir şey ise varsın yapılsın!” denemez. Çünkü din, Allah tarafından tamamlanmış, Peygamberimiz tarafından da tam olarak tebliğ edilmiş, insanlara bildirilmiştir. Onda olmayan bir inanç, ibadet veya kuralı ona eklemek dini bozmak ve değiştirmek demektir ve bu doğru olmaz

Kandiller bizim toplumumuzda İslami bir hayat tasavvurunun yerine ihdas edilmiş arınma seansları işlevi görmektedir. İnsanların İslam’a yönelişine vesile olmaktan çok, günahlardan arınma ve sevap toplama seansları haline dönüştürülmüştür. Gördükleri bu işlevden ötürü kandillere “halkın afyonu” dense yanlış olmaz. Ayrıca İslam’ın, başta Kadir gecesi olmak üzere diğer kandillerde kılınan namazlara indirgenmesi kabul edilebilir bir anlayış değildir. Günü birlik Müslümanlık olmaz. Koca bir ömrün günahından belli günlerde yapılan yoğunlaştırılmış ibadetlerle arınılacağını sanmak düpedüz “bedavacılık”tır. Kendini kandırmak ve bir sapmadır. Yıl boyu her türlü fuhşiyatı işle, yalnızca kandil gecelerinde namaz kıl tesbih çek, bütün günahlarından kurtul ve pür-i pak ol. Böyle bir mantık kabul edilemez. Böyle bir Müslümanlık da yoktur.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

2 Yorum

    1. Teşekkür ederim deniz kardeşim. Rabbim hepimizden razı olur inşaaallah. Selam ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir