GenelMektuplara Cevap

Resul ve Nebi Kavramlarının Farkı ve Önemi

Hayrettin Yiğit/ Malatya

Selamun aleyküm!

Sorum şöyle: Son yıllarda gündemimize giren Resul ve Nebi kavramları ile ilgili tartışmalar yaşanmaktadır. Özellikle Resule mutlak itaat edilir fakat nebiye itaat gerekmez şeklinde bir düşünce yayılmaktadır. Bu durumu nasıl anlamlıyız ve nasıl bir tepki vermemiz doğru olur?

Cevap: Bir konuda vereceğimiz tepkinin doğru olması için, acele etmeden konu üzerinde düşünüp, sözün maksadını anlamaya çalışmamız gerekir. Kur’an’da bu iki kelime aynı şahıs için ayrı ayrı kullanıldığına göre; bunun bir hikmeti olsa gerek diye düşünmeliyiz.  Bunlarla birlikte bu insanların maksatlarının hasbi olup olmadığını anlamak için sözün tamamına bakarak durumu değerlendirmemiz daha doğru bir sonuca varmamıza yardımcı olacaktır.

Öncelikle Kur’an da bu ifadelerin geçtiği ayetlere bakarak sebebini anlamaya çalışalım. Çünkü rabbimiz Kur’an da hiçbir kelimeyi ayetteki yerine rastgele koymamıştır:

Kur’an da “R.S. L.” Kökünden türeyen kelimeler 513 defa geçmektedir. Ancak Resul kalıbında ise 22 yerde geçerken; Nebi kelimesi ise 29 defa geçmektedir. Bunların her birini burada nakletmek uygun olmayacağından birkaç örnekle yetineceğiz.

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, resule de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de ‘itaat’ edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.“ (Nisa 4/59)

“Biz her Resulü Allah’ın izniyle ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi Allah’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa 4/64)

Bu ayetlerde geçen kelimelere bakalım: Allaha itaat edin, resulüne itaat edin VE sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin.) burada itaat kelimesi Allah ve resulü için bizzat tekrar edilirken, emir sahipleri için atıf harfi ile yetinilmiştir. Bunun için Emire itaat mutlak değildir. Allah ve resulüne itaat ettiği sürece Emire itaat edilir. Eğer emir Allah ve resulüne itaat etmezse müminlerin de ona itaat etmeleri gerekmez. Bunu Hz. Ebu Bekir (r.a.) ilk halife seçildikten sonra yapmış olduğu konuşmada ümmete hatırlatıyor:

“sizin en hayırlınız olmadığım halde size emir seçildim. Ben Allah ve resulüne itaat ettiğim sürece sizin de bana itaat etmeniz gerekir. Eğer ben Allah ve resulüne itaat etmeyecek olursam sizin de bana itaat etmeniz gerekmez” demiştir. Bu ümmetin hafızasına kazınmış bir kaide olarak mecelle hukukunda :” Halıka isyanda mahlûka itaat yoktur.” şeklinde yasalaştırılmıştır. Yani Allaha ve resulüne itaat her hal ve karda mutlak iken bizden olan Emir sahibine itaat, onun da Allah ve resulüne itaat etmesine bağlanmıştır.

Ayrıca burada bir ayrıntı daha var.  Allaha itaat edin lafzının arkasından Resulüne de itaat edin ifadesi gelmektedir. “ Allaha ve nebisine itaat edin” şeklinde bir kalıp Kur’an da kullanılmamıştır. Bunun da bir hikmeti olsa gerek.

Yine devamında; “eğer bir konuda niza ederseniz (bu niza emirle halk arasında veya tabanın/ halkın bir birleri arasında da olabilir) bunu Allah ve resulüne arzedin” buyruluyor. Yine burada kullanılan “Allah ve resulü” kalıbının anlamı Allaha ayrı resule ayrı bir arz değil, resule arzetmek Allaha arzetmektir. İşin püf notası da işte buradadır. Resul Allah Tealanın vahyini okuyan, vahye hiçbir katkıda bulunmadan tebliğ eden ve meseleleri vahye göre çözümleyen kimsedir. Bu nedenle resule arzetmek de Allaha arzetmektir. Orada asla Resulün kendi içtihatları yoktur. Sadece vahyi okuyan, vahyi tebliğ eden ve olaylara, şahıslara vahyi tatbik eden resuldür. İşte hevasından konuşmayan söylediği sadece vahiy olan resuldür. Resul burada sadece Allah’ın elçiliğini icra etmektedir. Ve bu icra edişin sonucu tüm vahiyler onun dilinden kaleme alınarak Kur’an tertip edilmiştir.  Aynı zamanda bir ömür Kur’an’ı yaşayıp ahlak edinen Resulullah Muhammed (a.s.) örnek bir şahsiyet olarak tezahür etmiştir.  Bu nedenle rabbimiz biz müminler için şöyle buyurmuştur:

“Andolsun ki; sizin için ve. Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için. Allah’ın Resulü güzel bir örnektir.” (Ahzab 33/21)

Dikkat edilirse burada da Nebi sıfatını kullanmamış, Resul sıfatını kullanmıştır. Niçin diye düşünmemiz gerekmez mi? Elbette gerekir ve bizde düşünelim!..

Her şeyden önce Muhammed (a.s.) Abdullah’tan olma Âmine’den doğma bir beşer, bir insandır. Büyüyüp 25 yaşına gelince Hz. Hatice Validemizle evlenmiş bir hanenin reisi Hz. Hatice’nin de kocası olmuştur. Bir zaman sonra çocukları olmuş ve evlatlarının babası olmuştur.  40 yaşına gelince Rabbi onu Hatemül Enbiya  vasfıyla  seçmiş Son Nebi olmuştur. Zaman zaman Rabbinin  göndermiş olduğu vahiylerin muhatabı olarak onları alıp insanlara tebliğ etmeye başlayınca, Allah’ın  Resulü olmuştur. İslamı kabul eden insanlar etrafına toplanıp bir cemaat oluşturmaya başlayınca, bu topluluğun lideri, imamı olmuştur.  Medine’ye hicret edip rabbim devlet nasip edince o devletin doğal olarak başkanı olmuştur. Kısa bir zaman sonra müşrikler İslam toplumuna saldırıya geçtiler. Müslümanlar da onlara karşı koymak için nebinin komutasında toplanarak müşriklerle savaşa çıktılar ve Nebi bu durumda  müminlerin komutanı oldu. Savaşta barışta bu toplumun problemlerini çözmek de ona düşüyordu. Bu konuda müminlerin işe ehil olanları ile istişareler yapıyor ve kararlar veriyordu. Konuyla ilgili bir ayet varsa sorun olmuyor o ayetin gereğince amel ediliyor toplumada uyguluyordu. O konuda ayet yoksa, istişare ediyor veya içtihat ediyordu. Bu durumda yaptığı içtihatta bazen isabet ediyor ilahi maksada uygun oluyor, bazen de uygun düşmüyordu. Uygun olmayan konularda Allah Teâlâ vahiy ile durumu düzeltiyordu. (örneğin bedir esirleri konusunda istişare edilmiş fakat bu istişarenin sonucunda yapılan uygulama Allah tarafından yanlış olarak nitelendirilmiştir ve şöyle buyrulmuştur:

“Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir NEBİYE yaraşmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlüdür, Hâkim’dir.” (Enfal 8/67 )

Dikkat ederseniz burada RASUL kelimesi kullanılmamış, Nebi kelimesi kullanılmıştır. Çünkü hatayı yapan nebidir. Nebi bu işi o konuda henüz vahiy olmadığı için kendi içtihadı ile çözmüştü. Ancak bu çözüm ilahi iradeye uygun düşmediği için düzeltilmişti. Çünkü vahiyle hükmü belirtilmeyen konularda Nebinin verdiği fetva yanlış olduğu zaman yine rabbi tarafından vahiyle düzeltiliyordu.(örneğin Mücadele 67/1-3 gibi)

Şimdi bunları toparlayacak olursak Muhammed (a.s.) ‘ın yüklenmiş olduğu birçok sıfatları vardır. Bu sıfatlarla ilgili elbette görevleri de vardır. Yukarıda saymış olduğumuz: Bir insan, bir eş, bir baba, seçilmiş bir Nebi, topluluğun lideri, devlet başkanı,  toplumunun problemlerine fetva veren müftüsü. Tüm bunların üzerinde bizzat Allah’ın vahyine muhatap olan, vahyi aldığı gibi hiçbir katkıda bulunmadan tebliğ eden, uyan, uygulayan ve herkesin istisnasız uymasını isteyen Allahın elçisi olma görevi vardır.  Allah’ın elçisi olma sıfatıyla yaptığı her şey vahiyle tespit edilenlerdir ve burada beşer olan Muhammed (a.s.)’ın hiç bir dahli yoktur. Kendisi başta olmak üzere bu vahiylere herkesin uyması mecburidir. Burada kimse muhayyer değildir. Bunu şu ayet perçinlemektedir:

“Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 33/36)

Şimdi Allah’ın resulü sıfatının dışında kalan sıfatlarla yapmış olduğu işler eğer bir vahye dayanmıyor da nebinin kendi görüşü, düşüncesi, çözüm önerisi,  öğüdü, nasihati, tavsiyesi ise bu konuda kişi muhayyerdir. İşte Sahabenin yapmış olduğu itirazlar da bu konudadır.  Bunun örneğini bizzat Sahabede görüyoruz: Bedir savaşında ordunun yerleştirildiği yer savaşa uygun olmadığını gören Müslümanlar; Ya resulallah! Burasını seçmeniz vahiyle mi tespit edildi yoksa kendiniz mi tercih ettiniz diye sorarlar? Onlar işin başından beri bunun farkındalar. Muhammed (a.s.) da hayır ben uygun gördüm deyince; savaşın içinde doğup büyümüş olan sahabenin ileri gelenleri: Ya resulallah! Burası uygun değil. Su kuyularını arkamıza alalım diğer kuyuları da kapatalım düşman su alamasın. Böyle yapmamız savaş için daha uygun olur deyince, bu teklif herkes tarafından uygun bulunmuş ve oraya geçip konuşlanmışlar.

Savaşın sonucu müminlerin galibiyeti ile bitince müşriklerden 70 kişi esir alınmıştı. Bu konuda bir ayet olmadığı için Nebi (a.s.) esirleri ne yapacaklarına dair arkadaşları ile istişare ederek bir karar vermişler. İstişarenin sonucu;  Hz. Ebu Bekir(r.a.) esirleri karşılıksız bırakmayı önermiş,  Hz. Ömer (r.a.) ise bunlar Allah ve resulünün düşmanıdır hepsini öldürelim demiş,  Nebi A.S. ise hepsinden fidye alarak bırakılmasına karar vermiş. Bu hükmü yanlış bulan rabbimiz Enfal 8/ 67-68. Ayeti ile olması gerekeni açıklayarak doğru olanın Hz. Ömer’in görüşü olduğuna işaret etmiştir.

Bu durum tüm sahabe tarafından bilindiği için Uhud savaşına çıkarken de Nebi A.S ile böyle bir tartışma yaşanmıştı. Bedir’e giderken de benzer şeyler olmuştu Enfal 5-7. Ayetlerde bu durum anlatılmaktadır. Görüldüğü gibi bu kararlar Muhammed (a.s.) ‘ın Nebi, devlet başkanı, ordu komutanı gibi sıfatların ilgi alanına girdiği için, müminler onunla tartışarak bir karara varıyorlardı. Eğer bu konudaki bir karar Resul sıfatının gereği vahiyle tespit edilmiş olsaydı, kimsenin bir itirazı olmayacak ve herkes bu kararlara uyacaktı. Ahzap 33/36 yı hemen hatırlayalım.

Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 33/36)

Yine sahabenin nebiye karşı davranışlarını hatırlayacak olursak:  Hudeybiye antlaşmasının yapılışı esnasındaki sahabenin Nebiye itirazları, Hz. Ali’nin, Hz. Ömer’in itirazları, kurban kesme ve tıraş olma konusunda ki tüm Hudeybiye ehlinin yerinden kalkmayışı, genel olarak nebi eşlerinin nebiye karşı davranışları, Tahrim olayı gibi konularda yapılan itirazların hepsi Nebiye karşı yapılmıştır.

Uhud savaşını şehir dışına çıkmadan bir savunma savaşı yapalım diyen Nebiye razı olmamışlar şehir dışına çıkmak için ısrar etmişlerdi. Nebi(a.s.) da onların isteklerine uyarak şehir dışına çıkmaya mecbur kalmıştı. Bu durum hiçbir zaman bir sapkınlık olarak nitelendirilmemiştir.  Eğer Nebi ve resul sıfatının tezahürlerini doğru tespit etmez isek bu durumun içinden çıkamayız. Üstelik Allah Teâlâ bu insanlara bir ceza vermemiş, onları kınayan bir ayet göndermemiş, geneli itibariyle onlardan razı olduğunu bildirmiştir:

“Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” (Fetih 48/10)

İşte özetle söylenmek istenen budur. Vahye muhatap olan vasfıyla Resulün kendisi ve ümmeti vahiyler karşısında asla muhayyer değiller. Allah neyi nasıl istemişse hep birlikte aynen kabul edip yerine getirmek mecburiyetinde olduklarının bilincindedirler. (Ahzab 33/36) İnsanların  günlük hayatlarının idamesi konusunda yapılan icraatlarda ise Müminler, Nebi ile danışarak, yardımlaşarak, konuşup anlaşarak, öğüt ve nasihatlerini dinleyerek, bazı özel noktalarda da dinlemeyerek (zeyid r.a. hanımı  Zeynebi boşama konusundaki öğüdünü tutmaması, kocasını şikayet eden kadının nebinin sözüne ikna olmaması, hendek savaşında Nebinin savaştan çekilmeleri için Gatafanlılara Medine hurmalarının üçte birini vermek istemesine sahabenin razı olmaması… gibi. ) Tüm bunlar Allah tarafından Nebi olarak seçilmiş olsa da aynen bizim gibi bir insan olma özelliğini koruyan, toplumun lideri olup toplumun işlerini toplumla  danışa “dövüşe” yürütmeye çalışan bir insandır. Ailede kocadır, babadır, eştir, arkadaştır.  Bu işlerin tümünde insanlığını ve aklını, vahyin hikmetleri ile mezcederek kullanan bir insandır. Aynı zamanda karşısındakiler de insandır. İnsanın her türlü olumlu ve olumsuz özelliklerini benliklerinde taşıyan insanlardır. Nebi Rabbi tarafından edeplendirilmiş, sahabe de Nübüvvetin mektebinde eğitilmiş birlikte bir dönemi saadet asrını yaşamışlardır. Hükmü vahiyle belirlenmeyen konularda hem Nebi hem de arkadaşları kendi içtihatlarını devreye koymuşlardır.  Buna da her iki tarafın hakkı olduğundan Allah tarafından bir ceza verilmemiştir. Bunlarla ilgili ayetleri örnek olarak yukarıda vermeye çalıştığımız için tekrar etmeye gerek duymuyoruz.

Bu konuda Resule mutlak itaat edilir, ama Nebiye mutlak itaat edilmez sözü biraz sert gelmektedir. Burada asıl olan bir usul anlatılmaya çalışılmaktadır. Bu demek değildir ki, sahabe Nebi ne derse itiraz ediyorlardı. Böyle bir şey mümkün değildir. Zaten o gün cereyan eden olaylar da birkaç hadise ile sınırlıdır. Bu insanlar bu yola canlarını ve mallarını koymuş kimselerdi. Yaptıkları fedakârlıklar tarihin hiç bir döneminde görülmemiştir.

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.” “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” “Doğrusu Biz; suratları astırdıkça astıracak bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76/8-10) diyen insanlardı.

Bu durumun Nebi (a.s.) hayatta iken bir pratiği vardı. Ona muhatap olan insanlar bunu yaşayıp gittiler. Bizim ise böyle bir şansımız yoktur. Ancak; Ondan bize intikal eden Kur’an ve sünnetle muhatabız.  Hadislere gelince, intikal eden metnin anlattığı şey Kur’an’ın ilkelerine uygunsa alırız uygun değilse; bu söz nebiye ait olamaz düşüncesiyle bırakırız.  Bu konuda ben müminim diyen bir kimsenin Allah’ın Nebisini gale almamak gibi bir düşüncesi olamaz, olursa Müslüman kalamaz. Anlatmaya çalıştığımız şey; Sadece Allah’ın yasaklamadığı bir imkânı o günün insanı kullanmış bugünün insanı da kullanabilir demektir. Niyetleri başka olanları Allah’a havale ediyoruz. Rabbim onları ıslah etsin diyoruz!..

Selam ve muhabbetlerimizle!

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı