GenelYazarlardanYazılar

Ritüel O’na Yaklaştırmıyorsa İbadet Değildir

 “Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki Müslüman kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan Müslüman bir ümmet oluştur. Bize ritüellerimizi göster, tövbemizi kabul et…” Bakara 128                                               

“Artık devletin dinine tabi olmak lazım” dedi.

Bugünlerde medyada çok sık yer alan: “Cemaatlere tasfiye yolda” haberlerini konuşuyorduk.

“Sırada hangi cemaat var?”,” Bir sonraki operasyon hangi tarikata?” gibi basın yayın organlarından yayılan vaveylaları irdeliyor; bir çay içimi, devletin İslami camiaya olası tahakkümünü anlamaya çalışıyorduk.

28 Şubat’ta değiliz.

1980 de hiç değil.

Serin esen bir meltem var.

Tedirginiz.

Saydıkça sayıyoruz :“İLKAV, Furkan Vakfı…”

Kimimiz Yeni Asya camiasını papatya yapraklarından yolarken ötekimiz bir başkasını…

“Haksöz çevresi varken Yeni Asyacılara olmaz!” derken birimiz, ötekimiz: “Tarikatlar olabilir, bence sırada onlar var; hele de Süleymancılar!” diyor.

Anlaşamıyoruz bir sonraki olası operasyon adresinde…

***

Tarih boyu insanoğlu birçok nesneyi putlaştırarak taptı, dini kabullerle kutsallaştırdı durdu.
İnşa edilen görkemli piramitler, saraylar ve mezarlardan anlıyoruz ki geçmiş tüm düzenlerin temeli insana kulluğa dayalı idi.

Ve elçiler aynı şeyi,  Allah tan başkasına tapmamayı, zulmetmemeyi, cahiliye sistemlerinden uzak durmayı öğütledi.
Hükümdarları, firavunları, belamları ve sermaye sahiplerini yani her dönemin kudretlilerini Allah’ın azabı ile tehdit ederek cehennemle korkuttu.
Ve Rabbimiz beraberinde biz kullarına birtakım ibadetler, ritüeller vazetti/öğretti kulluğumuzu gösterebilmemiz için…

***

İbadet bütün mevcudatı, bizleri, her şeyi var eden yüce yaratıcıya karşı saygı ve tazim göstermek;  O’nun verdiği nimetlere şükretmek, teşekkür borcunu ifa etmek, kulu olduğumuzu/ olarak yaşadığımızı, yaşamaya devam edeceğimizi beyan etmektir.

İbadetin amacı O’nunla irtibatta kalmak, sürekli hatırlamak, karşısında aczini göstermek ve taata devam etmektir.

Ritüel ise, özel durum ve zamanlarda yinelenen, rutin haline gelmiş, alışkanlık kazanılmış davranışlar, ayinler, törenler, belirli harekeler bütünüdür.

Yani inanç derecesinde benimsenmiş alışkanlıklar, kutsal addedilen davranış biçimleridir. Ritüel bir ibadetin önceden tanımlanmış, tanzim edilmiş, sürekli aynı şekilde tekrar edile gelen hareketler toplamıdır.

O halde ibadet; gün boyu ya da yaşantımızın belirli merhalelerinde Allah için yaptığımız eylemlerdir. Ritüel ise, bu eylemi kimin adına yaptığımızı ilan etme durumudur.

***

Dinsel ritüellerin en önemli işlevi dini pekiştirmek, süreklilik sağlamaktır.

Ritüelsiz din yozlaşır ve sonraki kuşaklar için gücünü yitirir. Yani dinlerin var olmasının nedeni ritüellerin devamlılığıdır.

Dünyanın en modern toplumlarından ilkel kabilelerine kadar hemen her toplumunun sayısız ritüeli var.

Müslüman’lar için, ezan, namaz, camide cem olmak, Cuma, kurban,  oruç, hac… bu ritüellerden bazıları. Hinduların ölülerini belirli prosedürlerle yakarak külünü suya savurması, yılın belirli dönemlerinde Ganj nehrinde yıkanmaları, Hıristiyanların her Pazar kilisede toplanması, doğan çocuğun vaftiz edilmesi…  diğer dinlerin ritüellerinden bazısı.

Ritüellerin yapılmasından maksat sırf aynı şeyleri tekrar edip durmak değildir. Manasız tekrarlar ibadet değeri kazanmaz. Niyet ve amaç ibadet için olmalıdır. Hayatın içinde olması, bir iş ve değer üretmesi gerekir ki ibadet olabilsin.

***

Allah kullarından neden bir takım ritüelleri tekrarlamalarını istemektedir?
Kuran’da Rabbimiz şöyle der:
“Onların etleri de kanları da Allah’a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O’na ulaşır…” Hac 37
O halde, O’nun rızasına, isteğine, tekrar ettiriş amacına uygun ritüellerin bir değeri vardır. Rızadan uzak bir yaşamın içerisinde ibadet olarak yapılan ritüellerin hiçbir ehemmiyeti yoktur.

Örneğin, kesilen hayvanlar, her yıl tekrarlanan bir ritüel olsa da gösteriş içinse “kurban” değildir. Kurban kesmek, kişinin yaşamını gözden geçirmesi, Allah’a yaklaşmak için eylem üretmesi, çaba göstermesi halidir.

Yine Habil ile Kabil kıssasında da görüldüğü gibi hayvan ne kadar büyük ve pahalı olursa olsun Allah katında bir değer ifade etmez. Sadece ve sadece Onun rızası için kesilen kurbanlar ibadet değeri görmektedir.

Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. “Seni mutlaka öldüreceğim.” dedi. Öteki: “Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder.” dedi…”Maide 27

İki kişiden biri, doğru bir ritüel yapmış, riteli ibadet üretmiş yani Allah’a yaklaşmıştır. Diğerinin yapığı benzer bir ritüel olsa da ibadeti kabul görmemiştir.

O halde ibadet kastından uzak eylemler, takvadan uzak davranışlar Allah katında bir değer ifade etmezler.

Yine Eğer kılınan namaz, kötülükten alıkoymuyorsa  namaz değildir. İbadetsiz bir ritüeldir. Namazın ritüeli mescitte, ibadeti ise mescitten dışarı çıkıldığında başlar.
Eğer kişinin namazı, kötülüklerden alıkoymuyor ise sadece ritüel olarak vardır ve ibadet zayi olmuştur. Tıpkı Maun suresi örneğindeki namaz gibi… Yetimi gözetmeyen, yoksulu doyurmayan, fakiri düşünmeyenin namazı olmaz ki.

Putları reddetmeyen, sadece bir ritüel olarak mescitlerde kol bağlayanların namazı ibadet değildir ki…

***

Ritüel ibadetin şeklidir kendisi değildir, Onu besleyen, maneviyatını artıran, dinamik olarak diri ve canlı tutandır. Ritüelleri Allah bildirmiştir. Kısacası hacda yapılan, tavaf, kurban, oruç, namaz, kıbleye yönelmek, cenaze vb. ritüeldir. Namazda rüku ve secde ritüeldir ama sadece Onun önünde eğilme, hayatta başka hiç kimsenin önünde eğilmeme kararlılığı ibadettir.

Biraz daha açıklamak gerekirse Mekke’de Kabe etrafında toplanmak, İhrama girmek, Arafat’da vakfe’ye durmak Hac ritüellerindendir. Rütbe ve kastlardan arınmış ihramlarımızla eşit, sınıf gözetmeyen, en değerlimizin en takvalımız olduğu bir sınıfsız topluma yöneliş ve sonrasında hac dönüşü yeryüzüne dağıldığımızda vardığımız toplumlarda bunu sağlamak için çaba ve gayret etmek ise ibadettir. Yani ibadet budur, diğerleri bunu öğretmeye yönelik ritüellerdir.  Hacılar bunları öğrenmiş olarak memleketlerine dönerler ve asıl ibadet, döndükten sonra başlar.

Namazın ritüelleri ise; günün belirli vakitlerinde kıyam, rüku ve secde yapmaktır. Yaşam boyu O’ndan başka hiç kimsenin önünde eğilmemek (ruku), mütevazi olmak (secde) ve onun dini için kıyam etmek, saf durmaksa ibadettir.  Öksüzü korumayan ve yoksulu doyurmayanların namazı yoktur. Bunların yaptıkları sadece ritüel olarak kalır, ibadet olmuş olmaz.

Keza Orucun ritüeli de gündüzleri yemek içmekten ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Yeryüzünde bir milyar aç varken, onları düşünmek, doyurmak,  hayatın ve ölümün sadece O’nun için ve sadece O’na olduğunu bilmekse orucun ibadetidir. İftar gösterileri yapanlar ibadet yapmış olmazlar. İftar ve sahur sofraları oruç değildir; onun ritüelidir. Orucun ibadeti öksüzü koruma ve yoksulun yanında olmadır.

***

Ritüel bilinçli ise bir anlam ifade eder. Mabet dışına çıkması, taşması, iş ve değer üretmesi gerekir. Aksi halde ibadet zannıyla yapılan zikir ve ritüeller sadece bir kültür olarak kalır.

İbadet ile ritüel bugün için bir birine karıştırılmış, İslam’ın şartları olarak kabul edilen ritüellere isim olmuştur.

Hâlbuki din adına tekrarlanan bütün hareketler ritüeldir. Din Ritüel ve sembolik hareketlerle yaşar ve yürür. Müslümanlar camiden çıktıktan ve Hacdan döndükten sonra da dini hayatın kesintisiz bir şekilde devam ettiğinden habersizler.

Bugün Din adeta sadece ritüellerden ibaret bir kültür yığını olarak algılanıyor ve yaşatılmaya çalışılıyor. Oysa ibadet kastı olmaksızın sadece bir ritüel olarak öğrenilen din din değildir. Tevhitten, adaletten ve özgürlükten uzak bir din söylemi Firavuni bir dinin söylemidir, ritüeli ne olursa olsun. İster sabahlara kadar gece namazı kıldıran bir ritüeli olsun ister günlerce aylarca oruç tutturan, isterse de her gün Kitabı hatim olarak indirten bir ritüel. Boştur, Allah’ın dini değildir ve yapılanlar ibadet değil sadece yorgunluktan ibarettir.

Hele hele gayri İslami düzenlerle uyum içerinde dindarlık nasihat eden; tağutlara, firavunlara ve kendini müstağni görerek Allah yerine koyan, aynı O’nun gibi kanun yapan, yürüten, hüküm veren, yasa koyan ve putlara itaati emreden her din batıldır;  ritüeli ne kadar çok olursa olsun.

Dini kurumları ne kadar kalabalık, bu kurumların başındakilerin isimleri ne kadar şatafatlı, ibadetgahları ne kadar görkemli olursa olsun batıldır, boştur, sadece ritüeldir, ibadetsizdir.

Allaha değil kullara, prenslere, hükümdarlara, krallara itaati emreden her din şeytanın ritüelleri ile beslenmiştir Allah’ın değil…

***

…Şaşkın bakışlarla kendisine baktığımı görünce tedirgin oldu ve cümlesini açma gereği hissetti:

“ Yani devletin dini derken, Diyaneti kastediyorum “ deyiverdi.

Yine de tedirgindi bizlerin vereceği tepkiyi beklerken…

Güldüm.

Devletin dini mi? Diyanetin dini mi?” dedim.

“Evet, ne fark eder? Hem ne var ki bunda?” dedi.

Rahatlamıştı.

Düşünce  planında,  zihin dünyasında gerçekleştirdiği dönüşümü ifade etmenin,  güce taraf olmanın melankosi,  o genlerinden gelen kabileci, milliyetçi coşku onu da sarmıştı anlaşılan.

Aslında hayretimiz kurduğu cümleye değil,  böyle bir cevabın otuz yıllık amatör cemaat hayatı olan birinden gelmesineydi.

20 yıl 30 yıl bir cemaatin rahle-i tedrisatından geçen, her hafta birkaç ayet ezberi yaparak tefsir öğrenen, hadis usulü gören, fıkıh kitapları ile sürekli hem hal olan birinin geldiği noktaya, aşamaya idi.

Otuz yılda öğrendiklerinden, ezberlediği ayetlerden devletin, diyanetin dininin sadece ritüellerden ibaret olduğunu, bir ibadete tekabül etmediği, edemeyeceğini öğrenememişmiydi?

Söylenecek çok şey vardı.

Ama susmak en doğru olan idi sanırım.

Gülümseyerek birbirimize baktık.

Otuz yılda gelinen “devletin dini” çizgisinin üç beş dakikada izahı zordu zaten.

O halde gelsin çaylar.

Çay getir Derviş!

Zihinler olmasa da, bir olsun gönüller…

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir