GenelYazarlardanYazılar

Rolü Eksik Anlamak

Toplum olarak geldiğimiz noktaya bakınca, artık adam akıllı bir özeleştiri yapmanın vakti geldi diye düşünüyorum. Ahlaken kokuşmuş bir toplumun içinde yaşıyor oluşumuz, olmazsa olmaz bazı değerlerimizden çabucak vazgeçiyor oluşumuzu normalleştiriyor maalesef. Bu hale bağlı olarak medyada haber diye sunulan fuhuş, kumar, uyuşturucu ve (en günceli) çocuk istismarı vakalarına bile alıştık artık, olağan görür hale geldik. Sanki film izliyoruz.

Toplumun, söz konusu bu negatif dönüşümü nasıl ki belli bir zaman ve imkân dâhilinde gerçekleşmişse, pozitif dönüşümü de yine zaman ve imkân isteyen, meşakkatli bir süreç gerektirir. Zor ama imkânsız değildir. Sonuçta fıtrat iyiye, doğruya meyyaldir, yeter ki şartlar oluşturulabilinsin.

İster iyiden-kötüye, isterse kötüden-iyiye bir dönüşüm için kural, Rabbimizin Kur’an’da belirttiği üzere ‘‘bir toplum kendinde olanı değiştirmediği müddetçe Allah onlar hakkındaki hükmü/hali değiştirmez’’ (rad-11) şeklindedir. Pozitif ya da negatif dönüşüm için ilk şart toplumsal bir yönelişe bağlanmıştır. Dolayısı ile aslında bir anlamda insan kaderini kendi çiziyor. Yöneliş, hükme zemin hazırlıyor. O zaman nasıl bir hüküm arzuluyorsak ona göre bir yöneliş ve mücadelemiz olmalıdır.

Bu girişten sonra esas konumuza gelelim. Malumunuz hep beraber tecrübe ediyoruz, zor zamanlarda yaşıyoruz, maddi ve manevi sıkıntılarla boğuşuyoruz. Bu doğru ancak bize dayatılan bu zaman ve şartlar ile ilgili bizim hiç mi rolümüz yok işte bütün mesele burayı sorgulamaktan geçiyor. ‘‘Başımıza gelenler kendi ellerimizle işlediklerimiz yüzündendir’’ (şura-30) ayetinden de anladığımız gibi rolümüz açık, başımıza hayır da gelse şerde gelse kendi payımızı görmezden gelemeyiz. O halde yaşadığımız hayat ile ilgili memnuniyetsizliğimiz var ise durumun değişmesi ile ilgili kendi rolümüzü/görevimizi iyi oynamamız gerektiği sonucuna ulaşmamız pek zor olmasa gerek. Bize düşenin ne olduğu konusuna kafa yormalıyız, yeryüzündeki rolümüze iyi çalışıp, sahnede en güzelini yapmalıyız.

Müslüman’ın yeryüzü sahnesinde ki rolü/görevi nedir. Bu rolde, karaktere bürünmek nasıl gerçekleşecek, ne yaparsak o karakter hayat bulmuş olacak bu soruların cevabı almak için hayat kitabımız Kur-an’dan senaryoyu iyi okuyup, özümsememiz gerekiyor malumunuz. Senaryodaki karakteri, her yönü ile doğru ve tam anlamalıyız ki yanlış ve eksik bir şey kalmasın. Eğer senaryoya bağlı kalmaz isek karakterin bir yönünü abartılı, başka bir yönünü eksik bırakırsak yönetmenin istediği karakter sahnelenmiş olmayacağı için yönetmenden geçerli bir not alamayız.

O halde ASIL yönetmenin senaryosundaki, bize verilen rolü sahneye koymayı beceremezsek o zaman felaketten kurtuluşumuzun olmadığının bilincinde olarak, şimdi tefekkür vakti…

Rabbimiz merhamet ederek, bizden istediklerini kitabı ve resulü aracılığı ile bize bildirmiştir hamdolsun. Bizler de Müslüman şahsiyetin oluşumu için, teorik ve pratik kaynağımız olan kitaba ve sahih-sünnete dikkatimizi özenle vermeliyiz. Şahsiyetimizi inşa ederken, harcı ve tuğlayı tam da olması gerektiği gibi ne eksik ne fazla olmamak kaydı ile bina etmeliyiz.

En geniş manada Müslümanlık yelpazesi içinde, dini yaşama iddiasında ki iki zıt tipoloji üzerinden konumuzu yön verecek olursak, karşımıza ikisi de sorunlu ve eksik hatta ikisi de bir diğerini helakte gören bu iki türü biraz inceleyelim isterseniz.

Bunlardan ilki; tevhidi bir akide iddiasında bulundukları halde genellikle aklı, bilgiyi, siyaseti, yerine göre felsefeyi vs. önceleyip ahlak, maneviyat, ibadet, hayır işleri vs. konularında olması gereken hassasiyetlere ulaşamamışlardır maalesef.

İkincisi ise; ibadeti, ahlakı, hayır işlerini vs. öncelerken akletmeyi, doğru fikir sahibi olmayı, dünyayı ve olan biteni doğru anlamlandırmayı dert edinmeyip, tevhidi bir akideye ulaşamamışlardır.

Şimdi bana tevhidi bir anlayışla, tasavvufi bir anlayışı mı kıyaslıyorsun diye, kızanlarınız olacaktır. Ancak bende derim ki bir kısım tevhid iddiasındakilerin önemsemeyip ihmal ve iptal ettiklerini, beğenmediğimiz o karşı taraf ne de güzel yaşıyor. İşin aslına bakacak olursak, onların yaşayıp hayat verdiği güzellikler aslında onların ürettiği bir şey de değil, bilakis aziz İslam’ın öz değerleridir. Şimdi soruyorum biz tevhid iddiasında ki Müslümanlara İslam’ın ihmal ettiğimiz bu öz değerlerini yaşatmak yakışmaz mı? Neden, mesela ahlaki değerleri tasavvufa terk ettik! Ya da utanma hatta onur gibi değerlerin buharlaşmasını neden sadece seyrediyoruz. Yaşadığımız toplumda genelin onur diye bir derdi kalmamış.  Herkes, her şeyi, her istediği anda yapıyor hem de hiç utanmadan tabi özgürlük kılıfı ile. Peygamber sözü diye rivayet edilen ‘‘utanmadıktan sonra dilediğini yap’’ sözünde de olduğu gibi utanma duygusundan vazgeçersen eğer her şeyi yapabilme gibi bir kapı açılır önünde, bir kere girdin mi o kapıdan artık geçmiş olsun…

Hayır, asla tevhid odaklı bir din anlayışı ile tasavvuf anlayışını kıyaslamıyoruz. Demeye çalıştığımız şey kuru bir iddiadan öteye geçmeyen, ahlaken sorunlu, eylemsellik manasında sıkıntılı, hayatın içinde görünmeyen, yukarda belirttiğimiz gibi verilen role bürünmeyen, sözde kalan tevhidi Müslümanlık anlayışınadır sözümüz. Yoksa akidesi sorunlu bir anlayışı yeğ gördüğümüzden değil, Allaha sığınırız.

  • İtirazımız utanmayı, unutmayadır.
  • İtirazımız onurlu yaşamayı, , basite almayadır.
  • İtirazımız ahlaklı olmayı itibarsızlaştırmayadır. Vs.

Müslümanlar olarak toplumsal yozlaşmaya ve bireysel tükenişe karşı Peygamber (a.s.) örnekliği ve yüce kitabımızın öğretisine samimiyetle kulak kabartmalıyız ki Müslüman bireyin şahsiyetinin inşasında, hiçbir yönü ihmal etmemiş olalım. Unutmamalıyız ki bireylerin değişmesi toplumlar da değişmesinin ilk adımıdır. Toplumu hayra doğru dönüştürmek için Müslümanlar olarak hayra yönelmeliyiz, kuru bir tevhid İslamı iddiası ile yetinmeyip hayata gerçek dokunuşlar yapmamız gerekmektedir. Müslüman’ın ihmal ettiği ya da boş bıraktığı her yeri şeytan ve avenesi dolduracaktır. Akidemizi, fikir dünyamızı, ameli ve de illa ki ahlaki boyutumuzu özenle Rabbimizin dilediği üzere şekillendirmeliyiz. Umulur ki kurtuluşa erenlerden olalım.

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close