GenelMektuplara Cevap

Rüyalı Hülyalardan Kur’an’lı Dünyalara

Her rüya görenin rüyasını doğru tabir edecek Yusuf (as) olmayacağına göre rüyalar İslam hukukunda delil olarak kabul edilmez. Hukukta ve hayatta işler rüyalarla yürütülmez. Hayat, gerçekler ve reel davranışlar üzerine bina edilir.   

Şeref Bülbül / Viyana

Benim şöyle bir sorum olacak: Şöyle ki, bazı hocalarımız bazı âlimlere
mersiyeler dizme yarışlarında rüyayı çokça referans gösteriyorlar. Tek bir misal vermem gerekirse; Hocamız “X isimli bir şahıs” şöyle anlatıyor kuran öğrenen öğrenciler arasında dili en tutuk olan biri var imiş. Bu öğrenci bir türlü dili dönmüyor okudukları anlaşılamıyormuş. Hep geri kalıyor, hem hocasına hem de arkadaşlarına karşı mahcup oluyormuş. Bir defasında arkadaşları ile dışarıya çıkmamış, ders çalışırken rahlesinin üzerinde uyuya kalmış. Ve bir rüya görmüş. Rüyasında
peygamberimizi görmüş. Peygamberimiz onu düşünceli görüp sormuş neyin var? Talebe derdini anlatmış. Peygamberimiz onu yanına çağırmış başparmağını diline sürmüş; talebeye “çıkart dilini” deyip parmağını talebenin diline sürmüş. Sonra talebe uyanmış o zamandan itibaren dili açılmış. Adeta bülbül kesilmiş. Böylelikle de o talebe ileride çok büyük bir âlim olmuş.  Bu açıklamadan sonra sorularımı şöyle sıraya koyuyorum:

Soru 1: Rüyalarımızın üzerimizdeki etkisi nedir?

Hüseyin Bülbül Cevap: İnsan psikolojik olarak her şeyden etkilenen bir fıtrata sahiptir. Çünkü İnsan zayıf yaratılmış bir varlık olarak tanımlanmaktadır.(Nisa 4/28) Bu nedenle Allah onun yükünü hafifletmek, her olayı kendi aleyhine zannedip etkilenmemesi için Peygamberler göndermiş, vahiyle bilinçlendirmiş ve âlemlerin Rabbine dayanmalarını, sığınmalarını ve güvenmelerini öğütlemiştir. Kur’an’ın son iki suresi tümüyle bu konuya ayrılmış olması oldukça manidardır:

“De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden ve haset ettiği vakit hasetçilerin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!” (Felak 113/1-5)

“De ki: İster cinlerden ister insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese veren vesvesecilerin şerrinden, insanların rabbine, insanların melikine, insanların ilahına sığınırım.” (Nas 114 /1-6)

Bu sayılanların yanında sayılmayan tüm yaratılmışların şerrinden Allah’a sığınmak müminlerin en tabii halidir. İman edenler, karada ve denizde yerde ve gökte başına bir olay geldiği zaman, hayırsa Rabbine yönelerek ona hamd eder. Şer ise yine Rabbine yönelerek onun şerrinden korunmak için Rabbine sığınır. Bu ister rüyada olsun, isterse uyanıkken hayatın akışı içinde olsun fark etmez. Rüyada olan bir şeyin duygusal olarak etkisinde kalmamak için, iyi bir şey ise: “Ya Rabbi bu rüyanın gerçek olmasını senden dilerim; Kötü bir olaysa, onun şerrinden de Ya Rabbi sana sığınırım deyip geçmemiz”  Peygamberimiz tarafından tavsiye edilmiştir. İnsan duygusal bir varlıktır. Bunu herkes bilir ki, gönül alıcı bir söz onu etkilediği gibi, kırıcı, hakaret edici bir söz de onu etkiler. Hatta cinayete kadar varan sonuçlar doğurduğu her gün karşılaşılan olaylardandır. İnsan turnusol kâğıdı gibi yağmurun yağmasından, rüzgârın esmesinden, dinlediği bir müzik parçasından etkilenen bir varlıkken; elbet gördüğü iyi veya kötü bir rüyadan da etkilenir. Bunu görmezden gelmek mümkün değildir. Ancak doğru bir anlayışa, sağlam bir iradeye, hayata dair gerçek bilgiye sahip olan kimseler, karşılaştığı olayları doğru tahlil ederek yoluna devam ederler.  Rabbimizin bu durumlarla ilgili tavsiyesi şudur:

“Rahman’ın kulları, yeryüzünde mütevazı olarak yürürler. Cahiller kendilerine muhatap oldukları zaman “selam der” geçerler.” (Furkan 25/63)

Bu ayet bu olaylarla ilgili gösterilmesi gereken tavrın ana ilkelerini belirlemektedir. Gerek yaşanan günlük hayatımızda gerekse rüyalarımızda bin bir çeşit olaylarla karşı karşıya geliyoruz. Her birinin ahirini ve akıbetini hesap etmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Aksi halde ortalık mezbehaneye döner ve hayat yaşanmaz dünya çekilmez hale gelir. Bu nedenle Müslümanlar daima Allah’a yönelir. Yapacağı işlerin meşruiyetini O’nun kitabından alır. O kitabı ahlak edinen Allah’ın elçisini örnek kabul eder. Gördüğü rüyaların İslam’da delil olmayacağını bilir. Bunun sadece Peygamberlere mahsus kılınmış bir nimet olduğunu, onların Allah tarafından bilgilendirildiğini ve hatalarının da yine vahiyle düzeltildiğini bilir. Nitekim Rabbimiz Peygamberimizin rüyası için:

“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.” (Fetih 48/27)

Bu konuda Kur’an İbrahim (as)’dan, Yusuf ve Muhammed (as)’ın rüyalarından bahseder. Ayrıca Yusuf (as) için rüyaların tabirini öğrettiğinden bahsettiği gibi zindan arkadaşlarının ve melikin görmüş olduğu rüyalarına yaptığı yorumlardan da bahseder. Bu özellikler Allah Teâlâ’nın elçilerine bahşetmiş olduğu nimetler cümlesinden sayılmaktadır. Her rüya görenin rüyasını doğru tabir edecek Yusuf (as) olmayacağına göre rüyalar İslam hukukunda delil olarak kabul edilmez. Hukukta ve hayatta işler rüyalarla yürütülmez. Hayat, gerçekler ve reel davranışlar üzerine bina edilir.

Soru 2: Rüyalarımızdan ne kadar sorumluyuz? Yani bin türlü rüya görüyoruz.

Cevap: Burada Peygamberlerin dışındaki normal şahıslar açısından olaya bakarak bir değerlendirme yaptığımız takdirde insanların, görmüş olduğu rüyalardan dolayı herhangi bir hukuki sorumluluk doğmaz. Sadece ergenliğe ulaşmış kadın ve erkekler için rüyalarında guslü gerektirecek bir olay yaşanmış ve belirtileri görülmüş ise, boy abdesti almaları gerekir. Çünkü rüyada da olsa malum bir akıntı vücudu şiddetle terk etmişse boy abdesti almadan namaz kılınmaz. Bunun dışında rüyada bir şeyi çalmakla hırsız, birini öldürmekle de katil olunmaz. Kısas uygulanmaz. Çünkü gerçekte böyle bir şey vuku bulmamıştır.” İhtilam olma olayında ise ortada bir reel sonuç gözükmektedir. Her ne kadar bunu yapanlar “zânî veya zâniye” diye suçlanmasa da hayal âleminde olan şeyin sonucu, reel âlemde görünür hale gelmiştir. Bunun dışında rüyalarımızdan dolayı bir sorumluluk yoktur.        Peygamberlerin rüyaları ise bir nevi vahiy olarak kabul edildiği için onları bağlayıcıdır. Bunun örneklerini yukarıda vermiştik.  Bin bir türlü gördüğümüz rüyalar karşısında nasıl bir davranış göstereceğimiz konusunu da yine bir önceki soruda cevaplamıştık. Hayırlı olanı umar şer olanlardan da Allah’a sığınarak hayatımıza devam ederiz. Çünkü hayatın yükü uykuda değil uyanıkken taşınmaktadır.
Soru 3: Kaur’anî açıdan rüyalara ne gibi açıklam getiriliyor?

Cevap: Kur’an noktasından bakıldığında rüyalar iki kısımda mütalaa edilmektedir. Birincisi Allah’ın Elçilerinin görmüş olduğu rüyalar. İkincisi ise elçilerin dışında inanan inanmayan tüm insanların görmüş olduğu rüyalar olarak bahsedilmektedir. Elçilerin görmüş olduğu rüyalar bir nevi vahiy gibi sahibini bağlamakta olduğunu görüyoruz. İbrahim (as)’ın rüyasında oğlunu Allah için kurban etmesi:

“Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: «Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün dedi? Çocuk da: «Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın dedi.” (Saffat 37/102) (37/ 103-106) ilgili ayetlerde bu olayın gerçekleştirildiği bildirilmektedir.

Yusuf (as) da henüz çocukken bir rüya görmüş, bu rüya aynen gerçekleşmişti:

“Hani bir vakitler Yusuf, babasına demişti ki: «Babacığım, ben rüyamda onbir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm.»  (Babası:) Yavrucuğum dedi, rüyanı sakın kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.” (Yusuf 12/4-5)  Te’vili ise uzun çilelerden sonra (12/100) ayette verilmiştir. Zindan arkadaşlarının ve melikin görmüş olduğu rüyaları da yorumlamış ve sonuçları aynen çıkmıştır. Zindan arkadaşlarının rüyasının yorumu (12/41) ayette; Melikin rüyasının yorumu ise (12/43-49)’uncu ayetlerde ifade edilmiştir.

Muhammed (as) ile ilgili olanlar ise, vahyin ilk zamanlar rüyayı sadıka ile başladığı rivayet edilmekle birlikte, bazı “ayetlerin” gösterilmesi de rüya yoluyla olduğu kabul edilmektedir:

“Vaktiyle sana şöyle vah yettiğimizi hatırla: «Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır.» (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temaşayı ve Kur’an’da lanetlenen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor.” (İsra 17/60)

Bedir savaşı ile ilgili görülen rüya:

“Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.” (Enfal 8/43)

Hendek savaşından sonra hicretin 6. Yılında umre yapakla alakalı görmüş olduğu rüya, o yıl gerçekleşmemiş; ancak Hudeybiye de anlaşma yapılarak geri dönülmüştü. Bu ziyaretin kazası ise bir yıl sonra gerçekleşmişti:

“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid- i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.” (Fetih 48/27)

Bu ayetlerde görüldüğü gibi Peygamberlerin rüyaları sonucu itibariyle kesinlik ifade etmektedir. Hem de hüküm olarak bağlayıcıdır. Normal şahısların rüyaları ise delil olarak kabul edilmez. Sonucu itibariyle de bağlayıcı değildir.

Soru 4: Yaşam dünyamızda rüyaların yeri nedir? Yararı veya zararı var mıdır?

Cevap: Rüya konusu her insanın ömür boyu muhatap olduğu bir konudur. Bu güne kadar nice rüyalar görmüşüzdür. Gerçek hayatta ulaşamadığımız erişemediğimiz birçok şeye rüyalarımızda kavuşmuşuzdur. Bu durumu anlatan deyimlerimiz vardır: “sen onu ancak rüyalarında görürsün” veya “sen o dediğine ancak rüyanda kavuşursun” gibi… Bu minval üzere normal hayatta olması imkânsız olan birçok işlerle muhatap olur gideriz… Fakat rüyalarımızda yapıp ettiğimiz bunca işlerin hiç birisinden Allah indinde sorumlu olmayız. Çünkü olay insanın üzerinden kalemin kaldırıldığı uyku halinde meydana gelmektedir. Allah Teala insanı, kendi iradesiyle bilerek ve isteyerek yapmış olduğu fiillerinden sorumlu tutmaktadır. İnsanın aklının ve iradesinin herhangi bir dahlinin olmadığı bu durumdan sorumlu olması mümkün değildir.  Bu nedenle uyku halinde yaşanılan hiçbir olaydan hesaba çekilmemiz söz konusu olmayacaktır.

Ancak yarar ve zarar konusuna gelince, bu da kişilere ve kişilerin içinde bulunduğu psikolojik duruma göre değişkenlik arzetmektedir. Ruh sağlığı yerinde olan bir insan, rüyasında ne görürse görsün sabah kalkar Rabbine sığınıp işine gücüne bakar. Fakat ruh sağlığı yerinde olmayan birisi ise, günlerce onun etkisinden kurtulamaz. Hatta bazı zümreler işlerini “istiare” adı altında rüyalarıyla idare etmeye, hayatlarına yön vermeye çalışırlar. Bu olayların teferruatına girmek istemiyoruz ama dinini, aklını ve hayat tecrübelerini devreye sokarak karar vermesi gereken bir konuda bile, rüyalarının sonuçlarına göre tercihlerde, tasarruflarda bulundukları da bir gerçektir.  İşte bu uygulamaların sonucunda geri dönülmez zararlara uğrayanlar da olmaktadır. Çünkü burada düşünülmesi gereken; gördüğümüzün doğruluğundan emin olacağımız bir delilimiz olmadığı gibi, gördüğümüzü doğru yorumladığımızın da elimizde bir delili yoktur. Bir iş bunca belirsizlik üzerine bina edilerek doğru bir sonuca varılması mümkün değildir. Bizim rüyamızı yorumlayan Hz Yusuf (as) olamayacağına göre doğruluğundan emin olacağımız bir durum söz konusu olmayıp tamamı zan üzerine bina edilmektedir. “Zan ise gerçekten hiçbir şey ifade etmez” buyuran Rabbimizdir. Zaten olayın bu boyutu bir tür gelecekle ilgili gayba muttali olma anlamına gelmektedir ki, bu bir Müslüman için doğru değildir. “Allah Teâlâ gaybına kimseyi muttali etmeyeceğini, sadece elçilerinden dilediklerini dilediği kadar” gayba muttali kılacağını” (Cin 72/26) buyurmaktadır. Allah Teâlâ bu gerçeği Resulünün diliyle de şöyle ifade ediyor:

“De ki, ben kendi kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben sadece iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.” (Araf 7/188)

Bu nedenle Allah, kulları için razı olacağı hayatı dünyada tanzim etsinler diye göndermiş olduğu kitabı, kendimize hayat rehberi edinerek yaşamaya çalışmak; doğruyu ve yanlışı o kitaba bakarak tespit etmek, öğüt ve nasihatimizi Kur’an’dan alarak yolumuzu ve işimizi belirlemek bizim için daha doğru ve sonucu itibariyle daha hayırlıdır. Çünkü Allah böyle yapan Elçisinden ve arkadaşlarından razı olduğunu tescillemiştir:

“Muhacir ve Ensardan İslâm’a ilk önce girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’dan razı oldular. Bu nedenle Allah onlara içlerinde ebedi olarak kalacakları altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 9/100)

 

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir