GenelYazarlardanYazılar

Sana Yakışmayan Peygambere Yakışır mı?

Nelere ve niçin iman edilmesi gerektiği noktasında Allah’ın elçileri ile elçi gön­derilen ve davete olumlu cevap veren inananlar arasında herhangi bir fark yoktur. Elçiler için ne haram veya ne helal ise o elçi­leri kabul edenler için de durum aynıdır. Diğer bir ifadeyle elçilerin iman esaslarını oluşturan ilkeler o elçilerin getirdiklerine iman edenler için de iman esaslarını oluşturmaktadır ” Elçi rabbinden kendisine indirilene inandı. Mümin­lerde hepsi Allah’a meleklerine kitaplarına ve peygamberlerine inandı. Onun elçilerinden hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyiz ve dediler ki işittik itaat ettik. Rabbimiz bizi bağışlamanı dileriz dönüşümüz sanadır.” (Bakara Suresi ayet 285)

Elçilerin bu konudaki göstermiş oldukları has­sasiyeti ve özeni bizler de göstermek zorun­dayız. Elçilerin tamamının gönderildikleri top­lumlar için kesin ve tartışmasız olarak örnek alınmaları hususu zaten kendilerini gönderen otorite tarafından kesin olarak emredilmiş olup iman edenlerin aksi bir davranış ortaya koymaları inandığı ilkeleri ciddiye almadıkla­rının bir yanlış yansıması olarak algılanır ve kabul edilir. “Şöyle ki yemin olsun ki Allah’ın elçilerinde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı inanan Ve Allah’ı çok anan kimse­ler için en güzel bir örnek vardır.(Ahzab 21) Allah’ın dinini bir insana göndermiş olması da diğer insanlar tarafından örnek alına bilirliğin­de bir delilidir. İslam dünyası özellikle ibadet namaz konusunda peygamberlerin namaz kıl­ma şeklini en ince noktalarına kadar inceleyip aynen onun gibi veya ona yakışırdık ları şekil­de bu ibadetlerini yerine getirmeye çalışırlar ve bu konunun kendilerine çok yakıştığını zira peygamberlerine de yakıştığını övünerek an­latırlar. Ancak bu konuda göstermiş oldukları özen ve hassasiyeti başka konularda göster­me noktasında aynı kararlılığı ve azmi gös­terdiklerini söylemek pek mümkün gözükme­mektedir. Şöyle ki Allah’ın hiçbir elçisi kâfirleri zalimleri münafıkları ve hainleri asla dost olarak benimseyip onlara itaat şöyle dursun en ufak sevgi bile beslememişlerdir. En Yakın akrabaları anne veya babası veya kardeşleri şayet küflü inkârı imana tercih etmişler ise onlara asla sevgi besledikleri görülmemiştir. Sahip oldukları evleri veya durgun gitmesin­den korktukları ticaretleri onları Allah adına mücadele etmekten asla alı koymamıştır. Bu konudaki örnekleri çoğaltmak bu yazının ka­pasitesini aşacağından bu kadarı ile yetinmek yerinde olacaktır.

Şimdi ne demek istediğimizi biraz daha aç­maya çalışalım. Allah’ın bütün elçileri dinlerini kendilerine indirilen kitaplardan öğrenmişler­dir. Daha önce bunlar iman nedir kitap nedir bilmeyen insanlar olup kitapla tanıştıktan son­ra kendilerine yakışanı yaparak kendilerinden istenilen emir ve yasakları yerine getirmişler­dir. Diğer bir ifadeyle kitabı sadece okuma­mışlar aksine anlamışlar ve yaşamışlardır. Zira gönderilen kitaplar gönderen otoritenin ifade­siyle apaçık bir kitaptır.

Peki!

Bugün halkı Müslüman coğrafyada durum na­sıl? İzaha gerek yok sizin düşündüklerinizden veya söylediklerinizden farklı şeyler söyle­meyeceğim. Tek kelime ile durum içler acısı ve acınası. Elçilere farz kılınan kitabı okumak anlamak: “ insanlar arasında sana indirdiği­miz kitap ile hükmetmek için biz sana kitabı gerçek ile indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma “ (Nisa 105) Bu ayeti sadece elçilerin nevi şahsına münha­sır gören zihniyet Kur’an ile hükmetmeyi ve hainleri savunma mayı elçilerine yakıştırırken kendileri söz konusu olunca ayeti anlamadık­ları dilden okumakla yetinip bizler elçiler gibi olamayız gibi Allah katında hiçbir değeri olma­yan savunma bizlerin arkasına sığına bileceği bir davranış şekli olmamalı. Halkı Müslüman coğrafyada hangi yöneticiler bu ayetin gereği olarak hükmettiler? Sorumuzun cevabı belli. Kocaman bir hayır şayet hükmetmiş olsalardı bugün Müslümanım diyenlerin halleri böyle olur muydu.

Bu ayeti okudukları halde kör ve sağır gibi davranmak hainlerden olmak ve hainleri sa­vunmak değil de ya nedir? Peygamberler için yakışık almayan bir durum peygamberlere iman ettiğini söyleyenler için nasıl yakışık alır? Bu işte sizce ters giden bir şeyler yok mu? Bugün halkı Müslüman coğrafyada bir değil binlerce işler ters gitmektedir. Ne siyasi ne ekonomik nede hukuki işlerin düzgün gittiğini hiç kimse iddia edemez veya aksini söyleye­mez. Allah’ın elçilerinin hiçbirisi Allah’ın ve inananların düşmanları olanları kendilerine dost ve sırdaş edilmemiş nelerdir. Zira böyle bir davranışın aksi tutumu halinde hesapları­nın çok zor olacağı kendilerine apaçık olarak bildirilmiştir. Ne değişti de inananlar elçilerine yakışmayan bu davranış biçimlerini kendileri­ne yapıştırdılar? Bunun cevabı Allah’ın gön­derdiği dinin sadece ibadet ve dua boyutu ile ilgilendiler ve dua boyutunu çok önemsediler. Oysa bu dinin bir de siyaseti yani siyasi bo­yutu var idi. Allah’ın dinine rağmen oluştur­dukları beşeri ideolojilerin ürünleri olan siyasi iktidarlarını meşru hale getirmek için bizlere dua buyurun demek suretiyle dua seansları düzenlediler.

Allah adına okunması gereken hutbelerini Allah’a rağmen ele geçirdikleri sultaları ve saltanatları adına okuttular. Özellikle İslam’ın devlet ve iktidar ayrıca dış siyaset boyutunu unutturarak Allah ve inananların düşmanları ile dirsek temasına girdiler. Bunun neticesinde de hem dünyaları zehir oldu hem de ahirette hesapları belli ki çok zor olacak. Kendilerine yakıştırılması halinde kesinlikle rahatsız ol­dukları sıradan bir davranışı Allah’ın elçilerine yakıştırmaktan asla rahatsız olmadılar.

Bunu şu örnekle açıklamak istiyorum: Yakın dostlarımızdan birisi sizi ailecek bir akşam yemeğine davet ediyor sizde bunu kabul ediyorsunuz ancak sadece sizin davet edilmiş olmanıza rağmen sizler diğer bir kaç arkadaşı­nız da aynı davete çağırıyorsunuz.

Bu hiç ahlaki ve insani bir davranış mıdır? Ama Peygamberi yanlış yüceltmenin bir neticesi olarak şöyle bir olayı sizlerle pay­laşmak istiyorum. Sahabeden birisi Allah’ın elçisini ailesi ile birlikte bir akşam yemeğine davet eder. Evin hanımı ortalama altı kişilik bir yemek hazırlar ve misafirlerini beklemeye başlarlar. Aman Allah’ım bir de ne görsünler Allah resulü sayıları elli kadar olan sahabeyi aynı yemeğe davet eder. Bu durumu gören evin hanımı hemen telaşlanır ve panik yapar durumu farkeden Allah’ın resulü mutfağa ge­çer ve telaşa gerek yok sen servisine devam et der. Evin hanımı yemeği servise başlar ve şöyle der elli kişi yemeyi yedi şayet bir elli kişi daha olsa doyardı diyerek peygamberi yanlış anlamanın telafisi mümkün olmayan bir örne­ğini de vermiş olurlar.

Olayın meydana geldiği yer ve zaman konusu kesin bilinmemekle beraber bu tür rivayetlerin abartılı bir anlatma üslubu olduğunu aklımız­dan çıkarmamamız gerekir. Burada peygam­beri yanlış anlamanın yanlış yorumlamanın en uç örneklerini görmek mümkündür. Esas bura­da söylemek istediğim kendisine yakıştırama­dığı bir davranışı peygambere yakıştırmasıdır Zira başka bir kaynaktan açlıktan karnına iki taş bağlayan bir peygamber daha anlatıl­maktadır bunların hangisine itibar edeceğimiz noktasında ise kafalar halen karmakarışık Zira Siyer kitaplarında anlatılan Peygamber ile Allah’ın gönderdiği özellikle de Kur’an’ın anlattığı peygamberler arasında dağlar kadar fark olduğu bir kez daha ortaya net olarak çıkmaktadır.

Peki!

Bundan sonra ne yapılmalı cevabımız hazır. Kendi nefsimize kendi neslimize ve şahsiyeti­mize yakıştırmadığımız bir sözü bir davranışı veya hareket tarzını hiçbir zaman Allah’ın elçilerine yakıştırma malıyız özellikle tevhit ve tevhidi hareket söz konusu ise bu konuda çok daha titiz ve dikkatli davranmalıyız. Allah’ın hiçbir elçisi yaşadıkları sürece Allah’a ait olan bir özelliği bir başkasına vermemişler.

Mesela kendilerine indirilenler ile hükmetme ve Allah’ın kanunlarının yeryüzüne hakim olması ve fitneden hiçbir eser kalmayıncaya kadar Allah ve inananların düşmanları olan kafirler ile hiçbir konuda dostluk veya Stra­tejik ortaklık anlamına gelecek bir davranışın içerisine girmemişlerdir.

Onlar iman edenlere karşı yumuşak ve mer­hametli olurlar iken kâfirlere karşı sert ve onurlu bir davranış sergilemişlerdir. Müjdeler olsun bu onurlu davranışı bu günde yaşam tarzı haline getirenlere.

Başka bir yazıda bu­luşmak üzere Allah’a emanet olunuz

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir