GenelYazarlardanYazılar

Sapmanın Boyutları

İslam’ın siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda kabul edilebilirlik alanının dışında tutulduğu bir tarihsel süreçte yaşıyoruz. Kendisini moderniteye nisbet etmeden konuşan her ideoloji veya her mücadele meşru olarak kabul görmüyor. Bu algısal sapmalar neticesinde konformizmin söylemlerimizin özüne hakim olduğu gerçeğini artık kabul etmemiz gerekiyor.

“Kamusal dindarlık tezahürlerinin ancak neoliberal değer ve yaklaşımlarla uzlaşması/uzlaştırılması halinde mümkün olabildiği bir toplumda yaşadığımız halde, bu durumu hiçbir şekilde ciddi bir kaygı konusu yapmıyoruz. Dini hayat ancak psikiyatrinin gündemini oluşturabilecek binlerce öyküden oluştuğu halde bunları sorgulayabilecek bir otoriteye sahip bulunmuyoruz.” (A.Müftüoğlu,İktibas 431 s.)

Küreselleşme olgusu müslümanlar için kavga halinde olunması gereken bir paradigma iken; telifçi, eklektik, sözde evrensel değerlerle uyumlu yaklaşımlarla modernitenin zihinleri ve hayatları kontrol altına almasına zemin hazırlıyoruz. Dikkat edersek aslında dünyanın bütün kadim gelenek ve dinlerinin modernizmle ciddi problemleri var. Modernizmle anlaşamadığımız en temel mesele olarak tevhid meselesi İslami çevreler için belirleyici tavrını kaybetmiş görünüyor. Ne kadar dindar olursak olalım, şu anki manzaraya göre zihinlerimizi şekillendiren modern-pozitivist bilgi biçimidir. Olayları analiz etme, olaylara ilişkin çözüm önerme biçimlerimizin müslüman olmayanlardan çok bir farkı kalmamış görünmektedir. Bu garabet durum karşısında “Müslümanca Tavır” söylemi altı boş bir temenniden öteye gidemiyor.

“Bu nehrin içinde bulunuyorsak, dümenini kaybetmiş bir geminin içerisinde birbirimizle konuşup İslamcılık yapıyorsak aynı zamanda bu geminin nereye gittiğini de sorgulamak zorundayız. Yoksa geminin içinde kaldığınız sürece istediğiniz kadar iyi müslüman olun gemi gitmek istediği limana zaten sizi götürecektir. Bakacaksınız ki gemide tartışırken varmak istediğiniz liman sizin gitmek istediğiniz liman değil.” (Abdurrahman Arslan, Medeniyet Gençliği Fikir ve Düşünce Atölyesi, Modernize ve İslam Paneli, İst, 2012)

Müslümanların baskın Kemalist rüzgarların estiği baskı dönemlerinde onca başörtüsü, eğitim, siyaset, İslami yayıncılık, dernek, vakıf, mitingler, eylemler vs. onca mücadele sürecinin sonucunda ortaya çıkan şey neydi?

Evini, barkını, çocuğunu terk edip büyük veya küçük prestijli iş merkezlerinde ya da kamusal kurumlarda halkla ilişkiler uzmanlığı, sekreterlik, spikerlik vs. yapan Vakko-Cardin eşarp takan ultra marka tutkunu hanımlardan tutun da, lüks plazalarda iş peşinde koşturan, gece on ikilerden önce evinin yolunu bulamayan hafif sakallı, takım elbiseli beyefendilere kadar.. Böyle bir şey miydi idealize edilen? Bunu mu istemiştik?

Müslüman olmayı getirisi olan bir ideolojiye dönüştürdüğümüz de ortaya çıkacak vasat daha başka ne olabilirdi ki?

Modernizm şu anki vasata ‘Kitle Toplumu’ diyor. Cebinde en az üç tane kredi kartı bulunan, parası olmasa bile potansiyel olarak alış-veriş yapabilen, Avm’lere yakın rezidanslarda oturmayı ayrıcalık olarak gören, kendisini ve çevresini sarmış marka prestiji ile kendisine bir yaşam alanı oluşturan bir model var artık. Dostuna değil kredi kartına güvenen bir toplum modeli. Bunlar bu günkü müslümanların dünyasında istisna olan şeyler değil.

Toplum olarak iktidarla birlikte karşılıklı değişim ve dönüşümler yaşıyoruz. Dindarların iktidarda olması sosyo-kültürel dönüşümü ve aşınmayı daha da hızlandırıyor.

Elinize Tv kumandasını alın ve dönüşümün hızına bir bakın. Medya kontrol mekanizmalarını elinde bulunduran RTÜK ve bu kurumlara hakim olan muhafazakar müslüman iktidar sahipleri. Toplumsal veya ahlaki hangi değeri muhafaza edebildiklerini ne zaman sorgulayacaklar? Tv ekranlarında işlenen her türlü ahlaki cinayet ve dejenerasyona sesini çıkarmayan/çıkaramayan namazlı-niyazlı iktidar sahipleri..  Metropollerin yüksek tepelerine ulu camiler, selatin camileri ve silüetleri inşa eden, maaşına yapılacak otuz beş tl zammın hangi derde deva, hangi sadra şifa olacağının hesabını yapan on dört milyon askari ücretlinin olduğu bir ülkede, devlet prestiji, diplomatik prestij adına korkunç paralarla saraylar inşa eden İslamcı iktidar sahipleri.. Tv’lerdeki bunca rezilliği demokratik-özgür-liberal söylemler adına mı görmezden geliyorsunuz. İnsanların her türlü rezilliklerle tahrik edildiği reklamlar bir kenarda dursun, erkek mankenlere etek giydirilen defilelerin ulusal kanallarda canlı yayınlanmasından tutunda, moda-tesettür defilelerine kadar..

‘Bu gün Ne Giysem, Yarın Ne Halt Etsem’,  gibi isimler altında yapılan her türlü fuhuş programına kadar.. İstanbul boğazında lüks restoranlarda yapılan eşcinsel düğünlerinin haberlerinin boy boy manşetlerde ve Tv programlarında konu edilmesine kadar.. Taşıyıcı annelik, çocuğunu kurtarmak için patronunun ahlaksız teklifini kabul etmek zorunda kalan annenin senaryo edildiği dizilerin yayınlanmasına kadar.. Neye müdahale edebildiniz?

Harem dairelerinden çıkmayan Sultan Süleymanların konu edildiği ‘Muhteşem Rezalet’ dizisinden, lise  çağındaki çocukların her türlü fahşaya teşvik edildiği, üniversite ve lise gençliğinin yaşadığı rezilliklerin konu edildiği ‘Pis Yedili, Arka Sıradakiler’ gibi dizi yapımları..

‘O Ses Senin, Bu Dans Benim’ diye gençlerin adeta dansöze çevrildiği, iyi kıvırmayı, iyi dans etmeyi, ağzıyla burnuyla neresinden geldiği belli olmayan garip sesler çıkarmayı, takla atmayı ‘Yetenek Sizsiniz’ diyerek yetenekmiş gibi sunan tüm zamanların reyting rekorlarını kıran Tv yapımlarına kadar..  Ve bunlar üzerinden oluşturulan magazin gündemlerinin hükümete yakın duran gazetelerde çıkan boy boy magazin ve fuhuş ekleri..

Hükümete göre paralel, kendilerine göre dikey medyanın kanallarında yayınlanan bir sürü dizilerde, ışık hüzmesi şeklinde dizi oyunculuğu yapan peygamber algısına, Osmanlı askeri süretinde başı sıkışan askerleri kurtarmaya gelerek komyonet iten meleklere, tayy-i mekan beyaz sakallı amcaların inanılmaz hareket kabiliyetlerinin sergilendiği dizi ve yapımlara kadar..

Bunlara ne zaman durun diyebildiniz? Bu gidişattan çok mu memnunsunuz? Yoksa bunları küreselleşme ve modernizmin kaçınılmaz sonuçları olarak görüp vicdan mı rahatlatıyorsunuz? Yoksa tüm bu rezilliklerin aktörlerini bir gün Akil İnsanlar heyetine davet etmeyi mi düşünüyorsunuz?

Peki Ak kadroların Ak belediyelerinin ciddi gelir elde ettikleri bilboardlara hiç dikkat ediyor musunuz?

Çuvaldızı dürtmeye devam edeyim ben.

Başları kapalı olarak kamusal alana giren kadınlarımız, kamusal alanın dönüştürücü gücüne Vakko-Cardin eşarp takarak mı direnç gösteriyorlar? Kamusal alana girmeyi sahici bir hedef olarak gösteren mücadele anlayışımızın sonucu bu mu?

Küresel kapitalizm ve kamusal alan bizleri ve toplumu hızla aşındırmaya devam ediyor. Evet kurucu idare Kemalizm, tüm dünyadaki kurucu idarelerin tasfiye edildiği gibi Türkiye’de de tasfiye edildi. Artık geleneksel hakim ideolojinin getirdiği baskının korkularını taşımıyoruz. Fakat gelinen nihai noktadaki vaziyetimiz nedir?

Şu an salt görüntüye indirgenmiş, eminlik vasfını kaybetmiş, marka-sembol-itibar gibi kavramları merkezine almış Yeni Türkiye söylemiyle dinamizm kazanmış , yeni bir dindarlıkla hayat bulmaya çalışıyoruz.  Artık Ömer ya da Ömer iddiası taşıyanlardan hesap soramıyoruz. Aksaray ve Yeni Türkiye tartışmalarının ortasında kalmış, devlet prestiji, itibar, küreselleşme vs. argümanlarla, kendi algısal sapmalarını her geçen gün büyüten müslümanlara bir şeyleri tekrar hatırlatmanın büyük sorumluluğunu taşıyoruz.  Müslüman olmakla, meselelere müslümanca bakmak arasındaki uçurumun her geçen gün büyüdüğü büyük kopuşa doğru yaklaşıyoruz.

Her şeyi gösteriye dönüştüren; markalı eşarpta, uzatılan sakalda, camilerden yükselen mevlüt seslerinde, radyo ve kliplerde çıkan islami müziklerde, salonları dolduran kalabalıklarda, Eyup Sultan ziyaretlerinde, Mevlana-Şems senaryolu çok satan romanlarda, ramazanlarda Tv’leri dolduran neo-menkıbeci hocaların o dokunaklı öykülerinde kendini gösteren dindarlık.. Ama her geçen gün muhteva olarak fakirleşen dindarlık.. Rakamlar, binalar ve sayılar üzerinden gittiğimiz de resim harika görünüyor.

Müslümanlar modernizm ile kurdukları ilişki biçimlerini tekrar gözden geçirmek zorundalar. Hesap soran ve en nihayetinde hesap verecek olan bir toplum adına..

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close