GenelKavram

ŞERH-I SADR (Göğsün Yarılması)

Şe. Re. Ha. Sözcüğü et veya benzeri bir şeyi yaymak, genişletmek veya açmak demektir. Arap, bu sözcüğü günlük kullanımında “şerahtul lahme” eti uzunlamasına kestim, açtım şeklinde kullanmaktadır.

Eşşerhu:  kapalı bir sözü açmak, genişletmek ve anlamları içinden gizli kapaklı kalmış olanları açığa çıkarmak demektir.

“Şerh-ı sadr” ifadesi ise,  göğsün İlahi bir nur ile Yüce Allah’tan gelen bir sekinet ile ve yine ondan gelen bir ruhla genişleme, yayma, İlahi bir huzur ve ferahlıkla dolması, tahammül gücünün artırılması anlamlarına gelmektedir.

Bu deyimin tam karşıtı bir anlam için “ dıyg-ı sadr göğüs darlığı” deyimi kullanılır. Türkçeye “sıkıştırmak” olarak geçen “ dıyg” sözcüğü, çok sıkıştırmak, âdeta piresle sıkıştırmak demektir. Göğsün sıkışması sebebiyle oluşan sıkıntıdan dolayı deyim “göğüs darlığı” anlamını kazanır. Bu nedenle “ dıyg-ı sadr” deyimi, manevî açıdan iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık, manevî çöküntü anlamlarında kullanılır. Nitekim Hicr suresinin 97. Ayetindeki:

“Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.” ifadesi de peygamberimizin çektiği böyle bir manevî sıkıntıyı dile getirmektedir.

Şerh-ı Sadr, Kur’an’ı kerimde beş yerde fiil olarak kullanılmış, dört yerde geçen şerh-ı sadrın faili Allah Teâlâ olarak zikredilmiştir.( Enam 6/125, Zümer 39/22, Taha 20/25, İnşirah 94/1)

İnşirah suresinin birinci ayetinin tefsirinde Elmalı Hamdi Yazır şunları zikretmektedir:

“Açmadık mı? Açıp genişletmedik mi? Senin için. Senin mutluluğun için göğsüne ve nefesine genişlik, kalbine ferahlık, nefsine kuvvet ve ferahlık vermedik mi? İçinde bulunulan anda ve gelecekte, dünya ve ahirette bütün dilekleri izah edip de her zorluğu yenecek büyük bir ruh ile şaşkınlıktan doğru yolu bulmaya, gamdan sevince, darlıktan genişliğe erdirmedik mi?”

Râğıb el Isfahanı İse Müfredatında şöyle açıklıyor:

“Şerh-ın aslı, eti ve benzeri şeyleri açmak, yani açıp genişletmektir. Şerh-ı Sadr, yani göğsü açmak da bundandır ki, ilâhî bir nur ve Allah tarafından bir gönül rahatlığı ve bir ruh ile onu genişletmektir.”

Alûsî de bu konuda şunları söylüyor:

“Şerhin aslı dağıtma ve genişletme olup “izah” manasında kullanılması yaygın olduğu gibi nefsin ferahlığı manasına da yaygın olarak kullanılmıştır. “Kalbini şununla şerh etti” demek, onunla sevinçli ve ferah kıldı demektir.”

Şerh, Kalp ve göğüsle ilgili olduğu zaman bilgiyi çoğaltmak manası kastedilir. Bazı kere de “şerh-ı sadr” ile nefsin kutsal güç ve ilâhî nurlarla desteklenmesini ifade eder.

Dıştan göğüs darlığı zayıflık işareti sayıldığı ve içten göğüs darlığı (dıyk-ı sadr); nefes darlığı, kalp sıkıntısı, elem, ızdırap ve tahammül edememe olduğu gibi, dışından göğüs genişliği (vüs’at-ı sadr); kuvvet alâmeti, göğüs açılması; bir özlemi ortaya koyma, içten göğüs açılması; nefes genişliği, rahatlama, kalbin açılması; ruhun sevinç içinde olması, şevk, fikir, bilgi ve tahammül genişliği manalarını da ifade eder.”

“Bazı kere de “şerh-ı sadr” ile Allah tarafından ilâhî nurlarla desteklenmesi manası kast edilir. Yüce Allah’ın Resulüne nimetlerini sayma makamı olan bu makama en uygun olan mana ise –Ragıp el Isfahanî’nin de anlattığı gibi bu sonuncu manadır. Bununla beraber diğer manalar da caiz görülmüştür.”

Bu konudaki tartışmaların sonunda ortaya iki görüş çıkmaktadır.  Birincisi, olayın cismani olarak vuku bulduğuna inananların görüşüdür. Bu düşünceyi savunanlar şu hadise dayanmaktadırlar:

“Miraç gecesiyle ilgili olarak Buhârî, Müslim, Tirmiz î ve Nesaî’de Katade’den rivayetle: Bize Enes b. Malik anlattı. Ona da Malik b. Sa’saad anlatmış. Efendimiz (s.a.v.) buyurmuş ki: “Ben Beyt’in yanında uyur uyanık arası bir halde iken içinde Zemzem suyu olan bir altın tasla bana gelindi de göğsüm şuraya ve şuraya kadar yarıldı”. Katade demiş ki: Enes’e ne kastediyor dedim: “karnımın aşağısına kadar dedi”. Buyurdu ki: Derken kalbim çıkarıldı da Zemzem suyu ile yıkandı. Sonra tekrar yerine kondu. Sonra iman ve hikmet dolduruldu. Sonra Burak getirildi. Onun üzerinde Cebrail (a.s) ile beraber gittim. Ta dünya semasına vardık…”

İkinci görüşe göre,  “şerh-ı sadr” dan maksat, cismani olarak göğsün yarılması olmayıp; manevi olarak göğsün, kalbin marifet ve itaat ile doldurulması olduğu şeklinde ifade edilmiştir. Bu anlayış Enam suresinde zikredilen ayete de uygun düşmektedir:

“Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun göksünü İslâm’a açar. (Yeşrah sadrehu lil İslam) Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.” (Enam 6/125)

Göğsün yarılma olayının cismani olmadığına bir başka delil de, Nahl 16/106.ayetidir:

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlananların dışında, her kim; imanından sonra Allah’ı tanımayıp küfre göğüs açarsa (Men şaraha bil küfri sadren) ; işte Allah’ın gazabı onların üzerinedir. Ve onlar için büyük bir azab vardır” buyrulmaktadır.

Gönüller İslam için açıldığı gibi karşıtı olan küfür için de açılmakta; imanla,  İslam’la nurla, hikmetle dolduğu gibi, küfürle, isyanla, hakka karşı kin ve nefretle, düşmanlıkla dolmaktadır. Küfür için sevgiyle, fedakârlıkla, mal ve canıyla mücadele azmi ile de dolmaktadır. İnsan, inandığı zaman İslam için hissettiklerini, inkâr edenlerden olduğu zaman küfür için de aynı fedakârlıkları yapma gereği duymaktadır.

Buharî’nin nakline göre İbni Abbas İnşirah suresinin birinci ayetini, “Allah onun göğsünü İslâm’a açtı.” şeklinde tefsir etmiştir. Yine bu ayetin tefsirinde sahabenin peygamberimize şöyle sorduğu nakledilmektedir:

“Ey Allah’ın Resulü! Göğüs açılır mı?

Evet.

Alâmeti nedir?

Aldanma yurdundan uzaklaşmak, ebediyet yurduna yönelmek ve gelmeden önce ölüm için hazırlıktır” buyurmuştur.

Kur’anda İnşirah suresi ile ifade edilen” Şerh-ı sadr”  Elçinin gönlünün, Yüce Allah’tan gelen ilahî bir nur ile doldurularak rahatlatılması, toplumun dayanılmaz karşı koyuşuna katlanacak bir olgunluğa ve huzura kavuşturulmasıdır. Bu konu sünnetullah’ın değişmez uygulamalarındandır.  Toplumun huzuruna çıkacak olan tüm peygamberlere Allah tarafından verilen ilahî bir nimettir.

İnşirah suresinde bahsedilen “Şerh-ı sadr”  ifadesini, Musa (as)’ın Medyen dönüşü Tur vadisinde vahye ilk muhatap olup, Peygamber olarak görevlendirilişinin ardından, Rabbine yaptığı duasında da görüyoruz. Taha suresinin 9. Ayetinden başlayan olay 35. Ayete kadar devam etmekte ise de, konumuzu ilgilendiren kısmı 25. Ayetinden 35. Ayetine kadar şöyle anlatılmaktadır:

“Musa: Rabbim! Göğsümü genişlet (Rabbiş Rahli Sadri), işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar. Ailemden kardeşim Harun’u bana vezir yap, beni onunla destekle, onu görevimde ortak kıl ki Seni daha çok tespih edelim ve çokça analım. Şüphesiz sen bizi görmektesin” dedi.” (Taha 20/25-35)

Allah Teâlâ, onun bu samimi duasına şöyle icabet ediyor:

“Ey Musa! İstediğin sana verildi» dedi, «Zaten sana başka bir defa da iyilikte bulunmuş ve annene vahyedilmesi gerekeni vahyetmiştik: Musa’yı bir sandığa koy da suya bırak; su onu kıyıya atar, Bana da, ona da düşman olan biri onu alır. Ey Musa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım.”(Taha 20/36-39)

“Hani kız kardeşin gidip diyordu ki: Ona bakacak birini size göstereyim mi? İşte böylece, annen üzülmesin de gözü aydın olsun diye seni ona geri vermiştik. Ve sen, bir cana kıymıştın da; seni üzüntüden kurtarmıştık. Hem seni birçok musibetlerle denemiştik. Böylece Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Sonra da buraya takdir edilmiş bir zamanda geldin ey Musa.” (Taha 20/40)

Peygamberimiz için de benzer bir hayat serüveniyle, tayin edilmiş olan zaman gelince, halkı uyarılmamış olan “Ümmül Kura” ya şehirlerin anası olan Mekke’ye Elçi olarak gönderiliyor. (Şura 42/7) İlk vahye muhatap olduktan bir müddet sonra, vahyin belli bir süre kesildiği ile ilgili rivayetler vardır. Buna Duha suresinde de kısmen değinilmektedir.  Aynı surenin devamı gibi görünen İnşirah suresini de Duha suresi ile birlikte değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyoruz. Zaten bu iki sure arasında bir bağ olduğu da aşikardır.

Duha suresinde, fili durumdan söze girerek, Rabbi’nin kendisini hiçbir zaman terk etmediğini ve darılmadığını, gelecek günlerinin bu günlerden daha hayırlı olacağını, Rabbin verecek sende razı olacaksın diyerek, öksüz bulup barındırdığını,  şaşırmış bulup doğru yola ulaştırdığını, fakir bulup zenginleştirdiğini beyandan sonra, âdeta “senin için yaptıklarım yapacağımın garantisidir” mesajı vermektedir. Sonra da Peygamberimizin yapması gerekenler konusuna girerek, “ yetimi azarlama, yoksulu da geri çevirme. Fakat Rabbinin nimetini anlatmaya devam et” buyuruyor.  Devamı sayılan İnşirah suresin de ise, bu görevle ilgili vermiş olduğu nimetleri dile getirerek şöyle buyuruyor:

“(Elem neşrah leke sadrek)  Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü üzerinden atmadık mı? Ki o senin belini bükmüştü.  Ve senin şanını yükseltmedik mi?  Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır, Elbette güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş Ve yalnızca Rabbine rağbet et.”(İnşirah94/18)

Burada görmemiz gereken, Musa (as)’ın elçilik görevi verildiği zaman Rabbinden “Rabbiş rahlî sadrî …“ niyazıyla istemiş olduğu nimetini, Allah Teâlâ Muhammed (as) daha istemeden verdiğini bildirmiş olmasıdır. Allah’ın elçiliği gibi son derece önemli ve bir o kadarda meşakkatli bir görev için “Şerh-ı Sadr”, elzem olan bir özellik olduğu anlaşılmaktadır. Allah’ın bu tür yardımları olmadan bir insanın toplum karşısında tutunması mümkün değildir.  Tebliğde bulunduğu toplumu ikna yolunda onun içinde bulunduğu şartları yansıtan şu ayet bu konuda bize bir fikir vermektedir:

“Kâfirler şöyle dediler”: “Sen, bizim için yerden suyu kesilmeyen bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.”

“Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın.”

“Yahut iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya Allah’ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin.”

“Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız. De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer/ insan olan bir elçiyim. (İsra 17/90-93)

İşte bu sebeplerle Allah, Elçilerinin göğsüne, kalbine bir genişlik, rahatlık, ilim hikmet ve benzeri bütün erdem ve faziletleri vererek, onca karşı koyuşlara katlanabilme gücüne ulaştırmıştır.

Bu konuyla alakalı olarak hadis ve siyer kaynaklarında zikredilen Peygamberimizle ilgili açık kalp ameliyatını andıran “göğsün yarılıp kalbin çıkarılarak yıkanması ve içerisinden kan pıhtısı gibi şeylerin atılması” gibi nakillerin, ayetin verdiği mesajla ve Şerh-ı sadr kavramıyla bir ilgisi yoktur. Bu tür rivayetlerin Peygamberimizi yüceltmek için yapılan “mevzu” rivayetlerden öte bir anlam ifade etmemektedir Bu görevi yerine getirebilmek için Allah’ın indireceği her türlü yardıma, cesaret ve şecaate, huzur ve sükûnete, ilim ve hikmete, sabır ve metanete, her türlü karşı duruşa Allah için tahammül gösterecek Ahlakî erdemlere ihtiyacı vardır.

İşte, “Şerh-ı Sadr” terkibi ile mecazen ifade edilen bu kavram, elçilik görevini ifa etmek için gereken her türlü erdemi içine almaktadır… Bunun için Musa (as)  böyle bir görevi kabul ettiği anda:“Rabbiş Rahlî Sadrî” diye niyaz ediyor.  Ve yine bu sebeple Hz. Muhammed (as) ihtiyaç duyduğu bir anda: “Elem neşrah leke sadrek” müjdesiyle tebşir ediliyor. Bu sayededir ki, bir şehir halkına 13 yıl elinde Kur’an, dilinde tebliğ ile dayanma gücünü bulabiliyor. Mağarada iki kişinin birincisi iken, arkadaşına “korkma Allah bizimle beraberdir” diye biliyor. Bedir de, Uhudda, Hendekte, Huneynde ve Tebükte Rabbinin verdiği bu nimetlerin şükrünü, gereği gibi Rabbinin bu nimeti sayesinde eda edebiliyor. İşte bu nimet:

“(Elem neşrah leke sadrek)  Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü üzerinden atmadık mı? Ki o senin belini bükmüştü.  Ve senin şanını yükseltmedik mi?  Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır, Elbette güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş Ve yalnızca Rabbine rağbet et.”(İnşirah94/18)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            Ya Rabbi! Cümlemizi bu nimetlerinle donat. Yolunda yürüme şerefine ulaştır. Senden başkasına rağbet etmeyen kularının arasına bizleri de dahil eyle Allah’ım!..

 

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close