GenelMektuplara Cevap

Şerr’in Şer’î Tarafı Olmaz

Ahmed Sina /Kayseri

İnternet ortamında yazıştığımız biri faizle ilgili düşüncesini bizimle paylaştı. Ancak anlayış alışılmışın dışında bir algıyı ortaya koyuyordu. Bu paylaşımın ilgili kısmını size gönderiyorum. Bu anlayış doğru mudur? Değilse İslam açısından doğrusu nedir?

“FAİZ NEDİR ?..
Konuyu Finans üzerinden ele alacağız çünkü günümüzde alışveriş aracı finanstır (kağıt para, altın, gümüş vb)…

Faiz; finansal borçlanmalarda sermaye sahibinin, borç verdiği kişiden borç verdiği anaparanın dışında belli bir vadede belli bir oranda talep ettiği ücrettir…

FAİZ HANGİ TARAFIN ÜZERİNDE TAALUK EDER ?..

Faiz, onu talep eden ve alan kişi üzerinde taalluk eder, çünkü faiz artı paradır artı parayı kim kasasına indiriyorsa faiz o kişiyi bağlar. Faiz borçlu kişi üzerinde taalluk etmez çünkü borçlu kişi artı parayı kasasına indirmiyor, aksine ana borcun dışında fazladan bir yükün altına sokulmuş ve zulme uğramıştır…

Vaziyet bundan ibaret olduğu için yüce Rabbim Bakara 278 ve 279’da şu ifadeleri geçmiştir…

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.” 278…
“Bundan sonra eğer (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah ve O’nun Resul’ü tarafından savaşa maruz kalacağınızı bilin. Ve şayet tövbe ederseniz o takdirde ana malınız (sermayeniz) sizindir. (Böylece); Zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz.” 279…

İşte ayetlerde görüldüğü gibi yüce Allah sermaye sahipleriyle borçlu kimseleri açıkça tasnif etmiştir, ” faiz almaktan vazgeçerseniz borçluya zulmetmezsiniz, anaparalarınız da sizindir böylece sizde zulme uğramazsınız”, daha ne desin diyeceğini açıkça demiştir yerin göğün İlah’i, demek ki; tarafların arasındaki zulüm aracı “FAİZDİR” yukarıda belirttik faiz, sermayeyi borç olarak verenin üzerinde hüküm bulur, borçlu olanın değil…  (bu ifade ile faiz verenin mesuliyeti yoktur demeye getiriyor. Bütün günah alanın üzerine olurmuş!..)

Cevap: İslam son nebinin hayatında 23 yılda tamamlanmıştır. Yani elimizde tuttuğumuz Kur’an bir günde gelmemiş; yaşanan hayatın seyri içerisinde 23 yılda Allah Teâlâ’nın uygun gördüğü zaman diliminde uygun gördüğü kadar ayet ayet indirilerek tamamlanmıştır. Bu nedenle gelen ayetlerin o gün yaşanan hayatla doğrudan ilişkili bir yanı bulunmaktadır. Bu durumdaki Faiz ile ilgili ayetlerde bundan müstağni değildir. Cahiliye döneminde var olan faiz uygulaması, İslam geldikten sonra da uzunca bir dönem varlığını sürdürmüştür. Umumi yasak Mekke’nin fethinden sonra Veda haccından önce gelmiştir. Faiz uygulaması yaklaşık İslam’ın 21-22. Yıllarına kadar devam etmiştir. Hz. Abbas Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye gelmişti. Burada da Hz. Halit ile birlikte Faizcilik yapıyorlardı. Faizi yasaklayan ayetler geldikten sonra bu işi bırakmak zorunda kaldılar. Peygamberimiz de Faiz olayını ilk olarak en yakın akrabası olup bu işle uğraşan amcası Abbas’ın üzerinde uyguladığını veda hutbesinde tüm ümmete duyurmuştur. Onun için “Faizden kalanı bırakın” emrinin ifade ettiği şey budur. O güne kadar uygulana geldiği için bir anda yasa uygulamaya giriyor.   İşte o andaki alacakların durumu ile ilgili uygulamanın nasıl olacağını açıklıyor. Yasak gelmeden bir gün önce tahsil edilen edilmiş. Bunlarla ilgili bir şey söz konusu değil. Fakat tahsil edilmeyenler önce kararlaştırılmış da olsa artık bırakılacak demektir.  İşte ayet:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.”(Bakara 2/278)

“Eğer böyle yapmazsanız, o halde Allah ve O’nun elçisi tarafından bir savaş açılacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz, anaparanız sizindir. Ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara 2/279)

Burada hitap iman edenlere ve paralarını faize verenlere yapılmaktadır. Çünkü cahiliye anlayışının bir uzantısı olan faiz olayı henüz yasaklanmadığı için o güne kadar alıp veriyorlardı. Muhammed (as) ın Amcası Abbas Mekke’nin fethi sırasında hicret ederek Medine’ye gelmişti. Buradaki hayatında da faizle iştigal ettiği için Resulullah iki yıl sonra veda hutbesinde Müminlere hitap ederken: “Faizin her çeşidi yasaklanmıştır ve ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz Amcam abasın faizidir” buyurmuştu. Burada da görüldüğü gibi yine faizi belirleyen ve alan olarak Amcası Abbas’ın ismini veriyor. Faizi verenler olarak “amcama faiz vermek durumunda olan falanın filanın vereceği faizi verdirmedim” demiyor. Çünkü bu olayda asıl etken borç istenen insan, borç isteyene şartlarını istediği gibi dayatmaktadır. Faizi isteyen borç veren kimsedir. Alan da, vazgeçecek olanda odur. Onu için hitap olayın öznesi olan şahsadır. Yine ayetin devamında:

“Eğer böyle yapmazsanız, o halde Allah ve O’nun elçisi tarafından bir savaş açılacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz, anaparanız sizindir. Ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”

Ey faiz alanlar! Konulan bu yasaya uymayacak olursanız Allah ve Resulü tarafından sizlere savaş açılacağını bilin!  Bunun sonucu budur. Ona göre ayağınızı denk atın Allah ve Resulüne karşı savaşanların akıbetini her gün görüp duruyorsunuz. “Eğer bu işten vazgeçer teslim olursanız anaparanız sizindir.” Yani sizin hakkınız olan anaparanıza her hangi bir halel gelmeyecek.

Bu güne kadar yasaklayıcı bir hüküm olmadığından geçen geçmiştir. Ancak henüz tahsil edilmemiş olanlarla ilgili uygulama sadece anaparanızı alacak faizi bırakacaksınız. “ Böyle yaparsanız ne zulmetmiş nede zulme uğramış olursunuz.” Faiz alarak zulmetmemiş, Anaparanızı da tahsil edeceğiniz için zulme uğramamış olursunuz. Karşı taraf da borç almış olduğu kadarını ödeyeceği için zulme uğramamış olacaktır.

Devamındaki ayette ise Borç alan kimsenin durumunu önemseyerek:

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona kolayca ödeyebileceği bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızdan vazgeçip bağışlamanız, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2/80) buyurmak suretiyle yere düşmüş olan ihtiyaç sahiplerini ayağa kaldıracak bir öneride bulunmaktadır.

Tüm bu söylenenlerden sonra “Faiz alanın üzerinde hüküm bulur faizi verene bir günah yok” gibi bir anlayışı ortaya koymak, ayetlerin maksadını tersine döndürmek olur. Akıl sahiplerinin durup düşünmesi gerekmez mi? Bu yasaktan sonra Parası olan Müslümanların faiz almaları haram olduğuna göre;  fakir Müslümanların gayri Müslimlere faiz ödeyerek borç almalarına Allah ve Resul izin vermiş midir!? Eğer faiz vermenin Allah indinde mesuliyeti olmasa idi; Müslümanlar da gayri Müslimlere faiz vererek faizle borç alırlar, günahkâr da olmazlardı! Aksine Resulullah’ın: Alan, veren, şahit olan, yazan ve bu muameleye razı olanların hepsinin bu hükümlerde ortak olduğunu söylediği rivayeti vardır. Alış veriş tabiatı gereği iki kişi arasında yapılır.  Faizi veren olmaz ise talep eden kimden alacak?  Bu nedenle yasak bir fiilin bir tarafı haram diğer tarafı helal olması abes olmaz mı? Faiz vermek masumluğu gerektirse idi, o günden sonra tüm Müslümanlar gayri Müslim zenginlerden faiz vererek borç almaya devam etmezler mi idi? Tarihte böyle bir uygulamadan söz edilmiş midir?

“Siz; insanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz? Hâlbuki kitabı da okuyorsunuz, hiç aklınızı başınıza almayacak mısınız?” (Bakara 2/44 )

Faiz alanları bu kadar teşhir eden Allah, faiz verenlere cennet mi vaat ediyor? Onlarda faizcilere fırsat veren ve bu işin devamını sağlayan taraf değil midir? Bu nedenle bir haramı yapan, yardımcı olan, şahidi ve kâtibi olan herkesin günahtan payı olmayacak mıdır? Yani onlar sütten çıkmış ak kaşıklar mı? Faizi teşvik eden şey borçlanmaya olan tevessül değil midir?  Değil faizle normal karzı hasenle de olsa borçlu bir hayat yaşamayı Resulullah hiçbir zaman tasvip etmemiş; borçlu olanın borcunu üslenen olmadığı zaman onun cenazesini kıldırmamıştır.

Cabir bin Abdullah Resulullah (as) den şöyle rivayette bulunuyor: “ Faizi yiyene, şahidine, kâtibine Allah lanet etsin bunların hepsi müsavidir” buyurdu denilmiştir. Benzeri hükümler, haram kılınan şarap, kumar, zina ve benzeri haramlar için de geçerlidir. Bunları yapan, yapmaları için zemin hazırlayan, yapılmasına mani olmayıp rıza gösteren herkes bu günaha ortaktır.  Üzümünü şarap fabrikasına veren bağcı, fabrikada üreten fabrikatör, taşıyan nakliyeci, satan bayi ve son olarak içen kimse bu haramdan payını almaktadır. Şer böyle olduğu gibi hayırda böyledir. Bir hayrın icrasında kimin ne kadar dahli varsa o kadar da ecri vardır.

Bir esnafın dükkânında bulunduğum bir anda oraya uzun boylu, sakallı ve güzel okular sürünmüş biri gelmişti. Adam gittikten sonra bana tanıdın mı bunu dediler? Ben de hayır tanımadım deyince; Memlekette tanınan Meşhur bir meyhaneci imiş ve Beş vakit namazını da kılarmış. Ben de nasıl oluyor bu hem naz kılıyor hem meyhane mi işletiyor deyince? Bunun üzerine adamın anlayışını anlattılar: “Ben namazımda niyazımdayım ben bunları yapmıyorum sadece mekân ve imkân hazırlıyorum onlarda içiyorlar kumarını oynuyorlar. Benim ne günahım var ben onları zorla yaptırmıyorum ki! Bunu ben yapmasam başkası yapacak onlar yine içip oynayacaklar. Ben yapıp paralarını ben kazanıyorum” şeklinde garip bir anlayışla kendini savunuyormuş. Böyle bir mantık olur mu?  Bir yanlışın icrasında kimin bir payı varsa hepsi dahli kadar mesuliyet taşımaktadır. O gün de işlerine gelmeyen Yahudiler “Faiz de alış veriş gibidir” demeleri sebebiyle vahyin muhatabı olmuşlardı:

“Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, «alışveriş de faiz gibidir» demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah’a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.” (Bakara 2/275)

Henüz faiz yasaklanmadan Müslümanlardan sermayesi olanlar, biz de paramızı faize verelim de geliriyle savaş için hazırlık yapalım teklifinde bulununca Allah Teâlâ da şu ayetle cevap vermiş:

“Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.” (Bakara 2/276)

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (Rum 30/39)

Bu nedenle Müminler işlerini meşru bir anlayışla meşru bir zemin üzerine kurarak helalinden kazanmanın yolunu tutarlar. Az olsun helal olsun anlayışı onların şiarıdır. Şiarı meşruiyet olan müminlere selam olsun diyor, Hepimizi Allaha emanet ediyoruz.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir