GenelOkuyucu Yazıları

Şeytanlaşmanın Hikâyesi

Dr.Cahit Karaalp/Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi

Allah’ın; Âdem’e secde emrinde, dikkatlerimizi çekmesi gereken nokta iblisin kimlerden olduğu değil, iblisin neden böyle davrandığıdır… Tefsir kültürümüze giren İsraili bilgilerin ortak hedefi; kıssaları amacından uzaklaştırmaktır… Allah, bu kıssada şeytanın soyu üzerinde değil, şeytanın ne yaptığı üzerinde duruyor… Şeytan, “uzaklaşan” demektir ve “şetane”den gelmektedir… İblis ise “sinmiş, ümitten kesilmiş” demektir…

İblisin şeytanlaşma sürüveni, secdeden çok önce başlamış olmalıdır… İblisin secde emrine karşı çıkışı, önceki isyankârlığının finali olmalıdır… Şeytanın secde emrine karşı çıkmasında ileri sürdüğü gerekçeler önemlidir… Şeytan; “ben Âdem’den üstünüm” diyordu… Gerekçe olarak da ateşten yaratılmış olmasını gösteriyordu… Yani ilahi emri sorgulamak yerine yargılıyor ve ahkâm kesiyordu… Şeytan, yanlış bir fikir izliyordu, itirazında asıl niyetini saklıyordu…

Araf suresi 14. ayet ve devamındaki ayetlerde anlatılan kıssayı maalesef mealler biraz zorlamış gibi görünmekteler… Meal piyasasına göz attığınız da söz konusu ayet ile ilgili çeviri ve tefsir hatalarının işlendiğini görürsünüz… Aslında ayette, meallerde işlendiği gibi şeytan, Allah’tan kıyamet gününe kadar “yaşama müddeti” istemiyor…

Şeytan, ilgili ayette tefsiri bir meal ile Allah’a; “gör bak! Kullarını nasıl saptıracağım… Diriliş günü onları karşına nasıl çıkaracağım… Ben nasıl saptı isem kendisi için secde emri verdiğin ve kendisi yüzünden saptığım Âdem ve neslini, gör bak nasıl yoldan çıkaracağım… Tek istediğim bana imkân tanı, bana engel olma…” diyordu… Ama maalesef meal ve tefsirler, şeytanın “unzurni”(Beni izle, seyret) sözünü “ömrün uzaması için Allah’tan mühlet isteme” olarak almışlar…

Şeytan da yaşayan her canlı gibi sonludur ve ölecektir… “Diriliş gününe kadar” demesi bile şeytanın saptırmak için ölümsüzlük istemediğinin göstergesi olarak yeter… Çünkü diriliş günü ile kâinatın toptan helak edilmesi yani kıyamet farklı şeylerdir… Kıyamet ile herkes ölür ve diriliş ise kıyametin ardında başlar… Şeytan mühlet istemiş olsaydı “ile kıyami’s-saa” yani “kâinat helak edileceği o an gelip çatıncaya kadar, kıyamet kopuncaya kadar bana mühlet ver “ derdi…

Hâlbuki dili açık ve net; “gör bak! Ne yapacağım onlara… Diriliş gününde göreceksin…” Diyor… Allah’ta; “tamam görüp bakacağız, sen ve sana uyanları cehenneme dolduracağız..” diyerek karşılık veriyor…Yani şeytan yenilgiyi hazmedememiş, insana da yenilgiler yaşatmak istiyor ve Adem ve nesline yöneliyor.. Ve daha saptırma işinin başlangıcında Âdem ve Âdem’in iki oğlunda başarılı oluyor…

Şeytan, cinlerin mahkûm oldukları ecel ile sınırlıdır… Her cin gibi ölümlüdür… Cinlerin ömrünü bilemeyiz ama ne zamana kadar yaşıyorlarsa o zamana kadar o da(şeytanda) yaşar ve ölür… Ama o da ardından öğrencilerini yetiştirir, şeytanlığı devreder, böylelikle onu izleyen insan ve cinlerde şeytanlık bir meslek halini alır…

Şeytanın ahiret gününe inandığı halde bile isteye sapması ve saptırması dikkatlerimizi celbeden önemli hususlardan biridir… Zamane Müslümanlarının ekseriyeti öyle değil mi? Ahiret gününe inandığımız halde şeytanın oyuncağı olmuyor muyuz?

Şeytan; Allah’ın değil insanın rakibidir… Onu Allah’a rakip görmek onu Allah’a eş koşmaktır… Şeytan; “ben âlemlerin rabbi olan Allahtan korkarım” demiştir… Bu da Şeytanın rakibinin Allah olmadığının şeytan dilindeki ifadesidir… Allah’ı âlemlerin rabbi bilmek, Allah’tan korktuğunu söylemek, birini Müslüman yapmaya yetmez… Eğer öyle olsaydı yukarda ki ifadeler şeytanın Müslümanlığına yeterli olurdu…

Şeytanın, ilahi emri tanımayarak secde etmemiş olmasının temel suçlusu olarak Allah’ı görmesi, kendini temize çıkarmaya çalışması, suçu Allah’a atması dikkati calip bir durumdur… Şeytan bu savunusu ile Allah’a; “beni yarattın yetmedi, secde emrini verdin, Âdem’i bana tercih ettin, hâlbuki ben hep senin gözünde gözde olmak isterdim, sapmamın sebebi; Âdem’in senin gözünde gözde olmasıdır… Bunun için bu kıskançlığım beni sana karşı dikti dolayısı ile suçlu sensin… Âdem’i bana tercih etmeseydin ben de sapmazdım…” Demeye çalışmıştır… Dolayısı ile Allah’ı suçlamakla şeytan “ilk cebriyeci” oluyor, suçu kadere yüklüyordu…

Şeytan; başka ayetlerde, Allah’a; “senden aldığım güçle” sözleri ile Allah’a rakip olmadığını, Allah’ın verdiği güç ve imkânlarla yoldan saptıracağını söylemektedir… Şeytan sapan mantığı gereği yine Allah’a; “ben kendi gücümle değil senin verdiğin güç ve imkânlarla saptırıyorum… Değilse saptıramazdım…” demeye çalışmış olmaktadır… Suçu kabullenmemek, suç ortakları aramak, kadere suçu yüklemek sapmış bir mantığın davranışlarıdır… Kısacası şeytanla aynı yolu adımlamaktır…

Şeytanın saptırma isteğinin altında: “Beni kendisi için secdeye davet ettiğin Âdem’in nasıl biri olduğunu ve kendisi için secde edilmeye değer olup olmadığını sana göstereceğim…” düşüncesi yatıyor olmalıdır… Şeytanın sapmasına sebeb olan şey kavmiyetçilikten öte, “öteki olma”, “dışlanma”, “gözden düşme”, “ikinci plana itilme” kaygısı idi… Hâlbuki “Allah’ın gözdesi, değerlisi” olmanın yolu, Âdem gibi tövbe etmekten geçiyordu, Allah’a isyandan değil…

Şeytan, saptırma yolu olarak “sıratı müstakimi” kullanıyor… Kur’an’a göre sıratı müstakim, Allah’a varan doğru yoldur… Şeytan, Allah’a varan yolu tıkar, o yolda olanları, “o yoldan alıkoyar” ya da “o yolda saptırır”… Yani “doğrudan uzaklaştırır” başaramazsa “doğruda kaydırır”…

Şeytanın doğru yolu mesken edinmesi ile bizlere; “inandığınız ve edindiğiniz, doğru diye bildiğiniz şeylere dikkat edin çünkü şeytan doğruda saptırır… Saptırırken doğruyu kullanır… Doğrularınızı yanlış yerlerde kullandırtır…” mesajı verilmektedir… Doğruyu bilmek her zaman için doğruyu yapmak demek değildir… Buna en güzel örnek, doğruyu bildiği halde doğrularla sapan babamız Âdem’dir…

Bize düşen, şeytan mantığını kavrayıp “şeytanlaşmaktan” uzak durmaktır… Şeytanlaşmak; suçu başkasına yıkmak, suçu suç görmemek ve suçta cesur olmaktır… Şeytan, Allah’a karşı gelme konusunda cesur davranmakta idi… Hâlbuki cesaret, yanlıştan dönmektir, doğru yolu yürümeye devam etmektir… Asıl cesareti Âdem gösterdi… Şeytanın ki haddini bilmemekti… Şeytan kötülük bağımlısıdır… Nasıl ki tiryakiler, tiryaki oldukları şeyleri bırakamıyorlarsa aynı o gibi şeytan da kötülüğe tiryakidir…

Şeytanın sapmasında dikkatleri çeken önemli noktalardan biri de; vahyi yanlış algılamasıdır… Şeytan, secde emrini yanlış okudu ve onu “üstünlük simgesi” olarak gördü… Vahyi, işine geldiği gibi algıladı, vahyi anlamadan anlamlandırdı… Hâlbuki vahyi doğru algılasaydı değerli kalacaktı, sapmayacaktı…

Şeytan kıssası bağlamında dikkatlerden kaçmaması gereken önemli noktalardan biri de; şeytanın Âdeme yaklaşması ve “şu ağaçtan yersen melekler gibi olursun ve çok uzun bir süre yaşarsın” şeklinde sözler sarf etmesidir… Bu da şeytanın insanı saptırmada maneviyatı ve maddiyatı kullanacağını gösterir… Yani din ve dünyayı kullanır… Dine duyarlı çevreleri yanlış dindarlıkla, dünyaya meyilli olanları da dünyalıklara daha yakın kılmaya çalışmakla saptırır…

Allaha yakın olma ve varlıklı olma istekleri şeytanın saptırma araçlarıdır… Onun için Allaha çok yakın olanlarda bile her zaman için sapabilme potansiyeli vardır… Âdem bunun en bariz örneğidir… Allah’a yakın olma isteğiniz şeytanın hedefi olmanız için yeter sebeptir… Şeytan sizleri Allah’la aldatmasın ayeti, sizleri Allah’ın affediciliği, bağışlayıcılığı ile kandırmasın, Allah’a daha çok yakınlık amacı ile sizleri ondan uzaklaştırmasın… Unutmayın! Allah’ı ananlarda sapar…

Hep ilgimi çekmiştir Şeytan görülmediği halde Allah onun için hep “apaçık düşman” ifadesini kullanır… Nedeni şu olsa gerektir: “insan kötü olanı çok iyi tanır… Çünkü mayası İslam’dır…”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir