Genel

Sıcak çatışmanın eşiğinde ilişki: İran ve İsrail ilişkisi

Mehmet Üzüm-Tahran Üniversitesi/Yeni Şafak

Ortadoğu’da yaşanan kaotik süreç akıllara her zaman bölge aktörleri arasında doğrudan çıkabilecek çatışma ihtimallerini getirmektedir. Bu duruma “İran ve Suudi Arabistan” ya da “İran ve İsrail” arasındaki çatışma ihtimalleri örnek olarak gösterilebilir. Son zamanlarda Suriye’de yaşananlar ise bu iddiayı “İran-İsrail” çatışması üzerinde yoğunlaştırmaktadır.

İran, 1950 yılında “de facto” olarak tanıdğı İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısı ve teşviki sonucunda ikili ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ancak 1952 yılında Başbakan seçilen Musaddık döneminde, dönemin öne çıkan isimlerinden Ayetullah Kaşani’den alınan destek ve toplumsal düzeydeki tepkiler üzerine İsrail ile diplomatik ilişkiler askıya alınmış ve ikili ilişkiler sonlandırılmıştır. Musaddık hükümetine karşı ABD tarafından gerçekleştirilen darbenin ardından Şah Muhammed Rıza Pehlevi, ABD’nin yardımıyla yönetimi tamamen kendi kontrolü altına almıştır. Bu dönemde İran’ın Ortadoğu ülkeleriyle kurmuş olduğu yakın ilişkilerin başında İsrail ile olan ilişkiler gelmektedir.

İran’da 1979 yılında meydana gelen İslam inkılabı ile birlikte Şah rejimi sona ermiş ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisi Ayetullah Humeyni tarafından oluşturulmuştur. Yeni rejimin temel söylemi Batıya ait değerlerin ve bölgede Siyonist bir işgalci devlet olarak nitelendirilen İsrail’in reddi olmuştur. Bundan dolayı İran yeni dönemde İsrail’i meşru bir devlet olarak tanımayı reddetmiştir. Bunula birlikte İran İslam Cumhuriyeti, devrim sonrasında ABD’yi “Büyük Şeytan” İsrail’i ise ‘Küçük Şeytan’ olarak adlandırmıştır. İran, devrimden sonra İsraile yakın bölgelerde etkili olmaya başlamış ve tabiri caizse ‘Küçük Şeytan’ ile doğrudan olmasa dahi dolaylı bir çatışmaya girmiş ve bu durum söylemsel düzeyde sürekli varlığını göstermiştir.

İRAN’IN İSRAİL’İ ÇEVRELEME POLİTİKASI

İran, devrim sonrasında İsrail’i çevrelemek ve mücadele etmek amacı ile Suriye, Lübnan ve Filistin’den oluşan bir coğrafi hat meydana getirmek istemiştir. Bu ülkelerin içinde yer aldığı ve İran tarafından “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan bu hat ilk defa Ürdün Kralı Abdullah tarafından “Şii Hilali” olarak nitelendirilmiş ve Batılı ülkeler tarafından da yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

1979 Devrimi sonrasında vücut bulan Devrim Muhafızları Ordusu’na(Sepah) bağlı olan ve İran’ın sınırları dışında faaliyet gösteren Kudüs Gücü, İsrail ile sürdürülen mücadelenin başında yer almıştır. Hatta bugün Lübnan’ın en etkili güçlerinden biri olan Hizbullah, Velayet-i Fakih inancına bağlı olup, Devrim Muhafızları’nın ideolojisi paralelinde ortaya çıkmış ve o dönemden ittibaren İsrail ile mücadeleye başlamıştır. Hizbullah’ın 2006 yılındaki savaşta verdiği mücadele ve İsrail’e karşı kısmi başarısının da yine İran’ın verdiği destekle sağlandığı iddia edilmiştir. Diğer taraftan 2006 yılındaki Lübnan-İsrail Savaşı döneminde ABD Başkanı George W. Bush’un St. Petersburg’daki G-8 Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, “Hamas ve Hizbullah’a sağladıkları yardım nedeniyle İsrail karşıtı hadiselerin gerçek sorumluluğunun Suriye’ye ve İran’a ait olduğunu” vurgulamıştır.

Direniş Ekseni’nin bir diğer önemli ülkesi olan Suriye’de ise Hafız Esad 1970 yılında gerçekleştirilen darbe ile yönetimi ele geçirmiştir. Suriye, 1979 Devrimin ardından İran’daki yeni rejimi tanımış ve bu tarihten sonra İran’ın Ortadoğu’daki en güçlü müttefiklerinden birisi olmuştur. Bununla birlikte İran-Irak Savaşı sürecinde de Suriye İran’a en büyük desteği vermiştir. Suriye’nin direniş eksenindeki önemli rolü, İran tarafından Lübnan ve Filistin’deki desteklenen gruplara sağlanacak olan lojistiğin geçiş güzergahında yer alması olmuştur. Bu tarihsel müttefiklik rolünü İran ve Suriye günümüze kadar sürdürmüş ve Suriye’nin direniş eksenindeki önemli rolünden dolayı İran, bugün Esad rejiminin yanında yer almaya devam etmiştir.

SURİYE İÇ SAVAŞININ ETKİSİ

2011 yılında Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçramasının ardından İran kendi tabiri ile “Direniş Ekseni”nin bu güçlü kanadını kaybetmemek amacıyla Beşşar Esad rejimine destek vermeye başlamıştır. İran 2011 yılından günümüze kadar Esad rejimini desteklemiş ve bu şekilde kendi ulusal güvenliğini de sınırları dışında sağladığını iddia etmiştir. İran bu süreçte hem askeri hem de diplomatik anlamda Suriye’de Rusya ile birlikte Esad rejiminin destekçisi olmuştur.

İsrail bu durumda kendi güvenliğinin İran tarafından tehdit edildiğini iddia etmiş ve kendisini Suriye konusunda paydaş aktörlerden birisi haline getirmiştir. Bununla birlikte İsrail Suriye’de gerçekleştirdiği müdahalelere kendi güvenliğinin teminini ve İran’ın Suriye’deki askeri varlığını gerekçe göstermiştir. İran ise tam tersi bir iddia ile Suriye’deki varlığına diğer bir sebep olarak İsrail tehtidini de sebep göstermiştir. Bu iddialar çerçevesinde her iki ülke de Suriye’deki varlığını meşru bir zemine oturtmaya çalışmaktadır.

TARİHSEL SÜRECİN GÖSTERDİĞİ

Tarihsel sürece baktığımızda İran ile İsrail arasında günümüze kadar sıcak bir çatışmanın yaşanmadığı görülmektedir. Ancak Suriye’de yaşanan vekalet savaşları çerçevesinde İran ile İsrail birçok kez karşılıklı ithamlar ile karşı karşıya gelmiştir. Son dönemlerde yaşanan bu olaylara örnek verecek olursak;

2017 yılının Mart ayında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Netanyahu’nun bu ziyaret kapsamında yaptığı açıklamalarda “İran’ın Suriye iç savaşı süresince Esad rejimine verdiği destek karşılığında İsrail sınırına yakın bir bölgede daimi askeri üs ile Akdeniz’de bir deniz üssü kurmaya çalıştığı ve bunun İsrail’in güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturcağı için kabul edilemeyeceği” vurgulanmıştır. Bu görüşme sonrasında Netanyahu’nun ifadeleri İsrail’in bölgede İran’ın varlığını direkt tehdit edeceğini göstermiş ve iki ülke arasında doğrudan bir çatışmaya gidilebileceğini işaret etmiştir. Netanyahu bu ziyaret ile Suriye’de İran’a karşı yapacağı hamlelerin Rusya tarafından anlayışla karşılanmasını arzu etmiştir.

Bu açıklamaların ardından geçtiğimiz haftalarda Suriye, İsrail’e ait bir F-16 uçağını düşürdüğünü duyurmuştur. İsrail bu hadiseyi doğrulamış ve uçağın İsrail topraklarına düştüğünü, uçakta bulunan iki pilotun ise yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını açıklamıştır. Bununla birlikte İsrail, düşen savaş uçağının sorumlusu olarak İran’ı göstermiş ve bu uçağın Suriye rejimi tarafından değil de İran tarafından düşürüldüğünü iddia etmiştir. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada bu olay reddedilmiş ve “İran’ın Suriye’deki varlığının istişare amaçlı olduğu, bununla birlikte Suriye Devleti ve ordusunun kendi ülkelerini savunma hakkına sahip oldukları” ifade edilmiştir.

SÖYLEM VE EYLEM FARKI

Ortadoğu’da yaşanan bu kaotik süreç akıllara her zaman bölge aktörleri arasında doğrudan çıkabilecek çatışma ihtimallerini getirmektedir. Bu duruma “İran ve Suudi Arabistan” ya da “İran ve İsrail” arasındaki çatışma ihtimalleri örnek olarak gösterilebilir. Son zamanlarda Suriye’de yaşananlar ise bu iddiayı “İran-İsrail” çatışması üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Ancak daha önceki kısımlarda da belirttiğimiz üzere tarihsel süreç içerisinde bu iki ülke arasında doğrudan herhangi bir çatışma yaşanmamıştır. Her iki ülke de daha çok “sınırları dışında” birbirine karşı mücadeleye girişmiştir. İsrail’i çevrelemek isteyen İran daha çok bölgede “Direniş Ekseni’nde” var olan aktörler üzerinden çatışmayı sürdürürken İsrail bu aktörler üzerinden İran’ı hedef göstermiş ancak İran’a yönelik doğrudan bir saldırıda bulunmamıştır. Bu yüzden İran ile İsrail arasındaki söylemler, bu iki devletin her ne kadar büyük bir çatışma içerisine gireceği boyuttaymış gibi görünse de bölgede bu iki devletin sıcak bir çatışma içerisine girmeyeceği aşikardır.

Ayrıca tüm bu yaşananlar çerçevesinde İran ile İsrail arasında çıkabilecek bir 3 çatışmanın bölgenin geneline yayılma ihtimali bulunduğundan, bölgede bu denli büyük bir savaşın yaşanma ihtimali ne uluslararası güçlerin ne de bölgesel aktörlerin göze alabileceği bir durum değildir.

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close