GenelYazarlardanYazılar

SİYER’İN-Bireysel ve Toplumsal- DEĞERİ/ (Üsvet-ül Hasena / En Güzel Örnek’in Hayat Tarzı)

Siyer’in önemi derken, nasıl bir Peygamber Tasavvuru/ Telakkisi’ne sahip olduğumuzun farkında olmak durumundayız. Aslında Siyer’i /Peygamber’in hayat tarzını, O’nun yolunu ve yöntemini nasıl okuduğumuz aynı zamanda, İslam anlayışınızı; Kur’an’a bakışımızı, yöntemimizi ve ‘’en güzel örnek’’ algımızı da ortaya koyacaktır…

Bu bağlamda, öncelikle, Siyer’in anlamı nedir? Sorusuna cevap vermemiz gerekmektedir…

Malum, Siyer (sözlük anlamıyla); hal, davranış, durum, idare, yol ve harekettir…Siyer, hayat tarzı olarak –klasik anlamıyla- biyografinin ötesinde bir anlam genişliği ve derinliğine sahiptir…

Siyer terimi, Siret’in çoğuludur. Her ne kadar bazı kaynaklarda, Siyer, Peygamber’in hayatı, Siret ise O’nun ahlakı anlamında kullanılmış olsa da bu tasnif genel bir kabul görmemiştir. Aynı zamanda, bu ayrım, sorunlu bir anlayışın ürünüdür de… Zira Siyer, Hz. Muhammed’in hayatının tamamı olarak görülmeli ve ‘’en güzel örnek’’ çerçevesinde okunmalıdır. Aynı zamanda Siyer, Fıkıh literatüründe, devletler arası hukuk anlamında da kullanıldığını hatırlamalıyız.

Allah-u Teala’nın Kur’an’ı -23 yılda peyderpey olarak- Resulu vasıtasıyla göndermesi ve ‘’apaçık Arapça’’ indirilen Kur’an’ın Peygamberlerin örnekliğiyle insanlığın hayatına yön vermesini takdir etmesinin hikmeti doğru okunmalıdır. Şu hususun altını da kalın çizgilerle çizmek ve netleştirmek durumundayız ki Kur’an mushafının bütüncül mesajının belirleyiciliğinin yanında Kur’an’da ‘’Üsvet-ül Hasene’’ olarak nitelediği Peygamber’in hayatı da kritik bir öneme sahip olduğundan da şüphe yoktur… Öyleyse, Peygamber/Peygamberler’in Kur’an’da bizlere aktarılan (muhafaza edilen) özellikleri esas alınmak şartıyla, Siyer denildiğinde ne anlayacağımız, Siyer’den yararlanırken nasıl bir yol izleyeceğimiz İslam/din anlayışımız açısından belirleyici bir öneme ve değere sahiptir. Hayatın her alanında; bireysel ve toplumsal olarak ‘’Yaşayan Kur’an’’ olan Peygamber’in hayatını okumaya çalışırken; öncelikle ‘’Kur’an’a bakışımız’’, Peygamber ‘’Tasavvurumuz’’/’’Sünnet’’ anlayışımız (dolayısıyla Sünnet-Hadis ilişkisini kurgularken takip ettiğimiz ‘’yöntem’’) belirleyici olacaktır. Nitekim Peygamber ile ilgili olarak geriye doğru baktığımızda Asr-ı Saadet’ten belirli bir döneme kadar konuyla ilgili ciddi bir tartışma söz konusu değilken, -malum süreç içerisinde- özellikle temel konularda netlik kaybolmaya başlamıştır. Öyle ki ‘’Müslümanların Sorunlu Tarihi’’ (ki maalesef çoğunlukla buna İslam Tarihi denmektedir…) bunun hazin, ibret verici örnekleriyle doludur…

Malum sürecin başlangıcında, temel konulardaki sapmalar, iktidar sahiplerinin –kendi pozisyonlarını ne olursa olsun meşrulaştırmak maksadıyla- ortaya koydukları yaklaşımlar ve öne çıkardıkları hususlar. Özellikle Kur’an’a bakış ve Peygamber Telakkisi konularında tartışmaları beraberinde getirmiştir. İslam’a fevç fevç katılmalar karşısında ciddi bir eğitimin yeterince yapılamaması ve malum iktidarların önünü açtığı gelişmeler, tam anlamıyla ‘’Sorunlu’’ bir vasatı üretmiştir…Sürecin başlangıcındaki sapmalar ve bunların iktidar sahiplerince önünün açılması da- hayatın doğası gereği olması gereken- içtihadi farklılıkların ötesinde ‘’İtikadi Mezhepler’’ gibi malum garabetleri gündeme taşımış ve bu tekfirci anlayış Müslümanları asıl meselelerden uzaklaştırmıştır. Müslümanlar arasındaki derin uçurumlar- her ne kadar siyasi farklılıklar olarak okunsa da- Siyasi kaygıların beslediği sapkın anlayışlar olarak merkeze oturmuştur…Bunların oluşturduğu ‘’sorunlu’’ vasatta, ‘’İçtihadi farklılıkların metedolojik düzlemde kurumlaşmasıyla birlikte ‘’mezhepler’’inde ötesinde ‘’mezhepçilik’’te Müslümanların zillete doğru savruluşunda önemli etkenlerden biri olarak yerini almış bulunmaktadır.

Müslümanların ‘’Çözülüş ve Çöküş’’ sürecini dikkatli bir şekilde analiz ettiğimizde sorunlarımızın ana kaynakları rahatlıkla tespit edilebilir. Lakin Kur’an’a bakış, Peygamber Telakkisi, İslami Hareket’te yöntem konusunda farklı bir çizgiye kayanların bu gerçekliği kavrayabilmeleri mümkün değildir. Zira onların büyük bir kesimi, bahse konu ‘’Sorunlu Tarihi’’, -geleneksel din anlayışlarının bir gereği olarak- neredeyse kutsamaktadırlar. Hatalı Peygamber tasavvurları, Sahabe tanımları ve Alim anlayışlarıyla yeni bir çizgiye oturtmuş durumdalar. Dahası, bu sapmalar- hicri 2.yy’de başlayıp Hicri 7.yy’de ‘’olgunluk’’ aşamasına gelen –Felsefi arkaplanlarıyla (Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhud…) Tasavvuf’un derin ve ‘’Batıni’’ etkisiyle içinden çıkılmaz ve tartışmaya kapalı bir konuma taşınmış olması konunun vehametini ortaya koymaktadır…

Peygamber’in söz, fiil ve takrirlerinden oluşan hadis literatürünü, bir mihenk ile gerçekten ‘’Yaşayan Kur’an’’ olan Peygamber’den olduğu netleştirilmeden adeta bir silah gibi kullanılagelmiştir. Rivayet zincirindeki malum çabaların yanında ‘’Metin Tenkidi’’ yapılmamış ve/veya Kur’an’a bakıştaki sapmalar nedeniyle ölçüt/mihenk adeta işlevsiz hale getirilmiş ve/veya ‘’Hadisler’’in-günümüze ulaşmadaki sorunlarına rağmen- Kur’an’ın anlaşılmasında belirleyici olarak konumlandırılmıştır. Ve bu temel yanlışlarını meşrulaştırmak üzere, kimileri, Hadislerin de korunduğunu iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir. Bu çerçevede ‘’Yaşayan Kur’an’’ olan Peygamberimizden gelen hadisler başımızın üstünde. Ne var ki ‘’Kur’an’ın ölçütlüğünde hadislere yaklaştığımızda malum rivayetlerin Peygamber’e izafe edilmesi mümkün değildir ‘’ diyenler, ‘’Sünnetsizlik’’ ile sapkınlık suçlamalarıyla bastırılmaya çalışılmışlardır. Ve bu hatalı/sapkın yaklaşım, Emeviler’den sonra Müslümanların hayatına yön vermiş ve bugün yaşadığımız zillet, hep dış nedenlere bağlanmıştır. Yani, Müslümanlar, ‘’Şeytan taşlamaktan tavaf etmeye zaman bulamamışlar’’dır. Dolayısıyla da doğru bir zeminde sorunlarını tartışma, en azından temel konularda bir yakınlaşma sağlamayı bile başaramamışlardır.

Peygamber’in Örnekliğini Nasıl Anlamalı/Okumalıyız?

Her şeyi yaratan ve her şeye kadir olan Allah-u Teala, yarattığı her şeyi bir fıtrat üzere halk etmiş ve bir misyon yüklemiştir. Özellikle de insana, -fıtratı ve misyonuyla paralel bir şekilde- ondan razı olacağı ‘’hayat tarzını’’ ayetlerle öğretmiştir. Bunu da ‘’Üsvet-ül Hasene’’/ En güzel örnek olan ve- kendi cinslerinden olan/ Abdühü ve Resuluhü- Resul ve Nebi’lerle bu ‘’hayat biçimi’’ni örneklendirmiştir. Allah’ın (c.c) bu sünneti /Sünnetullahı / Adetullah, Hz. Adem’den Nuh’a; İbrahim’den Musa’ya, İsa’dan, Muhammed’e kadar devam etmiştir. Hate-ül Enbiya olan Hz. Muhammed (s.a.v)’dan sonra da –yegane korunmuş kitap olan Kur’an’ı- okuma, anlama ve yaşamayı emretmiştir. Yine Hadis/Siyer başta olmak üzere diğer kaynakları da önem sırasına göre, Kur’an merkezli /referanslı okumanın gerekliliği de karşımıza çıkmıştır… Hiç şüphesiz ‘’hesap günü neden sorulacağımız’’ın bilinciyle bir yol bir yöntem izlememiz gereğini ıskalamadan tabii… Yani, Kur’an’ı ve ‘’en güzel örnek olan’’ Peygamberi (s.a.v), doğru tanımlamadan, doğru anlamadan, doğru anlamlandırmadan ve doğru bir ‘’duruş’’ ile doğru bir yere oturtmadan yukarıda netleştirmeye çalıştığımız bir Müslüman/Mümin olamayacağımızı unutmamak durumundayız…

‘’Vahye muhatap olan Elçiler, vahye ilk inanan ve yaşayan kimseler olmakla emrolunmuşlardır.’’ (Zümer 39/12) Çok açıktır ki Peygamberler, Allah’ın dinini ilk yaşayan, -Abduhu/kul olmaları nedeniyle- hataları hayattayken düzeltilen ‘’en güzel örnekler’’, şahsiyetlerdir…

‘’Andolsun ki Allah, insanlara, ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitap ve hikmeti öğreten kendilerinden bir Peygamber göndermekle iyilikte bulunmuştur. Halbuki onlar, apaçık bir sapıklıkta idiler.’’ (Al-i İmran 3/164) Hayatı tüm boyutlarıyla ve ‘’en güzel örneklik’’ olarak yaşayan Peygamber; namazı, haccı, zekatı; aile ilişkilerini, eşler arasındaki saygı, sevgi ve dengeyi, çocuk eğitimini; komşu ilişkilerini/sosyal hayatı; adaletle hükmetmeyi; ordu komutanlığı/ Cihad etmeyi; devlet başkanlığını / yönetmeyi ve devamını öğretti…Zira rabbimiz, hayatımızı dengede tutan, fıtrata uygun bir hayat biçimini bizlere ‘’Yaşayan Kur’an’’ olan Peygamber ile talim ettirdi.. Nitekim en yakınında olanlardan Hz.Aişe/Ayşe validemize O, sorulduğunda, hiç tereddüt etmeden şu cevabı verdiği bilinmektedir ‘’…Siz Kur’an okumuyor musunuz? Peygamber’in hayatı/ahlakı Kur’an idi.’’ Demiştir… Davasından vazgeçmesini isteyenlere, ‘’Güneşi sağ elime Ay’ı da sol elime verseniz, ben bu davadan vazgeçmem.’’ Buyurarak net bir duruş ile örnekliğinin gereğini ortaya koymuştur… Uzlaşma/Taviz talebinde bulunanlara, buna meyledenlere karşı Rabbimiz, hayati tehlikenin en üst düzeyde olduğu bir zaman diliminde ‘’Kafirun Suresi’’ ile cevap vermesini vahyetmiştir:

‘’Deki, Ey Kafirler! Siz benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz, (sizin ölçütleriniz/ dininiz farklı) ben de sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem’’… (Kafirun Suresi…)

O, ‘’Fitneden eser kalmayıp, din tamamen Allah’ın oluncaya kadar…’’ (Enfal 8/39)

Allah yolunda savaşan bir anlayışta üsvet-ül hasene olmuştur, tüm inananlara…

Kur’an’ı Diri Okumak ve Siyer

Kendi iç bütünlüğü /kendi metodolojisi kavranmadan okunan ve yaşanılan hayatla bağlantısı doğru kurulmayan Kur’an, Müslümanın hayatını değiştirmez; onu yönlendirmez ve ondan beklenen kaliteye/niteliğe ulaşmasını sağlamaz… Öyleyse Kur’an’ı dosdoğru okumalı, Kur’an’da bizlere aktarılan ‘’Üsvet-ül Hasene’’ Peygamber/Peygamberlerin Kur’an’da muhafaza edilenleri merkeze alarak ‘’Hadis’’lerini de anlamaya ve yararlanmaya çalışmalıyız…Aksi takdirde Kur’an’ı anlamada usül dolayısıyla ‘’Sünnet’’i doğru ‘’okuma’’da usülü, bu çerçevede Hadis usülü’nü hatalı anlayanların Müslümanların Sorunlu Tarihi’nde nerelere savrulduklarını algılamakta zorlanırız. Konuyu Rabbimiz bizlere yardım ederek bildirdiği ölçütler yerine ‘’çoğunluğa’’ /atalarımızın çoğuna uyarak yanlış bir zemine taşırız. Duygusallığın ve insan zaaflarının öne çıktığı bir perspektifin (bakış açısının) kurbanı oluruz.

Öyleyse Kur’an’da ‘’en güzel örnek’’ /Üsvet-ül hasene olarak nitelenen Peygamber’in (s.a.v) hayatını/hayat tarzını nasıl öğrenmeliyiz? sorusu önemli ve dinimizi doğru anlamada ve Müslümanca bir duruş sergilemede belirleyici bir yere sahip olduğunun farkında/bilincinde olmalıyız
Siyer’i Nasıl Öğrenmeliyiz?

Tekraren belirtmeliyiz ki Kur’an’a bakışları, Kur’an-Sünnet ilişkisini kurgulayışları ve dolayısıyla Sünnet-Hadis ilişkisindeki hatalı okumalarını- çeşitli gerekçelerle- ısrarla devam edenler Resul’ün yolunu/Hayat tarzını doğru anlayamazlar ve doğru bir ‘’duruş’’ sergileyemezler. Nitekim ‘’Müslümanların Sorunlu Tarihi’’, genellikle, malum sürecin kısıtlığı ve tek yanlılığının yanı sıra İsrailiyat ve Mesihiyat ile malul diğer kaynaklardan öğrenilen bilgilerle beraber aktarıldığı görülmektedir…

Söz konusu bu gerekçeleri de dikkate alarak, Siyeri, öncelikle ve muhakkak;

-Kur’an’ın kendi iç bütünlüğü ve sistematiği bağlamında öğrenmeye çalışmalıyız,

-Siyer-i Nebi/Resul’ü, Siyer-i enbiya’dan ayırmadan okumalıyız…
Özellikle, Peygamberler Tarihi, İsrailiyat ve Mesihiyatlar, mitolojik bilgilerle kirletirmek istenildiğini unutmadan bu zorunlu bağlantıyı/devamlılığı dikkate almak durumundayız.

-Siyer’i, sebep-sonuç ilişkisiyle öğrenmeye ve değerlendirmeye özen göstermeliyiz,

-Dolayısıyla Siyer’in yaşandığı zamanı, coğrafyayı, kültürü, psikolojik ve sosyolojik vasatı dikkate alarak –dönemsel ve evrensel- boyutlarının ayırdına varabilmeliyiz…

-Hayat tarzı bizlere ‘’en güzel örnek’’ olan Peygamber’in bireysel ve toplumsal olarak nasıl bir ‘’duruş’’ sergilediğini doğru okuyarak günümüze doğru bir şekilde taşıma gayretinde olmalıyız…

Şüphesiz yukarıdaki bağlamda ‘’Siyer yazıcılığı’’ nasıl olmuştur? Ve ‘’Siyer yazıcılığını’nın Sorunları’’da , Müslümanların Sorunlu Tarihi ile birlikte ele alınarak ortaya konulmalıdır…

Siyer Yazıcılığı’nın Sorunları/ Sorunlu Kabuller

1- Siyer yazımındaki temel hatalar/sorunlardan birisi –en önemlisi- Kur’an ayetlerinin belirleyiciliği/ referans alınması hususundaki netliğin bulunamamasıdır…
Şüphesiz, bunda, Siyer yazıcılarının Kur’an’a bakış ve dolayısıyla hadis algıları etkili olmaktadır. Konuyla ilgili ‘’olması gereken’’ netlikten uzak olunmasında ana etkenin temel konulardaki çok açık nasların –Süreç içerisinde- farklı yorumlanması ve bu hatalı yaklaşımların ‘’iktidar’’ desteğine sahip olmasıdır.

2-Siyer yazarının Peygamber’in hayatını ele alırken O’nun hayatını sürdürdüğü zaman dilimindeki kültürler, bu kültürlerin yazılı kaynaklarında (öncelikle İsrailiyat ve Mesihiyat…) etkileşimi söz konusudur. Hatalı Hadis anlayışının da bu tür sızıntıların Siyer yazımında yer almasında önemli bir etkendir..

3-Siyer yazıcılığının bir tarih yazıcılığı olmadığı –ki Müslüman bir tarihçi için temel kaynakların referanslığı bağlayıcıdır- gerçekliği çoğu zaman ıskalanmıştır. Bu çerçevede Siyer yazıcılığında-büyük bir ağırlıkla- biyografi (ve şemail) boyutları öne çıkmıştır. Oysa ‘’en güzel örnek’’ olan Peygamber’in hayat tarzı , biyografi sınırlarını aşan ‘’kul ve Resul’’ niteliğiyle hayatın tamamını kapsar…

4-Siyer ve tarih yazıcılığının –Emevilerin son dönemlerinden itibaren belirginleşen ve Abbasiler döneminde şiddetlenen — Şuübiye/Mevali (Arap olmayan Müslümanlar arasında gelişen bir hareket, reaksiyon…) tartışmalarının yansımalarıyla malül olması… ‘Müslümanların Sorunlu Tarihi’’ndeki siyasal kavgaları/mücadeleleri –kimileri bunları ‘’içtihat farkı’’ olarak niteleseler de- aslında, ciddi bir sapma sürecini başlatan çıkışlar olarak okumak gerekir. Dolayısıyla söz konusu iktidar anlayışının süzgecinden geçen bilgilerin büyük bir çoğunluğu, hakikati tespit etmekten çok, iktidar sahiplerinin uygulamalarını meşrulaştırıcı ve saltanata rakip olanların tezlerini çürütmeye yönelik rivayetleri içerdiği çok açıktır…

5-Siyer yazımı bir akademik çalışmanın ötesinde ele alınmalıdır. Din anlayışı, dinin Müslümanın hayatına yön vermesinin –bireysel ve toplumsal- boyutlarını belirlemede önemli bir çaba olarak görülmelidir. ‘’Hakikati arayış Süreci’nin kritik bir boyutu olarak algılanmalı, bu bilinçle yazılmalıdır.

6-Kur’an’ın hayata geçirilmesinde-Peygamber’in örnekliğinin anlaşılması gerekir. Siyer, hiç şüphesiz, Kur’an perspektifinde bir bakış ile, önemli/vazgeçilmez bir kaynaktır. Lakin Siyer’in asli zemininden uzaklaşılarak yazılması/okunması, onun Peygambere ‘’saygı’’ (?!) ve ‘’kutsama’’ düzleminde ele alınmasının tezahürleri ile karşı karşıyayız…

O’nun bize örnekliği ‘’Allah (c.c)’ın bize öğrettiği gibidir. Ne daha fazla, ne de daha az…
Ezcümle: Kur’an rehberliğinden uzak ve/veya ‘’Kur’an’a bakış’’taki temel hatalarla malül bir Siyer yazıcılığı/okuyuculuğu, günümüze kadar intikal eden zihin kargaşasının ana nedenlerinden biridir… Zira, Resulullah’ın bir beşer olduğu (4/16); gaybı bilmediği (6/50); melek olmadığı (6/8-9); ölümlü/fani olduğu (21/34); O’nun ‘’Abduhu ve Resuluhu’’ olan ve Rabbimizin Kur’an’da bize öğrettiği düzlemde ‘’En güzel örnek’’ olduğu, ama –iddiaların aksine- ‘’Şari’’nin yalnız Allah (c.c) olduğu gerçekliği unutularak Peygamber örnekliği doğru anlaşılamaz… Aksi takdirde Allah’ın dini yerine ikame edilmeye çalışılan –tarihsel ve batıni boyutlarıyla- bir din/dinler ortaya çıkar…Konumuyla ilgili ‘’itikadi mezhepler’’ ve (Felsefi arkaplanıyla) ‘’Tasavvuf’’, dehşet verici örneklerle doludur. Ve bunların açtığı alanda ya da bu vasata yaslanarak üretilen ‘’Modernist’’ ve ‘’Tarihselci’’ yaklaşımlarda –insanımızı aldatıcı boyurlarıyla- ‘’sapkın anlayışların’’ın çağdaş örnekleridir…

Peygamber/Nebi ve Resul tasavvuru/telakkisi yanlış olduğunda, daha doğru bir ifadeyle Kur’an’ın onaylamadığı bir anlayışın ürünü olarak karşımıza çıktığında –hayatın her alanında- ne tür sapmalar ve ‘’Peygamber örneklikleri ile karşı karşıya gelindiğinin şahidi 1400 küsür yıllık Müslümanların (sorunlu) Tarihi’dir. Söz konusu süreçte en temel konulardaki sapmalar, -süreç içerisinde- ‘’tartışılmaz doğrular’’ olarak sunulmuştur…
Sonuç olarak, Siyer’i, Siyer’in bireysel ve toplumsal önemini idrak edebilmek için doğru bir okuma/yazma hassasiyeti bir Müslüman ve İslam’ın geleceği açısından hayati öneme sahiptir…Yani, Allah’ın dinini, dolayısıyla O’nun ‘’ en güzel örnek’’ olarak nitelediği Peygamber’in hayat tarzını –hayatın tüm boyutlarında- doğru tanımlamak, doğru anlamak, doğru anlamlandırmak, doğru kavramsallaştırmak ve doğru bir ’’duruş’’ (Resulullah’ın örnekliğine uygun) sergilemek ‘‘olmazsa olmaz’’dır…Rabbimizin bizden razı olacağı bir kul olabilmek, hayata geliş gayemize paralel bir sınavı geçebilmenin yegane yoludur…

Konuyu daha da detaylandırmak mümkündür. Müslümanların ‘’Çözülüş ve Çöküş’’ süreci-Temel yaklaşımlarda netleşerek- okunduğunda ne demek istediğimiz çok daha detaylı olarak anlaşılacaktır!

Doğrusunu Allah (c.c) bilir!…

*Ku’an’ı anlamada usul
*Kur’an sünnet ilişkisi
*Hadis usulü
*Siyer
*Müslümanların tarihi, çapraz okumalar ile okunduğunda konunun netleşeceğinden şüphemiz yoktur.

 

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Allah razı olsun Abdullah abi. Çok doğru söylediğin. Müslümanların sorunlu tarihi ile peygamberimizle beraber yaşanan tarihin birbirinden ayırd edilerek okunması gerekli. Allah’a emanet ol. Çok yararlı bir yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir