GenelYazarlardanYazılar

‘Siz Hâlâ Orda mısınız?’

Eskiden fikri anlamda birbirimize çok yakın olup da, en azından cahili sistemler karşısında o temel  Tevhidi duruşu; asla uzlaşma kabul etmeyen, bir akidevi netlik ve bu duruşu hiçbir konjonktürel sistem-içi  kazanımlar (Basit esneme/gelişme)den dolayı bozmaması gerek müslümanların, bir kısmı eski duruşlarını bozmuş görünüyorlar. Sistemin kendilerine sunduğu! Veya değişip, dönüştüğünü sandıkları birtakım ‘hak ve özgürlük’ çerçevesinde elde ettikleri ve edeceklerine göre durum belirlemeye başladılar sistem içi iktidar/ iktidara payende olmak mücadelelerinin adeta bir parçası haline geldi, İslam dışı batıl kavramlar içselleştirilip meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu Müslümanlarla artık birçok temel konuda ayrı düştüğümüzü ne yazık ki görüyor ve üzülüyoruz. Bulundukları kulvardan başka bir kulvara geçmelerinden olsa gerek, eskiden durdukları yeri/konumu beğenmeme, aşağı görme, ilerleme kaydedemedikleri, tekamül etmeden önceki halleri olarak görüp, tepeden bakarak; ‘biz sizin bulunduğunuz yerleri çoktaan geçtik, siz hala orada mısınız?’ demelerine karşın  biz de onlara; ‘geri dönün, kendinize yazık etmeyin, tevhidi çizgide akidevi duruşunuzu bozmayın, Allah resulünün metodu bu değildir, bu gidişatınızda Allah’ın rızası yoktur, kendinize ve sizden sonra geleceklere kötü çığırlar açarak yazık etmeyin, bizler mümin olarak her halimizle farklı olduğumuzu göstermeliyiz, bu din hayatın her alanında bize rehber olduğunda, haramlardan uzak durduğumuzda ancak Allah’ın rızasını   kazanabiliriz’… dediğinizde; çok yol aldıklarını sananlar, sistemin nimetinden nasiplenenler ‘siz hala orada mısınız?’ diyorlar.

‘Evet biz hala buradayız. Sistemlere karşı akidevi duruşumuzu hala bozamadık, bu konuda henüz daha evrilemedik, sisteme payende olup sırnaşamadık, yönümüz, gönlümüz hala Kabe’ye dönük, oy vermemenin, koyvermemek olduğunu anlayamadık, ‘aktif iyi’ diyerek cahili sistemin desteklemesine fetva veremedik, “haklar ve özgürlükler” konusunda sistemlere hala mesafeliyiz, İslam’ım iktidar/hakimiyet iddiası olduğunu hala savunuyor-evrenseldir diyoruz, İslam’ın olmadığı yerde hak ve adaletin olamayacağına kaniyiz, siz nasıl oldu da bunları atlayıp geçtiniz her şeyin oradan başladığına inanıyorken? Aziz İslam’ın ‘Tevhid akidesi’nden nasıl vaz geçtiniz?’ Kardeş, daha dün sizlerde; cahili sistem/despodik düzen/tiran/tağut… diyordunuz. Ne oldu ne değişti “güneşe göç var da” bizim mi haberimiz yok. Sistem aynı cahili sistem (Laik Demokratik) ve aynı düzen. “Hamam da aynı kubbe de” ama, tellak değişmiş galiba’ (!)

Bu kardeşlere şunu bir kez daha hatırlatmak isteriz: Tevhidin temelinde hükümranlık iddiası vardır ve bu egemenlik hayatın her alanını kapsar, her şeye rengini o verir.  ‘La İlahe İllallah’; Allah’tan başka İlah kabul etmiyorum, Allah’a ait olan alanları, gasp edenleri reddediyorum demektir. Bu ifade başlı başına hükümranlık ifade etmiyor mu? Bizler ya bu ifadenin ne olduğunu bilmiyor, ya da ilah kavramının neyi içerdiğini kavrayamıyoruz (!)

Kur’an’da “Allah ile birlikte başka bir ilah” ifadesi, dokuz ayette ve tamamı Mekki surelerde geçmektedir. Ve bu ayetlerin dördü doğrudan Muhammed (as) tehdit mahiyetindedir. “Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve hor görülmüş olarak kalırsın.” (İsra 22,23,39,) “Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha yalvarma. O’ndan başka ilah yoktur. O’ndan başka her şey yok olucudur. Hüküm O’nundur. Ve O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas 88, Şuara 213) Bu ayetlerdeki sert ifadeler direk Allah resulünü muhatap alması yanında, aynı zamanda ona tabi olanlara da parmak sallayarak bir uyarıdır…!

Peki ‘İlah’ nedir? En kapsamlı anlaşılır ve yalın anlamıyla; hayatı ve her şeyi düzenleyen, kurallar belirleyen/koyan ve kendisine ‘köle’ olunandır. Yaşadığımız hayatı kim belirliyor, kuralları kim koyuyorsa, kimin düzenlediğini zannediyor, kime kölelik yapıyorsak ilahımız da o oluyor demektir. ‘İlah’ İslam’ın en temel ve başta gelen kavramlarından biridir.

Bi’setin onuncu yılında Muhammed (as) amcası Ebû Talib hastalandı. O ölüm döşeğindeyken müşrik liderlerden oluşan bir grup ona geldiler. Ondan yeğeniyle aralarını bulmasını istediler. Ebû Talib Allah Resulü’nü çağırttı. Ona hitaben: “Ey kardeşimin oğlu! Bunlar kavminin eşrafıdır. Seninle konuşmak istiyorlar.” dedi. Hz. resul de: “Ne istiyorlar?” diye sordu. Onlar: “Sen bizi ve ilahlarımızı bırak, biz de seni ve ilahını bırakalım.” dediler. Bunun üzerine Resülullah onlara: “Size bir kelime söylesem, onu kabul ettiğinizde tüm Araplara hükmetseniz ve Acem de size boyun eğse istemez misiniz?” karşılığını verdi. Ebû Cehil heyecanla: “Ey kardeşimin oğlu söyle, sen söyle biz onu on kez söyleyelim.” dedi. Bunun üzerine Allah Resülü “La ilahe illallah dersiniz ve Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeyleri söküp atarsınız.” buyurdu. Orada bulunanlar bunu duyunca yüz çevirdiler ve şöyle dediler: “Ey Muhammed, bütün ilahları tek bir ilah mı kılmak istiyorsun?” diyerek kalkıp gittiler. Demek ki, Mekke’nin müşriki ‘ilah’ kavramının ne anlama geldiğini çok iyi biliyor…

Dolaysıyla bu kavram anlaşılıp kavranmadan İslam da anlaşılmaz. Bunu da anlamanın yolu, dinin temel kaynağı, şaşmaz doğru olan Kur’an’a müracaat etmekle olur.

“Bu Kur’an, kendisiyle uyarılmaları, Allah’ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.” (İbrahim 52)

Kur’an’a göre, ‘İlah’; kişinin kendi nefsi de/heva ve hevesi de olabilir. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan 43)Allah indinde meşrû olmayan, canının her istediğini yapmak, Allah’ın emirleri karşısında istek ve arzuları çakıştığında, Allah’ı es geçip heva ve hevesin arzularını yerine getirmek, onu hayata hâkim kılmak, bu ayet hükmünce kişi kendi nefsini  ‘ilah’ edinmiş olur.

Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.” ( Maide 49, Rad 37)

Allah’ın emrine uymayıp, keyfine, istek ve arzularına göre yaşamak hevayı ilahlaştırmaktır.

İlah, kendisine dua edilen, istek ve arzularda bulunulan da olabilir. “Onlar, Allah’la birlikte başka bir ilaha dua etmezler. Allah’ın haram kıldığı canı geçerli bir neden olmadıkça öldürmezler. Zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günaha bulaşmış olur.” (Furkan68, Nemil 62)

“Bana duâ edin, size karşılık vereyim.” (Mü’min 60)

“O’ndan başka duâ ettikleri onlara hiçbir şeyle karşılık veremezler.” (Ra’d 14)

Kur’an-ı Kerim baştan sona Allah’ın tek hâkim, tek egemen ve tek kanun koyucu olduğundan bahseder. Şu ayetleri de hatırlatmakta yarar vardır. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Dikkat edin! Yaratmakta (yarattıklarına) emretmek (hükmetmek) de Allah’a aittir.” (A’raf 54)

“Egemenlik/hâkimiyet yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf 40)

 “O, hâkimiyetine hiçbir kimseyi ortak etmez!” (Kehf 26)

Bela ve musibetlerden koruduğuna inanılan herhangi bir şey.

Yardım edilecekleri (Yani ilahların kendilerine yardım edecekleri) ümidiyle Allah’tan başka ilahlar edindiler.”  (Yasin, 74)

Ayetlerden anlaşılmaktadır ki, cahiliye ehli, ilah olarak niteledikleri varlıkların kendilerini desteklediğini, musibet ve belalardan koruduğunu ve onların himayesinde korku ve zarardan mahfuz kaldıklarını düşünüyorlardı.

Görüldüğü gibi tüm bu ayetler hâkimiyetin, egemenliğin ve kanun koyma hakkının yalnızca Allah’a ait olduğunu ifade etmekte ve bu noktada çok net bir yol çizmektedir.

Yine bu konuda üstat Mevdudi şöyle der, ‘ O halde uluhiyetin temel esası egemenliktir. Bu egemenlik, ister kâinat nizamı üzerinde olağanüstü bir nitelik arz eden bir anlamda düşünülsün; isterse dünya hayatında, insanın onun hükmü altında olduğu ve yalnızca o hükümlere uymak zorunda bulunduğu manasında alınsın, değişmez.’ (Kur’an’da Dört Terim s 6)

Hakimiyeti Allah’ta görenler, Onun hükmüne razı olmak, başka hüküm koyucuları tanımamak zorundadırlar. “Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah’tan daha güzel olan kimdir?” (Maide 50)

Bu ‘ilah’ herhangi bir otorite, kurum da olabiliyor.

Ant olsun ki, Biz, her ümmete, Allah’a kulluk etmeleri ve tağuttan uzak durmaları için bir resûl gönderdik. Allah onlardan bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.” (Nahıl 36)

Tağut; Allah’a isyan etmek, haddini aşmak anlamına gelen ‘tağa’ kökünden türemiştir. Azgın, sapkın, kötülük önderi, zorba, şeytan, put, kâhin; Allah’ın buyruklarına itibar etmeyen kişi ve kurum anlamına gelmektedir. Nitekim ‘tağutu’ inkâr edip, hiçbir uzlaşmada bulunmayıp ona rest çekmeyen gerçek manada iman etmiş olamaz . İman etmenin şartı; Allah’ın hükmü karşısına dikilip “BEN” diyen her şeye “LA” demeden, iman olmaz.

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırt edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah’a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara 256, Zümer 17) Allah’ın ipine (Kur’an) tutunan başka iplere itibar etmez. Çünkü onların çürük ve sahte olduğunu bilir. “Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz inkâr edenler kurtuluşa eremezler.” (Mü’minun 117) Halbuki, bu surenin ilk ayeti “Mü’minler kurtulmuştur” diye başlar ve Mü’minlerin kurtuluşuna sebebiyet veren özelliklerini sayar…

Tuğyan eden, tağut taraftarları, her zaman iman ehliyle bir mücadele halindedir.

Dolayısıyla iman ehli de bunlarla mücadele etmek zorundadır. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.” (Nisa 76)

Bu tuğyan, Karar verme, hükmetme mercii de olabilir.

Görüyor musun? Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürenleri! Tağuti yasalarla yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara, onu (red) küfretmeleri emredilmişti. Zaten şeytan onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor. (Nisa 60)

Allah’tan başka herhangi bir şeye “ilahlık vasıfları”ndan birini atfetmek; Şirktir, sapkınlıktır, yalandır, iftiradır, haksızlıktır ve Allah’a saygısızlıktır. Onun için “Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, derin bir sapkınlıkla sapmış olur. “(Nisa 116)

Allah’a ait “ilahlık vasıfları”ndan birini, yahut bu vasfın bir cüzünü (bir kısmını) başka bir şeye vermek, onda görmek, o varlığı ilahlaştırmaktır; rızkı veren, yaşatan, öldüren, hüküm koymak (İslam’da da insanlar da hüküm koyar/ictiad eder ama hakkında nas olmayan alanlarda ve hududullah’a riayet ederek yapılır) mutlak manada helal, haram belirleyen, istekte bulunulan (dua) fayda ve zarar verebilen…bunları her hangi bir varlıktan bekler/görür/inanırsa, böylece Allah’a ortak koşmuş olunur. Çünkü Allah mutlak ilahtır ve tek ‘hak’ ilahtır. Şirk ise batıldır, Allah’tan rol çalmaktır. Rol yapanlar gerçek olanı değil de, ‘mış’ gibi yaşarlar.

Buraya aldığımız ve daha alamadığımız birçok ayetler hükümranlığın/egemenliğin sadece Allah’a ait olduğunu bize açıkça bildirmektedir. Bunca açık ve anlaşılır delillere rağmen, usulca cahili sisteme yanaşıp içerisine sızıp, demokrasinin ve laikliğin nerdeyse İslam olduğunu savunacak hale gelenleredir sözümüz! Aslında, maksadımız birilerini yaftalamak/damgalamak değildir. Bizler bununla görevlide değiliz. Meramımız hak sahibine hakkını teslim etmektir. Çünkü ‘hakkın hatırı her şeyden aladır.’ Birileri belki de bu hakikatleri unutmuştur diye, istedik ki, bir kez daha hatırlatalım. Çünkü, “Hatırlamak fayda verir.”  İman ettiğimiz kitabın (Kur’an) bir adı da hatırlatma (zikr) dir. Rabbimizin vahyini hatırlamada her zaman biz Mü’minler için ‘şifa’ vardır. Bizler aramızda sorun olduğunda ihtilaflarımızı ona göre çözmek zorundayız. Kitabın hükmü karşısında da bize düşen; “kalplerimizde burukluk duymadan” el bağlayıp, boyun bükerek “işittik ve itaat ettik” demek olmalıdır... Vesselam

“Aşırıya giden bir topluluksunuz diye size zikr (Kur’an)’le uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf 5)

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir