GenelYazarlardanYazılar

Sorulmayan Sorunun Cevabı

Ben yazılarımı kendime yazıyorum. İnsanlara ve onların düşünce dünyasına bırakıyorum. Dileyen alabilirken dileyen de reddedebilir. Asla dayatıcı değilim, olmam, olamam da.

İnsanlara bakıp düşünüyorum.!) inanılmaz (her tür çeşit çizgiden gidebiliyorlar.

Sağlıklı, sağlıksız, kuralsız ne olduğu belli olmayan çizgiyi izliyorlar.

Bu bir cürettir. Hakikaten cesaret ister. Korkarım, o kadar cesur değilim ki!

O insanlar kendi oyunlarını asla bozamazlar, emin değiller, yalpalıyorlar..

Benim de kendimce az da olsa okurum var. Fakat hiç bir basın organı “Benden bahsetmiyor. Biz hariç.

Ben bunu kendim, kendime yaptım. Egemenlerin dünyasına karşı (babam da dâhil) tavır aldım.

Yani Kuranı ve onun fiili pratiğini masaya koydum, gemileri yaktım. Köprüleri yıktım. Onlar da benim ve benim gibilerin onların hamurundan olmadığımızı anladılar.

Zor ve zorlu bir yolculuğa isyankâr olarak çıktım. Asiydim dik kafaydım (!)

Edebiyat üzerine bir şeyler yazmayacağım. Buna şimdilik gerek duymuyorum. Bu durumda şunu ifade edebilirim, başka bir şeyin zenginliği söze konu edilebilirse, edilir diyeceğim. O zenginlik vahiyden yana, istikamet yön ve yöntemdir.

Benim yürek dünyamın haritasını çizen de odur. Rotasını belirleyen de.

Belki biraz sıkıcı gelebilir, isteyen yazıyı okumaktan vaz geçip yok sayar. Değer vermeyebilir. Kimseye kınayacak gücenecek değilim, dedim ya “Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Okuduğunuz gibi yazı biraz acayip başladı, sanırım öyle de devam edecek. İyi bir edebiyatçı olmadığım için kelimeleri sürükleyici bir örgü ile sunamıyor olabilirim.

Düşündüklerimi nitelik bazında elde etmeye çalışıyor olmamdan sıkılan olması da gayet olasıdır. Dediğim gibi ” “Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Şu ifadeyi nasıl anlarsınız bilemem ama ” Söz sükûtu çoğu kez kirleten bir şeydir. Doğrudur eğridir tartışabiliriz. Sukuttan kastım “Tefekkür ise haklıyımdır. Hani onu terk edince bizi terk eden şey’in adıydı ya “Tefekkür.

Bu bağlamda susup dinlemek anlamak muhakeme etmek varsa, söz sukutu niye kirletmiş oluyor anlaşılıyordur.
Ne yani ben şimdi söz ustalarını mı beğenmiyor oluyorum.. Bana ne onlardan, zaten ben,

“Yazılarımı kendime yazıyorum.

Ben hakikatin hatırına inanıyorum, yalnız sahici gerçek reddedilemez onaylı hakikat. Gülmeden sorun da diyeyim.

Var mı?, kalmış mı öyle bir hakiki hakikat?

Egemen müstekbirlerin dünyasında çalıp oynayanlara bakarsanız yok. Olamaz da.

Gerçek güçlünün kâinatın tek hâkiminin yarattığı yalanlanamayan Vahiy dünyasına bakarsanız VAR.
İster reddedin ister kabul. Dediğim gibi ” Ben hakikatin hatırına inanıyorum ve,”yazılarımı kendime yazıyorum.

Hayat sahnesine seyirci olarak katılıyorum, gördüklerim hayranlık vermediği gibi utanç verici. Ortam kötü, herkes insanlıktan çıkmış. Benim de insanlıktan çıktığım oluyor, herkes gibi. Tabidir ki herkes zaman zaman çıkar.

Geri dönüş yapamıyorsak vahşet dediğimiz kapitalizmin dümeninde çark olmuşuz demektir.

Bu hayata neden müsaade ettiğimizi kime sorabiliriz ki?
Muhatabın düşünce dünyasına neşter olmak haddimize mi? Estağfurulah.

“Kaçıncı tekrar edişim saymıyorum ama ”  “Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Sizi bilmem, ben şiddet, baskı ve baskın bir sevgi ortamında büyüdüm. Bir halam vardı, rahmetli, beni Atatürk (!) diye severdi! Sevinir miydim..üzülür müydüm? Nötr.

Tanımadığım birini ne ile nasıl sever veya nefret ederdim. Buna bu zamanda ” tanımadan tanımlamak deniliyor.

Bu cümleyi seviyorum ki tuttum.

Ama zihnime nakş olan bir şey vardı. Sevgi ve nefret at başı mı gider?

Biraz öyle gibiydi. Bazı şeyler anlık. İnsanın hayatı genelde düz sayılır. Anlık sevgiler hüzünler geçici olarak hayatımızda zikzaklar çizebiliyor.

Hem size ne, değil mi? ”  “Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Biraz eskiye gidelim. Ama eski kafa demeyin gücenirim. Eskiyi özlemiyorum diyemem ama çok özlediğimi de söyleyemem.

O günlerin kabadayısı olmanın verdiği, kabadayı derken yanlış yorumlamayın sakın lafın gelişi korkak birinin korkusunu bastırması için kendine diktiği bir elbiseden ibarettir.

Lakin o günlerin ortam motiflerini anmak istersem, Kafa-kol, kavga namaz, aşk, öfke, oruç, intikam millilik vatancılık oyun eğlence ukalalık olabildiğince baskın.

Hal bu ki ben, tanıdığım bende, bunlar silik etkisiz işe yaramazdı. Neden ve niçinlerin cevapları değildi bunlar, kalabalığa karışmaktan da öte geçemedi.

Başınızı mı ağrıttım? Haklısınız.! Dedim ya! “”Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Sanki birilerini yazıyorum sanacaksınız. Hayır, toplumdan birini yazıyorum. Hani değil mi hepimiz biriz ya!

Etnik aidiyetimi hiç öne çıkartmadım. Diğerlerine de değişik gözle bakmadığım gibi. Benim onun bunun dahli olmayan bir aidiyetten kime neydi.

O halde bana ne idi ki. Dünyayı ırk üzerinden okumak hiç sevecen gelmedi. Tek okuma şekline ulaştığımda

“İşte bu! Dediğim gibi.
VAHİY öyle bir dokunuşla dokunuyordu ki yüreklere hançer gibi. Varoluşsal-lığın tek okuyuş biçimiydi O’

O şekilde okuyabilmek bir lütfü ilahiydi. Yıllar yılları bu şekilde kovaladı.

Özrüm kabahatimi aştı, mazur görün sıkıcı oluyorsam affedin.”Ben yazılarımı kendime yazıyorum.

Kendisi harika bir insan olan insandan bazı kesitleri anlatmaya çalışırken, bu sözün hatırı var. Ona bağlı olarak yazdıklarımı okumamak bence çok ayıp! ” SİZLERİ Sevdiğimi söylemez isem sevmek derdi beni boğar” diyor ya!

Yazar için biraz da böyle bir şeydir yazmak. Zorludur, sıkıntılıdır, uykularımıza katık olur. Rüyalarınızda okur yazarsınız. Uyku ve yazı.

Bu yazmanın yazarın terk edemeyeceği bir şeydir. Uyurken yazmak. Uykuda yazmak.

Tövbe Bismillah saçmalamaya başladın demeyin. Yazın da görün ,.Hem bize ne diyeceksiniz,hem yazıyı okuyacaksınız hem de beğenmeyecek iseniz “Ben yazılarımı kendime yazıyorum.dedim ya .

Toprağa kaç numara ayakla bastığımdan hiç bahsetmedim, sizi niye ilgilendirsin ki?

Şaşkın ördek misali. Tutunmak için neler var hayatta.

Kafamın içinde dolaşan kırk tilkinin kuyruklarının bir birine değmeyişi ilginizi çekebilir mi? Bilmem, Sanmam.

Sakın denemeyin kısa devre yaptırıp şalteri attırdığınızda sorumluluk kabulüm olamaz.

Bu iş öyle sıradan organizasyona benzemez. Eğitim lazım direniş lazım aykırı olmayı gerektirir.

Kalabalıklar içinde yalnızlığa razı olmayı gerektirir.
Tavsiye etmem.

Ben şimdi sizin için ne yazayım?

Nitelik, birliktelik son dönemde modası geçen şeyler olarak arzı endam ediyorken. Keyfilik değil, keyfiyet,

Demişken ney ile nasıl sorularının cevabı hayat kitabımızda mahfuz.

Onu kendimize okuduğumuzda, anladığımızda, yaşamaya azmettiğimizde O’ bize gereken dersi verecektir, verir.

Zahmet buyurup bu yazıyı okuduğunuz gibi, O’nu da okur musunuz? Lütfen okuyun. Bize değer katacağını biliyorsunuz.

Bu kadarını da sizin için yazdım. Hakkınızı helal edin.

Vesselam.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Allah’ın selamı ve bereketi üstünüze / üstümüze olsun inşallah….

    Hamdi beyin izahı çok kılcal bir zamane beynin ve yaşantınız adeta aynası gibi net ifade edilmiştir. Bu hususta Kendinize yazdığınızı kendimize de pay aldık, bir ileri bir geri aklımızın aklı ile akletmek dileği ile

    Allah’a emanet olun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı