GenelYazarlardanYazılar

Sorumluluk Bilinci ve Sorumluluklarımız(1)

Sorumluluk,  insan olmanın tabii bir sonucudur. İnsan sahip olduğu iradi donanımlar sayesinde tercih yapma özelliğine sahip tek varlıktır. Bu özellik, yaptığı tercihin sonucunda sorumluluk almasını da zorunlu kılar.

İrade, insanın seçim yapabilme potansiyelinin adıdır. Bu özellik onu tüm varlıklardan farklı ve ayrıcalıklı kılar. İnsan bu özelliğiyle “insan olma” bilincine erişir. İnsani meziyetler ya da meziyetsizlikler irade sayesinde varlık gösterir.

İradi seçimiyle bir seçimde bulunan insan, tercih ettiği inancın/düşünce sisteminin/dinin kendine yüklediği sorumlulukları yerine getirerek yaptığı tercihi şahsında somutlaştırır. Her inanç, düşünce sistemi veya din, kendini seçenlerin sorumluluklarını yerine getirmeleriyle varlık kazanır. Hiçbir tercih kuru bir iddiayla var olamaz.  O kendini tercih edenin hayatında yaşamak ister. Bu durum ilahi bir mesaj olan İslam için de beşeri düşünceler için de geçerli bir durumdur.

Örneğin; beşer aklının ürünü olan Demokrasi sistemi kendini tercih edenin hayatının her alanında var olmak istemektedir. İnsanın hem bireysel hem de toplum hayatına hükmetmek istiyor. Bunda anormal bir durum söz konusu değildir. Bu, yönetme talebi olan tüm sistemlerin doğasında vardır.

Meseleye İslam penceresinden baktığımızda da manzara pek farklı değildir. İslam, bir dünya görüşü ve bir hayat sistemi olarak kendini tercih edenlerin hayatlarının her alanına müdahale eden ve onlara sorumluluklar yükleyen bir Din’dir. İslam’ı tercih eden kişiler İslam’ın kendilerine yüklediği sorumlulukları yerine getiriyorsa İslami bir şahsiyetten ve hayattan söz edilebilir. İnancı kalbe hapsedip piyasaya uygun bir yaşantı ortaya koyan sadece kendini aldatır.

Mü’min olmak, sorumluluk bilincine sahip olmak demektirve sorumluluk bilinci mü’minlerin ayırt edici özelliklerindendir. Mü’minler bu evrende varoluşlarının nedenini, bu nedenin kendilerine yüklediği sorumlulukları bilen insanlardır. Onlar ‘başıboş’ bırakılmadıklarının bilincindedirler.  Bilirler ki, İslam insanlığın başlangıcından kıyamete kadar Allah’ın bütün kulları için uygun gördüğü hayat sisteminin adıdır.  Bu hayat sistemi hayatın tüm alanlarına hâkim olmak ve görünürlük kazanmak istiyor. Onu hâkim ve görünür kılacak olanlarsa ona gerçekten inananlardır. Mü’minler Allah’ın kendilerine yüklediği sorumlulukların farkında kişiler olarak bu sorumlulukları tereddütsüz yerine getirirler. Çünkü, Mü’min kimlik ve kişiliği ancak böyle kazanılır.  İman etmek ve İslam olmak, kuru bir iddia değil, bilinçli bir tercihin sonucunda gerçekleşen ‘emin olma hali ve teslimiyetidir.’  Böyle bir imana sahip olan ve İslam dairesine dâhil olan bu Din’in kendisine yüklediği sorumlulukların bilincindedir ve bu bilinçle sorumluluklarını yerine getirir. Toplumdaki mü’mince varoluşumuz/varlığımız İslam iddiamız pratik olarak ispatlandığı müddetçe toplumda hissedilecek ve bir etki bırakacaktır. Hayata yansımayan bir iman ve İslam iddiası sahtedir. Her şeyin sahtesinde olduğu gibi Müslümanlığın sahtesi de er-geç anlaşılır. İstiyoruz ki bu sahtelikten İslam zarar görmesin. Çünkü cahiller ve art niyetliler bu sahteliği kendileri için bir fırsata dönüştürmeye çalışacaklardır. Yani “Sorumluluk mü’minin şiarıdır.” bilinciyle hareket eden ve örneklik ortaya koymanın zorunluluğunun farkında olarak davranmak mü’minler için bir zorunluluktur.

Şimdi temel sorumluluklarımızın neler olduğuna bir bakalım:

Doğru bir iman sorumluluğu, sorumluluklarımızın başında gelir.Her din insanları önce imana çağırır. Çünkü iman yüzde yüz değişimi beraberinde getiren bir eylem adıdır. O asla kuru bir kabul değildir. Öyle olsaydı, hiçbir akıl sahibi peygamberlerin davetine karşı gelmez, onlarla uğraşmazdı. Fakat Kur’an’ın tarihi bilgileri bize gösteriyor ki vahye karşı çıkanlar, vahyin / peygamberlerin kendilerinden neler istediğini çok iyi biliyorlardı. Önceki düzenleri / hayat farzları tamamen değişecek ellerinde bulundurdukları güç, imkân, yaşam tarzları değişecekti. Bunu bildikleri için tercihlerini inkârdan yana yapıyorlardı. İman eden kullar ise nefislerini Allah’ın iradesine ram ediyor, bedeli ne olursa olsun vahyin kendilerine yükledikleri sorumlulukları yerine getirmeye gayret ediyorlardı.

İman tam bir teslimiyet, bilinçli bir tercih neticesinde gerçekleşen bir eylemdir. Doğru bir iman, ancak Yaratıcı nasıl iman etmemizi istiyorsa onun istediğine uygun, belirlediği ölçüler içerisinde iman etmektir.

Mü’minin imanı tevhidi ilkeler çerçevesinde kabul edilmiş imandır. Çirkin her türlüsünden itinayla kaçan ve O’nun belirlediği ölçüler içerisinde gerçekleşen bir iman. Bu iman mutlak hâkimiyeti gerektirir. Doğru bir iman, doğru bir eylem demektir. İman düşüncenin / inancın temelidir. Temel ne kadar doğru ve sağlam olursa insan Allah’ı razı edecek hayatı yaşamaya hazır olur. Tevhidle şirk bir arada olamayacağına göre doğru iman Mü’min’in şirki görmesini ve ondan uzak kalacak bilinci de kuşanması sağlayacaktır. Vahyin iman edenleri “iman etme”ye çağırması, meselenin önemini ortaya koymaktadır. Bugün yaşamakta olduğumuz içinden çıkılamaz sorunları temelini doğru bir imana sahip olmamaktan kaynaklandığını özellikle belirtmek gerekiyor.

Doğru bir iman, doğru bir din tercihidir. İman bütünlüklü bir kabul ediştir ve de temeldir. İman nasıl bir hayatın yaşanması gerektiğini bize öğretir. Doğru bir iman Mü’minlerin temel sorumluluğudur. “ Mümin olma” tercihinde bulunan kişi kesinlikle bu temel sorumluluğun farkındadır. Doğru bir yaşam tarzı,  doğru bir imandan geçer. Allah’a kul olma bilincine sahipsek, Allah’ın kulları için uygun gördüğü ve sorumlu tuttuğu dinin, bizim için uygun gördüğü İslam’ın ve ‘onun temel sorumluluklarını yerine getirmeyi kabul etmişizdir demektir. Doğru bir imana sahip olmak, ona uygun hayatı yaşama sorumluluğunu da kabul etmek demektir.

İbadet Sorumluluğu da temel sorumluluklarımızdan biridir. İbadet sorumluluğu hayatı Allah için / O’nun adıyla yaşama sorumuluğudur. İbadet sorumluluğu Mü’min’in kul olma bilincine sahip olması ve amele/eyleme dönüştürme sorumluluğudur. Genel de beşeri dinler, özel de ise İslam keyfiliği asla kabul etmez. Her din müntesiplerine sorumluluklar yükler ve buna uygun yaşamasını ister. İbadet sorumluluğu, doğru bir iman sorumluluğunun doğal tezahürüdür. İmanı bilinçli bir tercihe dayanan kişi imanının gerektirdiği ibadet sorunluluğunu katiyen yerine getirir.

İbadet, Allah’ı razı edecek amellerin / eylemlerin tümünün genel adıdır. O, imanın yaşamdaki somut ifadesidir. İman bir iddia ise –ki öyledir- ibadette onun ispatıdır. Doğru bir iman, ibadet sorumluluğunun peşinen kabulü anlamına gelir. İbadet sorumluluğu, hayatı Allah’ın çizdiği / belirlediği rota da ikame etmektir. İman ibadetle anlam kazanır. İbadet sorumluluğunun ihmali Allah’ı razı edecek bir hayatında ihmali anlamlına gelir. Allah’ın kendisi için uygun gördüğü hayatı ihmal eden, elbette ki ihmal edilecektir.

Hem bireysel hem ailevi hem de toplumsal hayatımızda ibadet sorumluluğuna sahip olarak yaşamak imanımızın hayatta yankı bulması sağlayacaktır. İbadet bilinci, kişinin nefisini / benliğini rabbine ram etmesini gerektirir. Ailevi ve toplumsal ilişkilerinde İslam’ın tevhidi ilkelerine zarar verecek her türlü fahşadan uzak durdurur. Allah’ın koyduğu sınırlara riayette hassasiyet gösterir “uydum kalabalığa” basitliğinden uzaklaştırır. İbadet sorumluluğunun kendisine kulları değil, Allah’ı razı etmenin esas olduğunu gösterir. İbadet, sorumluluğa sahip olan her Mü’min hayatı kullar için değil Allah için yaşar. Dolayısıyla kulların kınamasında asla korkmaz korkmamalıdır. İbadet sorumluluğuna sahip olmak hayatı Allah için yaşamaktır. Çünkü ibadet usulleri yine Allah’ın Mü’min kulları için belirlediği iletişim şekillerdir. Mü’minler ibadetler aracılığıyla Allah’la iletişim kurarlar. Mü’minlerin Allah’la iletişimin sağlıklı olması ibadet / kulluk, bilinç ve sorumluluğunun olmasıyla mümkündür. İbadet Mü’minlerin sadece O’na güvenip ona dayanıp hayatı O’nun ölçülerine göre yaşamayı gerektiren eylemler bütününün adıdır. Dolayısıyla da hayatın bir anlamı ve ruh kazanması ibadet sorumluluğuyla mümkündür. Allah Kur’an’da kendisine nasıl kul olacağımızın yollarını belirlemiştir. Resul de bu konuda sahneye uygun örnekliği ortaya koymuştur. Bize düşen buna uygun hayatı yaşayarak şahitliğimizi yerine getirmektir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir