Genel

Suudi Arabistan nereye?

Veysel Kurt/Fikriyat

Geçtiğimiz hafta Trump düzenlediği bir miting sırasında Suud Kralı ile aralarında geçen bir diyalogu açıkladı. Oldukça alaycı ve aşağılayıcı ifadelerle Suud kralından nasıl para kopardığını anlattı.

Bu olay üzerindeki tartışmalar soğumadan gazeteci Cemal Kaşıkçı basit bir evrak almak amacıyla girdiği İstanbul Başkonsolosluğu’nda kayboldu ve hala kendisinden bir haber alınamıyor.

Bu iki olay Suudi Arabistan’ın içine düştüğü açmazları oldukça çarpıcı bir şekilde gösterdi.

Bölgenin en büyük petrol kaynaklarına sahip olmasına ve en büyük üretici konumunda olmasına rağmen on yıllardır sahip olduğu ekonomik kaynakları kendi halkı için genel bir refaha tahvil edebilmiş değil.

Öte yandan Mekke ile Medine’den dolayı İslam dünyasında sahip olduğu cazibeyi İslam dünyasının hayrına olabilecek bir çıktıya da dönüştüremedi.

Ne bir devlet olarak kendi kendine yeten bir konuma gelebildi ne de kendi güvenliğini sağlayabilecek bir güce erişebildi.

İran’la birlikte girdikleri tehdit sarmalından bir türlü kurtulamadı. Bu sarmaldan ise en fazla faydalananlar ise Amerikan petrol şirketleri, silah firmaları ve Batı borsaları oldu.

Suudi Arabistan İran’dan yana tehdit hissettikçe petrol gelirlerini daha fazla silaha yatırdı. AR-GE, eğitim, sosyal refah hak getire.

Bunlar on yıllardır değişmeyen gerçekler.

Bu durumu ABD’nin Ortadoğu politikaları ve Suud’la kurduğu ilişki ile analitik bir düzeyde ele almak, açıklamak mümkün. Ancak sonuç maalesef değişmiyor.

Son yıllarda bir değişim ve reform süreci için önüne açılan imkanları değerlendirmek bir yana benzer illüzyonlar ile kendisi için daha ciddi ve somut tehditler yaratacak bir şekilde değerlendirdi.

Halkın değişim taleplerini daha rasyonel, daha refah odaklı, verimli eğitim politikaları geliştirmeye dönük bir sürece dönüştürmektense paranoyak bir varoluş kaygısı ile karşıladı.

Geldiği noktaya kısaca bir göz atalım: Otuz yıldır kendi uydusu konumundaki Yemen’de saplandığı bataklıktan çıkamayan, BAE’nin ne amaçla ve kimin adına yürüttüğü kirli operasyonların peşine takılmış, ABD’ye daha bağımlı, kendi içinde iktidar kavgası yaşayacak kadar kırılgan, kendi eliyle kurduğu KİK’i dağıtan bir noktaya geldi.

Bir başka deyişle bu kadar para harcamasına rağmen ne daha güvenli ne de daha müreffeh bir ülke haline geldi.

Çok katı bir mezhepçi reelpolitiğin peşinden giden İran’a karşı para ile satın alınmış bir güvenlik anlayışına teslim oldu.

Şimdilerde yüzlerce milyar dolarlık silah anlaşmaları yapması ve bir o kadar miktarı Amerikan borsalarına akıtması da yetmiyor artık. Bu sahte ve değersiz güvenlik illüzyonunu devam ettirirken bir de ABD başkanı tarafından hakarete maruz kalıyor.

Geldiği noktada sahip olduğu gücü kendi vatandaşlarına karşı kullanmanın ötesine gidemiyor. Ekonomik gelirleri, İngiltere ile doksan milyarlık anlaşma karşılığında muhalif bir prensi ülkeye getirmeye yarıyor. Ya da Cemal Kaşıkçı örneğinde olduğu gibi basit operasyonları eline yüzüne bulaştırması ile sonuçlanıyor.

İran’a karşı olabilecek tehdidi paranoyakça bir seviyeye gelmişken Türkiye topraklarında anlamsız operasyonlara girişiyor. Konsolosluğun teknik anlamda kendi toprağı olması bu gerçeği örtmüyor.

Kısacası Suudi Arabistan bir sarmalın içinde ve her gün bir başka krize neden oluyor. Dolayısıyla ya soğukkanlılıkla bu sarmaldan çıkmanın yollarını arayacak ya da sahip olduğu petrol gelirlerinin bile telafi edemeyeceği yeni tehditlerle yüz yüze kalacak.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close