GenelYazarlardanYazılar

Tahmin-i- İman. (!)

İstiyorum ki, dünyayı avuçlarımın içine alıp yeniden şekillendireyim. İtiraz etmeyin hemen. Beğenmediğimden değil, ona hakkını verecek yeni şekillendirmelere gereksinim duyulduğunu düşünmüş olduğumdandır.

Tabi ki imkansızı istediğimin farkındayım.Hayal kurmama mani olmak kimin haddine.Yaşamak istediğim dünya bu değil ki?! Daha adil, daha hakkaniyetli, dengeli bir dünya. Düşünme biçimim belki fazla ütopik (hayali) gelebilir. Hayalperest de diyebilirsiniz.

Dünyayı anlamlandırma şeklim budur. Biraz içsel belki, bir hayli de dışsal faktörlerin etkisindendir bu anlamlandırma biçimim.

Yeni bir zihin modeli inşa etmek istiyorum. Diyeceksiniz ki, küçük at, serçeler de yesin. Biliyorum büyük işler, adı büyüğe çıkmış kişilerin işleri olarak zımnen patentlidir.

Layık görmeyeceksiniz. Hiç itiraz etmem, etmeyeceğim de. Kendi bulgularımı, kurgularımı şekillendirip zenginleştirmenin ötesinde bir şey de yapmayacağım. Belki bir gün birisi benim attığım ilk adımdan cesarete bu yolu ilerletir.

Bir zihin modeli inşa etmenin hayalinden önce, tıkanık zihinlerin ne gibi faktörlerden etkilenerek işlevsiz kaldığının tespitini yapmamız gerekiyor, nasıl bir zihinle, akılla muhatap olduğumuzu bilerek bir başlangıç yapabilmek için.

Yaşamımız boyunca aldığımız eğitimler, zihin modeller’imizin şekillenmesini sağlayan en etkin amillerden olarak gözlemlediğimiz bir gerçektir..

Zihinsel modellerimizin kaynağına baktığımızda, kimler nerelerde nasıl şekillendiriliyor. Düşüncenin şekillenmesi “doğal etkenlerden mi, “sonradan edinim mi, “eğitsel mi? sorularının da irdelenmesi gereklidir.

* Bizatihi aynel yakin olarak hayatı gözlemlediğimizde, eğitim-öğretim, ötekinin etkisi,kimilerinin teşviki,tecrübe,geçmişin bilgisi, geleceğe dair kurgu,hayallerimiz “zihin modellerimizin şekillenişinde etkendir.

**İnsan ve eğitim: Eğitim aileden başlarken belki biraz da genetik şekillenmelere maruz kalır. Ailede bilgi hangi kanaldan yerleşmiş ise o kanalın veya disiplinin etken olduğu vakıadır. Geleceğe dair reçeteler bu eğitimle şekillenirken zamanla onu pekiştirecek eylemlere maruz bırakılır.

Biz burada toplumsal bir vakıanın tespitini yapabilmek adına, ailelerin bilgi kimliğine göre şekillendiğini düşünerek, çeşitliliğini de seslendiren olabilmeliyiz. “Toplumda bu kadar çeşitli kültürel kimlik nereden nasıl üretildi.” sorusu da bir miktar cevaplanmış olur.

“Zihin modellerimizin şekillenişi, ülke genelinde verilen eğitim öğretim düşünüldüğünde, tek tip olması gerekirken, mesleki alanların dışında çok çeşitlilik ortaya koyması “Aile ve yakın çevre” eğitim modelinin etki alanında kalmakta olduğu vakıa.

Yörelerde ki, bölgelerde ki çok sesliliğin son dönemde sosyal medyanın etkisi ile de daha da arttığını görmekteyiz. Etnik aidiyetlerin kendi kültür havzalarını korumalarının doğal sonucu olarak da yeni modellerin ortaya çıktığını gözlemlemekteyiz.

Kültürel aidiyetler o kadar güçlü derinlerde ve kalıcı bir şekilde yerleşiktir ki; yaşamdaki deneyimlerimizi modellere uydurmaya çalışırız. Bu durum sağlıklı düşünmemizi ve sağlıklı yorumlarda bulunmamızı engelleyerek, bizi sınırlı ve işlevsiz bir geleneksel modele mahkûm eder.

Bu saplantı bireysel ve toplumsal bazda; düşünsel kör noktalar oluşturur. Biz ruhsal ve bilişsel bir körlükle bu sınırlı inançlara, korkulara çarpa çarpa yaşamda ilerlemeye çalışırız. Bu noktadayken yaşamda sağlıklı adımlar atıp, kayda değer ilerlemeler gerçekleştiremeyiz.

Araştıra soruştura,  Bizi kimin kurguladığını sorma cesaretine eriştiğimizde, zihin dünyamız genel emperyalist/oryantalist çerçeve tarafından ele geçirildiğini gördüğümüzde bizde şok etkisi yapacaktır. Dilerim uzun sürmez.

Bize enjekte edilen bilgilerin kaynağı, üç aşağı beş yukarı aynı merkezden türetilmiş olduğu ğerçeği, bu gün bilginin peşinde koşan, objektif okuma ve yargıya sahip olanlarca bilinir hale gelmiş olmaktadır. Bilginin siyasal, ideolojik, ulusal ve resmi olarak araçsallaştırılmasının sonucu, ‘netlik’ ortaya çıkmıyor, gerçekte neler olup bittiğini anlamakta / anlatmakta zorluk çekiyoruz.

Eğitimimiz ezber ve hafıza karşıtlığına-karışıklığına feda ediliyor, günübirlik konformist yaşayan bireylerin önceliklerine feda ediliyor. Burada salt ezberciliği savunmak durumunda değilim. Görsellik ve uygulama alanlarında da mahir olmak şartı ıskalanmamalıdır.

Hafızanın insanda depo görevi yaptığını görmezden gelemeyiz. Hem insanın hem de tarihin deposu boş bırakılamaz. Aksi halde bu gün olduğu gibi derinliksiz bir nesil inşa edilir. Kolektif bilginin oluşumunda hafıza, ” Zihin modellerimizin şekillenişine tahminlerin ötesinde bir yeri vardır.

Şu metne bakalım:

“Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,

kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.

Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.

Ardakai hfralerin srısaı krıaşık oslada ouknyourumş.

Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil btüün oalark oykuorumuşz.”

-Bakın nasıl da düzgün okudunuz, ilginç değil mi? Bu metni okuyabilmemiz hafıza sayesinde mümkün olabilmektedir.

Asıl olan anlamak ve yorumlamak. Burada dile getirmek istediğimiz bilgileri ezberleyip orada kalmayı tasvip etmek değil elbette. Asıl olan anlamak ve yorumlamaktır. Ama anlamayı ve yorumlamayı da ancak hafızadaki malzemeyi kullanarak yapabiliriz.

Geleneksel zihinlere bir kaç örnek verecek olursak; bu zihinler, etiketlerle düşünür: ‘Sağcı, Dinci, Komünist, Kürtçü, Türkçü, Laik-ulusçu-vatancı, sofi muhafazakâr… Etiketler yapıştırılır ve düşünme eylemi orada biter. Ön yargı, peşin hüküm, ön kabuller, insanlığın zihnine yerleştirilmiş. Bu fikirler, atomu parçalamaktan zor fikirlerdir.

Ülke, bölge, aile, etnik aidiyet havzalarında yetişmiş fertlerin, düşünce esaretinden kurtulmaları oldukça zordur; ancak imkânsız da değil.

İman-ı Hakikiye ulaşmak isteyen taliplerin yukarıda çizilmiş olan sınırları aşmak, en azından zorlamak, test etmek, muhasebesini yapabilmek için doğru bilgi kaynağını hiç durmadan eleştirel, sorgulayıcı, yaşama aktarma amacı ile metodik olara okumak zorunluluğu vardır.

Bunun için sahih bilginin ve sağlamasının yapılabilmesi elzemdir. Bu bağlamda kısa bir tetkik metodu ile bitireceğim.

Bir şeyin bilinebilirliği; akıl, vakıa (olay), duyularla müşahede ve o konu hakkındaki sabık bilgi,birikim,..

İlk üç maddeye evet ancak son maddeyi yok sayan dünün sosyalistleri idiler. Bu günde aynı kafanın ürünlerini görmek insanı sıkıntılandırıyor.. Siz görmezden gelin.

Geçmişin bilgisi konu ne olursa olsun neye bağlanırsa bağlansın teoride kalmış olamaz.. Atomun nasıl parçalandığı, pratize edildiğinin formülü bilinmiyor iddiası bu düşünceden  kuru bir iddiadır.

O halde inanacağımız “şey”lerin tetkik, tahkik, muhakeme, mukayese edilerek “tahmini “ değil “ “tahkiki, hakiki imana ulaşması için elimizde bulunan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesi, objektif, yansız olarak sağlıklı bir okuma gerçekleştirmek gerekli ön şarttır.

Aksi taktirde, bu toplum, ‘her daldan bir çiçek’ misali, önüne konan ne varsa, eğriliğine doğruluğuna bakmadan, çevre faktörlerinin etkisi ile kabullenmek durumunda kalacaktır. Sağlıksız yapılanmaların devamına onay anlamına gelen/ gelebilecek olan bu ‘şekilselciliği terk edip, vahyin yönergeleri ile hareket etmek ve düşünce merkezimize “Yalnız Allah’ı yerleştirerek Tevhidi eksende okuyup anlamak ve yaşamak” amacımız olmalıdır.

Vesselam.

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close