Genel

Tahran’ın Suriye’deki kırmızı çizgisi Şii ekseni

Karar

İran uzmanı Cemalettin Tasken, ABD’nin hamlesiyle karşı karşıya kalan Tahran’ın, Suriye krizine yönelik son dönemdeki yaklaşımını ele alıyor.

 

Çatışmaların şekillenmeye başladığı 2012 Haziran ayı içerisinde BM Güvenlik Konseyi Suriye özel temsilcisi Kofi Annan, Tahran’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret Tahran’ın bölgedeki krizde arabulucu olma isteğini, Batı’ya iletmesi açısından önemli görülüyor. 1 Söz konusu ziyaret sırasında Tahran, Suriye’de esas çözümsüzlüğün muhaliflerin silahlandırılmasından kaynaklandığını ve muhalifleri destekleyen ülkelerin bu desteklerini çekmesi halinde sorunun çözülebileceği fikrini ortaya attı. Sorunun Suriye rejimi ile halkı arasında çözülmesi gerektiğini ifade eden Tahran, ülkeye Batı devletleri başta olmak üzere yabancı müdahaleyi kesinlikle kabul etmediklerini bildirdi. Tahran’ın önemle üzerinde durduğu; Suriye’ye yabancı müdahalenin yapılmaması gerektiği görüşüne rağmen ilerleyen süreçte IŞİD’le mücadele edilmesi gerektiğini de öne sürerek Rusya ve Çin’in Suriye meselesine dâhil olmasını talep etti. 

“İran’ın, Esed rejimini koruma konusundaki ısrarcılığının esas sebebi ülkedeki rejiminin devamını sağlayarak Şii ekseninde bir kırılma yaşanmasını engellemek.” 

İran’ın, Esed rejimini koruma konusundaki ısrarcılığının esas sebebi ülkedeki rejiminin devamını sağlayarak Şii ekseninde bir kırılma yaşanmasını engellemek. Tahran’ın bu amaçla yaptığı çağrılara ve uluslararası destek arayışına Rusya ve Çin’in yanı sıra Kuzey Kore’den de destek geldi. Bunun dışında İran, uluslararası destek sayesinde nükleer anlaşma (2015) öncesi kendisine uygulanan ambargonun etkilerini hafifletmeyi de amaçladı. Suriye meselesinin geneline bakıldığında, Batı destekli muhalefeti önceleyen diplomatik çözüm önerileri ve dış müdahale tartışmaları, Rusya ve Çin’in BM düzeyindeki veto haklarını kullanmaları ile sonuçsuz kaldı. Söz konusu krizde Rusya, Çin ve İran’a hareket alanı kazandıran en önemli etken ise ABD’nin Suriye konusunda ürettiği çözümlerin işlevsiz ve ürettiği söylemlerde kararsız olması.  

İran’ın bölgedeki etkinliğini arttıran en önemli olaylardan birisi ise Rusya’nın bölgeye gelmiş olması. 2014 yılının Haziran ayından itibaren IŞİD’in Irak’ta güçlenerek etki alanını Suriye’ye kaydırması, Rusya’nın Suriye muhalefetine olan yaklaşımını daha sertleştirmesinin önünü açtı. Esed rejimi ile olan tarihi ittifakının yanı sıra Çin ve Rusya’dan aldığı destekle birlikte Tahran, krizde Esed’siz bir çözümü reddeden tutumundan vazgeçmedi. Fakat bu süreç Tahran’ın değil Moskova’nın etki alanını arttırdığı bir süreci de beraberinde getirdi. Hiç şüphesiz bu birliktelik Rusya’nın Suriye’deki askeri danışman düzeyindeki varlığını 2015-Eylül ayında yaptığı askeri sevkiyatla daha önce hiç olmadığı kadar arttırdı. Moskova’nın bu varlığının temel sebeplerinden birisi de Rusya’da önemli temaslarda bulunan İranlı üst düzey komutan General Kasım Süleymani’nin bölgede aktif hale gelmesi gerektiği hususunda Moskova’yı ikna etmiş olma ihtimalidir. Bundan sonraki süreçte İran’ın bölgedeki varlığı Rusya denkleminde şekillenmeye başladı. Rusya ve İran birlikteliği, Viyana Konferansı’nda Suriye’de muhaliflerin bir kısmının sağladığı anlaşma ile de görülebileceği üzere Esad’ın statüsünü tartışmaya açmaktan uzak kalarak varlığını devam ettirmesini sağladı. Bölgedeki Rusya’nın aktif varlığı ve muhalif grupların uluslararası toplantılarda temsil edilememesi, bölgedeki krizi çözmekten ziyade daha da derinleştiriyor. Bunun en son örneği Cenevre’de yaşandı. Rusya’nın varlığı, muhalefetin dağınıklığı ve Suriye krizine yönelik Avrupa ülkelerinde yaşanan anlayış değişikliği, o dönemde girişilen çözümün önünü tıkayan etkenler. 

Suriye’de kaynayan kazan, sadece silahların patladığı bir coğrafya olması bakımından değil, küresel sistem açısından da ciddi sonuçlar doğuracak bir olaylar zinciriyle yüz yüze kalındığı bir yer olarak dünya gündeminde. Ülkeyle ilgilenen küresel ve bölgesel güçler, Suriye’nin geçmişte ve bugün olduğu gibi gelecekte de kendilerini meşgul edeceğini fark etmiş durumda. Bu farkındalık, bölgeye dair gelişmelerin yorumlanması bakımından yeni bir aşamaya geçilmesini de gerekli kılıyor. İnsanlık tarihi, kriz dönemlerinde ciddi problemleri diğerlerinden hızlıca ayırarak ilgiyi ve kaynaklarını, yerindelik esasında tahsis edebilmenin ne kadar büyük ihtiyaç olduğunu yeniden hissettiği bir dönemi yaşıyor. Ancak, bu kaygıyla hareket ederken odak dağılmalarının yol açacağı yanlışlar sarmalına kapılmamak için dikkatimizi de diri tutmalıyız. Örneğin, “aciliyetler” listemizi yalnızca bizden hemen somut reaksiyon bekleyen aktüel başlıklarla doldurmamalıyız. Bunun yerine, karşımızdaki manzarayı analitik maksatlarla belirli temel düzeylere ayırıp farklı seviyelerdeki meselelere “aciliyetler” listesinde kendi ritimlerine uygun bir takvimlendirme ile yer verebilmeliyiz. Bu minvalde bölgenin geleceğine dair bazı tahminler şu şekilde belirlenebilir: – Her aktör, muhtemel senaryoları kendi çıkarları, hedefleri, gelecek vizyonu vb. bakımlarından tahlil edip, hangi müdahaleleri yapması/yapmaması gerektiğine karar vermeye çalışıyor. 

– Bundan sonraki süreçte bölgesel ve küresel aktörlerin somut hamlelerinin daha da sürat kazandığı bir dönem giriliyor. 

– İran bölgedeki gelişmeleri kendi devriminin bir tezahürü olarak göstermiş, bölgedeki kaostan ideolojik kazanç devşirmeye çalışmıştır. 

– Tahran’ın, Arap Baharı’na verdiği tepkilerin ülkelere göre değişiklik göstermesi, İran’ın model ülke olma iddiasıyla çelişmekte. – Esed rejimi, İran tarafından bölgesel nüfuzunun ve sürdürdüğü siyasetinin teminatı olarak görülmekte. 

– Suriye krizi çok aktörlü bölgesel bir kriz haline geldi. Dolayısıyla, ülke içindeki iktidar mücadelesi, bölgesel aktörlerin politikalarıyla paralel ilerlemekte. 

– Tahran, 2011 yılından itibaren Suriye’ye verdiği geniş çaplı destek sonucu elde ettiği kazanımları, Rusya’nın askeri müdahalesi yoluyla sağlama almış görünse de Rusya’nın müdahalesi İran için askeri ve siyasi riskler de barındırmakta. 

– Hizbullah ve İran’ın Suriye’deki asker-milis kayıpları, iki ülkedeki Şii nüfusun da tepkisini çekmekte ve İran muhalefetinin eleştirisini arttırmakta.  

– Suriye, Irak ve Bahreyn politikası dolayısıyla ilişkilerinin gerginleştiği Suudi Arabistan’a karşı Yemen’de Husilere verdiği destek İran’ın cephesini genişletmekte. 

– İran süreç içerisinde Suriye’deki askeri varlığını resmi olarak kabul etmeyerek Suriye’deki örtülü operasyonlarına devam edecek.  

– ABD’nin bölgedeki IŞİD ve El Nusra benzeri örgütlerle mücadele konusunda İran’la örtülü bir işbirliğine girdi. 

– İran, milis desteği ve ekonomik kaynaklar bağlamında Esed rejimini desteklese de bu destek, rejimi bundan sonraki süreçte ayakta tutacak mahiyette olmayabilir.  

– Rusya’nın askeri müdahalesi ile İran, Suriye’deki ağırlığını ve belirleyiciliğini kaybederek Rusya’nın etkisi altında kalarak kendi taleplerinden taviz vereceği bir sürece girdi. 

– Rusya, çevreleme politikasıyla bölgedeki ABD varlığına ortak olma adına önemli başarılar kazandı. 

– Ankara’nın son iki yılda gerçekleştirdiği başarılı askeri operasyonlar, olası federatif yapılara bir cevap niteliği taşımakta

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir