GenelYazarlardanYazılar

Tarihsel Olduğu İddia Edilen Ayetler Üzerine (3)

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliklerdir, bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide/90)

“Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi, Allah’ı hatırlamaktan ve salâttan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Maide/91)

“Ey iman edenler! Görmediği halde, Allah’tan korkan kimseyi belirlemek için Allah sizi, ellerinizin ve oklarınızın ulaştığı avla dener. Bundan sonra kim sınırı aşarsa, onun için elim bir azap vardır.” (Maide/94)

“Ey iman edenler! İhramlı iken av hayvanını öldürmeyin. Sizden kim bilerek onu öldürürse, cezası, içinizden adalet sahibi iki kimsenin hükmüyle, Kâbe’ye ulaştıracağı öldürdüğüne denk, kesimlik bir hayvandır. Ya da yoksulları doyurma karşılığıdır veya buna denk bir oruçtur. Böylece işlediğinin vebalini tatsın. Allah geçmişte olanı affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa Allah ondan hesap sorar. Allah üstündür, hesap sorucudur.” (Maide/95)

“Deniz avı ve yiyeceği, hem sizin, hem de yolcuların yararlanması için size helâl kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz sürece size haram kılınmıştır. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı takvalı olun.” (Maide/96)

Maide/90-91. ayette de bahsedilen bir kumar çeşidi olan meysir için, önceki bölümde Bakara/219. ayette bu konu hakkında şöyle izahta bulunduk:
Ayetteki kumarı ifade eden “meysir”, veresiye alınan bir deve 10 veya 28 parçaya ayrılıyor, kurada kazananlar bu parçalardan alır, kura çıkmayanlar ise devenin parasını öderlerdi. Bu Kur’an’ın indirildiği dönemdeki bir kumar çeşidini anlatıyor diye ayetin tarihsel olduğu iddia edilmektedir.
Ayette, bir kumar çeşidinden bahsediliyor. Bu ayete göre diğer kumar çeşitleri kıyas edilerek Müslümanların bütün kumar çeşitlerinden uzak durmaları öğüt verilmektedir. Örneğin günümüzde toto, loto, at yarışı ve milli piyango gibi uygulamaların da kumar bir tür kumar olduğu gibi.
Maide/94-96. ayetlerde hac ibadetini ifa etmek üzere gelenlerin bugün beslenmek için avcılık yapması söz konusu olmadığından ayet tarihsel sayılmaktadır.
Ayette Allah’ın koyduğu şeaire saygı gösterilmesi emredilmiş, göstermeyenlere de yaptırımlar sıralanmıştır. Bundaki amaç ibadette lakayt davranışların önüne geçmektir. Allah’ın koyduğu şeaire her zaman saygı gösterilmelidir.

İhramdan sonra avlanabilirsiniz, ifadesi ise o zaman insanların hayatlarını devam ettirebilmesi rızıklarını avlayarak elde etmeleri bir zorunluluktu. Bugün insanlar hayatlarını devam ettirmek için avlanmaları gerekmiyor, hem de imkânsızdır, gereksizdir.

Günümüzde gıda endüstrisi gelişmiştir. Ayet beslenmek için rızık teminine dair yerelden bir örnek veriyor. Bunu güncellemek, evrensele taşımak uyarlamak ise Müslümanlara düşen bir görevdir. Ayet bugünde ihramdan sonra avlanmaya çıkmayı emretmiyor.

“Belli bir sıralamayla erkek ve dişi yavrulayanların (bahira), yemin sonucu salıverilenlerin (saibe), arka arkaya iki erkek doğuranların (vesıle) ve on kez döl veren erkek develerin (hâm) haram edilişini Allah onaylamıyor; inkârcılar Allah’a iftira ediyor. Onların çoğu akıllarını kullanmazlar.” (Maide/103)

Günümüzde bahira, saibe, vesıle ve hâm gibi hayvanların işaretlenip dokunulmaz kabul edilmesi söz konusu değildir. Bunlar Kur’an’ın nüzul sürecindeki bir kültüre işaret ediyor diye ayet tarihsel kabul edilmektedir.

Ayet Allah’tan başka kimsenin haram koyma yetkisinin olmadığını bir uygulama üzerinden beyan ediyor.

“Ey iman edenler! Sizden birine ölüm yaklaşınca, vasiyet ederken aranızdaki şahitliği, içinizden adalet sahibi iki kişi ile yerine getirin. Eğer yolculuğa çıktığınızda ölüm (emareleri) başınıza gelirse, sizin dışınızdan iki kişiyi şahit tutun. Onlardan kuşkulanırsanız, salâttan sonra onları alıkoyun ve “Akrabamız bile söz konusu olsa, yeminimizi hiçbir menfaat karşılığında değiştirmeyeceğiz ve Allah’ın emaneti olan şahitliği gizlemeyeceğiz, bunu yaparsak günahkârlardan oluruz.” diye Allah adına yemin ettirin.” (Maide/106)

“Eğer o ikisinin günaha düştükleri belli olursa, ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve “Bizim şahitliğimiz, bu ikisinin şahitliğinden daha doğrudur ve haksızlık yapmıyoruz, eğer haddi aşarsak o zaman zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.” (Maide/107)

Bu iki ayette vasiyet görevinin mahkeme ve noter marifetiyle değil de iki adil şahitle sonuçlandırma yoluna gitmek geçerliliğini yitirmiştir diye ayet tarihsel kabul edilmiştir.

Bu iki ayette vasiyeti yerine getirmenin biçimi (form) üzerinde değil, kuralı (norm) üzerinde durulmuştur. Normu gerçekleştirmek için zamanın ihtiyaçlarına göre formlar uygulanabilir.

“De ki “Yeryüzünde dolaşın, sonra da yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın.” (Enam/11)

Kur’an’ın nüzul sürecinde müşriklere yönelik olduğu belirtilen bu ve benzeri ayetlerin, günümüzde muhatapları kalmadığından ayet tarihsel olarak kabul edilmiştir.

Ayet bütün zamanlarda insanların peygamberleri ve onlara gelen vahiyleri inkâr ettiklerinde dünyada ve ahirette kendilerini nasıl bir son beklediğini bildirmektedir. Nüzul sürecinde müşrikleri uyardığı gibi sonraki zamanlarda da aynı davranışı sergileyenleri uyarmaktadır.

“O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulasınız diye size yıldızları var edendir. Bilen bir topluluk için biz ayetleri ayrıntılı olarak açıkladık.” (Enam/97)

“Sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar ve yolunuzu bulasınız diye nehirler, yollar yerleştirdi. İşaretler de yarattı; onlar yıldızla da yol bulurlar.” (16/15-16)

Ayetler nüzul sürecinde çöl şartlarında yol bulmak için kullanılan bir yoldur. Zamanında muhataplar için anlamlı iken günümüze hitap etmiyor diye tarihsel kabul edilmiştir.

Enam/97. Ayetin sonundaki “Bilen bir topluluk için biz ayetleri ayrıntılı olarak açıkladık.” ifadesinde de işaret edildiği gibi bilimin gelişmesi için Allah yarattığı varlıklara dikkat çekmektedir. Bu ayet teknolojinin çöktüğü/çökeceği zamanlarda da geçerliliğini koruyacaktır.

“Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir. “ (Enam/159)

Ayet Nüzul sürecinde dinlerini parça parça eden ehli kitaptan bahsedilmekte diye tarihsel kabul edilmektedir.

Ayet nuzül sürecinde onlara işaret edebilir. Ancak Allah ehli kitap üzerinden Müslümanlara da siz de böyle olmayın demektedir.

“Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki “Ganimetler Allah’ın ve resulündür. Eğer inanıyorsanız Allah’a karşı takvalı olun, aranızı düzeltin, Allah’a ve resulüne itaat edin.”(Enfal/1)

Ayet Hz. Peygamber döneminde ganimetlerin dağıtılmasıyla ilgilidir, dolayısıyla Hz. Peygamber hayatta olmadığı için tarihsel kabul edilmektedir.

Herhangi bir savaşta elde edilen ganimetler Hz. Peygamberden sonra devlet hazinesine devredilebilir veya Müslümanlara taksim yapılabilir. Sonuçta Hz. Peygamber de kendi payına düşenlerin çoğunu Müslümanlara dağıtıyordu.

“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlatın. Mesela; besili atlar. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size eksiksiz olarak ödenir ve siz zulme uğratılmazsınız.” (Enfal/60)

Öncelikle ayet yanlış çevrilmekte ve bu yanlış çeviri üzerinden değerlendirilmektedir. Ayetin başındaki ilk cümlenin çevirisi şöyledir: “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlatın. Mesela; besili atlar…” ayetteki (vav)’ın anlamlarından birisi de “mesela” demektir. Ayet günümüzde savaşta at kullanma mı kaldı diye tarihsel saymaktadırlar.

Atın normal hayatta da savaşta da hiçbir zaman değeri kaybolmaz. Mutlaka bir şekilde atlara ihtiyaç duyulur. Hem ayette sadece at besleyin denilmiyor. Kuvvet hazırlayın deniliyor. Örnek olarak ta at besleyin denilmektedir. Ayetin genelinde Müslümanlara güçlü olun emri vurgulanmaktadır.

“Ey Nebî! Mü’minleri savaşa teşvik et. İçinizden sabreden yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye, eğer içinizden yüz sabırlı kişi bulunursa, kâfirlerden bin kişiye gâlip gelir. Çünkü onlar kavramayan bir topluluktur.” (Enfal/65)

“Ne var ki, Allah sizde zayıflık olduğunu bildiğinden yükünüzü hafifletti. Sizden yüz sabırlı kişi olursa, onlardan iki yüz kişiye, eğer bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal/66)

Bu iki ayet bilek gücünün geçerli olduğu Hz. Peygamber döneminden bahsettiği, günümüzde ise teknolojinin hakim olmasından dolayı tarihsel kabul edilmiştir.

Her iki ayette de sabra vurgu yapılmaktadır. 65. ayette bir kişi on kişiye baş geldiği, 66. ayette ise bir kişinin iki kişiye baş geldiği vurgulanmaktadır. Davaya inanıp direnç gösterinde başarının arttığı, yılgınlık ve zayıflık gösterince başarının azaldığı bildirilmektedir. Yani iddia edildiği üzere bilek gücünden değil sabır gücünden bahsedilmektedir.

“Haram aylar bitince müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini tutun. Eğer tevbe edip salâtı yerine getirir ve zekâtı (:arınmayı) gerçekleştirirlerse onları serbest bırakın. Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.” (Tevbe/5)

Ortada ne haram aylar ne de haram aylarda anlaşmalarını bozan müşriklerle savaş var diye ayet tarihsel kabul edilmektedir.

Ayet Müslümanlara kendileriyle anlaşmalarını bozanlarla her zaman ve zeminde hukuka bağlı kalarak emretmektedir.

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak pisliktir. Öyleyse bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin kılar. Allah bilendir, Hakîm’dir.” (Tevbe/28)

Mescid-i harama girmeleri yasaklanan müşriklerden eser mi kaldı diye ayet tarihsel olarak kabul edilmiştir.

Ayette vurgulanan husus; yoksulluk nedeniyle müşriklerle/kafirlerle Kur’ani ilkelerden vazgeçerek onlara yaklaşmadır. Çünkü Mekke halkının dört gözle beklediği ekonomik kazanç sezonu açılmıştır. Müşriklere Kâbe’yi ziyaret etmenin yasaklanması ve onlara karşı topyekün savaş ilan edilmesi dolayısıyla durma ve ortadan kalkma akıbetine uğrayacaklardır. Allah ayetin sonunda bu korkularına “Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin kılar…” diye müminleri teselli etmektedir.

“Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur.” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri sözlerdir. Onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da savruluyorlar?” (Tevbe/30)

Bu ayetin Hz. Peygamber döneminde yaşayan ve bunu iddia eden bazı Yahudilerle ilgili olduğu, dolayısıyla onlardan eser kalmadığı için tarihsel kabul edilmektedir.

Bugün Hıristiyanların hala “İsa Allah’ın oğludur.” dediklerini sağır sultan dahi duymaktadır. Hal böyle iken ayetin tarihsel olduğu nasıl iddia edilebilir. Müslümanlar arasında “Allah baba” ifadeleri dolaşmaktadır. “Allah ete kemiğe büründü, Mahmut diye göründü.” ifadeleri tarikatçıların dilinde dolaşmaktadır. Celaleddin-i Rumi’nin “Mesnevi Alemlerin Rabbinden indirilmedir.” hezeyanı, Muhiddin-i Arabi’nin “Hatemu’l evliya, hatemü’rresulden üstündür./Son evliya son peygamberden üstündür.” hezeyanı tarihten savrulmalardır. Hz. Peygamber dönemindekilerin bu tür ifadelerle nasıl savrulduklarını anlatıyor. Kur’an’ın ortaya koyduğu Allah ve Peygamber tasavvuru bütün zamanlardaki savrulmalara karşı bir panzehirdir.

“Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın kitabında (:yazı/yasa) on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte doğru din (:hesap) budur. Öyleyse haram aylarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaştıkları gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Bilin ki Allah muttakilerle beraberdir.” (Tevbe/36)

Ayetin haram aylarda Müslümanlara savaş açan müşriklerden bahsetmektedir, dolayısıyla o Müslümanlar ve müşriklerden eser kalmadığı için ayet tarihsel kabul edilmiştir.

Ayet Müslümanlara bütün zamanlarda kendilerine savaş açanlarla savaşmaya izin vermiştir.

“Sadakalar, -Allah’tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, sadaka işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, boyunduruk altında olanlar, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe/60)

Genel anlayışa göre ayet zekatın verileceği yerler olarak kabul edilmektedir. Oysa bu sadakanın verileceği yerlerdir. Kur’an’ a göre sadaka birilerine verilen üç-beş kuruş değildir. Sadaka nafile değil farzdır.

Ayet günümüzde köle sınıfı kalmadığı(!) ve sadaka toplayıcı tahsildarlar sadece Katar ve Maldivler’de bulunduğu için tarihsel olarak kabul edilmektedir.
Bu ayette sadece bu hususlar yoktur. Sadaka tahsildarlarını ülkelerinde oluşturmak Müslümanların elinde olan bir şeydir. Bunu gerçekleştirmek için Müslümanların tek mazereti tembellik ve düşünmemeleridir. Fakirler, düşkünler, kalpleri İslama ısındırılacaklar, boyunduruk altında olanlar, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar günümüzde ne ifade ediyor bunlar üzerinde yeni uygulamalar geliştirilebilir.

“Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah’ın azabından sakınırlar.” (Tevbe/122, Elmalılı Meali)

Bu ayet uygulama alanı artık olmadığı iddiasıyla tarihsel kabul edilmektedir. Oysa ayet savaştan bahsetmemektedir. Rudi Paret, Kur’an Üzerine Makaleler kitabında 72-77. sayfalar arasında bundan bahsetmektedir. Ayet daha anlaşılır bir şekilde Mustafa Öztürk ve Mustafa İslamoğlu tarafından aşağıdaki şekilde çevrilmiştir. Siyer rivayetlerinde de Hz. Peygamberin Müslüman olan toplulukların İslamı öğrenmek için topluca değil temsilciler göndermelerini istemiştir. (İbni Hişam)

Bu arada, Muhammed’in Müslüman olan bir topluluğa; onlara dini eğitim vermesi (li-yetefaqqaha fi’d-dini), Sünnet’i ve İslam’ın ayırdedici özelliklerini (me’alimu’l-islam) öğretmesi ve vergilerini teslim alması için bir temsilci gönderdiğine dair de bazı rivayetler vardır. (İbni Hişam)

“Fakat, (yeni) mü`minlerin (dini öğrenmek için) cumhur cemaat yola koyulmaları doğru olmaz; onlar arasından her gruptan birileri (Medine`ye doğru) yola çıkmalı, dinde derin bir anlayış ve ilim elde etmek için (orada) çaba harcamalı ve kendi toplumları arasına geri döndükleri zaman da, onları uyarmalı değil mi; belki de böylece (ileride doğacak) birtakım mahzurlar (önceden) engellenmiş olur.” (Mustafa İslamoğlu Meali)

“Medine dışında yaşayan ve tevhid/İslam inancını yeni benimsemiş olan müminlerin [dini bizzat Peygamber’den öğrenmek maksadıyla) topyekun bir şekilde Medine’ye akın etmeleri doğru olmaz. Nitekim her kabileden küçük bir grubun Medine’ye gelip dini iyice öğrenmesi, sonra gidip kendi kabilesine öğretmesi ve böylece o kabilenin dini şuur ve hassasiyet kazanması daha doğru değil midir?” (Mustafa Öztürk Meali)

Hal böyle olunca dünya halklarından İslamı öğrenmek isteyen çok sayıda insanların hepsini göndermek yerine ehil temsilciler göndermesi yeterlidir.

“Sizin için bir ısınma ve birçok faydaların olduğu hem de etlerini yediğiniz hayvanları da yarattı. Akşamları getirirken, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. Sizin çok büyük zorluklarla varacağınız şehirlere yüklerinizi taşırlar. Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir. Binmeniz ve süs olarak atları, katırları ve eşekleri de yarattı. O sizin bilmediğiniz başka şeyler de yaratmaktadır.” (Nahl/5-8)
“Allah size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri kıldı, size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler var etti. Yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından kullanabileceğiniz eşyalar ve yaralanılacak şeyler var etti.” (Nahl/80)

Bu ayetlerin Hz. Peygamber dönemi tarım toplumu için geçerli olduğu iddiasıyla tarihsel kabul edilmiştir.

Bugün en modern toplumlarda kendileri uğraşmasa da hayvan ürünlerinden her tür şekilde yararlanılmaktadır.

“Hurma ve üzüm meyvelerinden hem içecek, hem de güzel bir rızık edinmektesiniz. Aklını kullanan bir topluluk için bunda bir işaret vardır.”(Nahl/67)

Bu ayet, vahyin indiği zaman ve coğrafyada bulunan hurma ve üzümden bahsediyor oysa meyveler, sebzeler bundan ibaret değil diye tarihsel kabul edilmiştir.

Bu iki meyve sadece vahyin indiği coğrafyaya ait meyveler değildir. Kur’an’da diğer meyvelerden bahsedilmektedir: Soğan, sarımsak 2/61; zeytin, nar 6/99, 141; incir 95/1; acur 2/61; kiraz 56/28-33; mercimek 2/61.

“Allah, sizin için yarattıklarından gölgelikler kıldı. Dağlarda da sizin için sığınaklar kıldı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaş esnasında koruyacak zırhlar da var etti. İşte O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki teslimiyet gösterirsiniz.”(Nahl/81)

Ayetin merkezinde sıcaktan korunmak var ve bu durum vahyin indiği coğrafyaya özgü olduğu için tarihsel kabul edilmektedir.

Ayet gölge, mağara, elbise, zırh gibi nimetleri hatırlatıyor.

“Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin! Onları ve sizi biz rızıklandırıyoruz. Onları öldürmek büyük bir hata (:günah)dır.” (İsra/31)

Ayet cahiliye adetlerinden bahsetmektedir diye tarihsel kabul etmektedirler.

Ayetler sadece literal (lafzi) olarak anlaşıldığında bu hatalara düşmek olasıdır. Günümüzde de insanlar 2. veya 3. çocuklarına kürtaj ile yaptıranlar cahiliye döneminden daha fazladır.

“Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Böylesi daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsra/35)

Ayetteki tartı yerel olduğu için tarihsel kabul edilmiştir.

Ayet ölçü aletine ve birimine işaret etmiyor. Doğru ölçüp tartmaya vurgu yapıyor.

“Rabbiniz lütfundan aramanız için denizde gemileri sizin için yüzdürür. O, size karşı çok merhametlidir.” (İsra/66)

Kur’an’ın nuzül dönemi coğrafyasından bahsediyor, dünyada denize kıyısı olmayan ülkeler var diye ayet tarihsel kabul edilmektedir.
Ayet deniz nimetinden bahsediyor. Denize kıyısı olmayan ülkelere deniz ürünleri götürülerek ticaret yapılır, insanlar rızıklarını temin ederler.

“Onlara iki adamın örneğini ver. Onlardan birine iki üzüm bahçesi verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik.” (Kehf/32)

Bu ayet vahyin iniş dönemindeki müşrik kimselerle ilgili olduğu dolayısıyla onlardan günümüzde eser kalmadı diye ayet tarihsel kabul edilmektedir.

Surenin ileriki ayetlerinde bu kişinin servetiyle şımardığı bir arkadaşı ona nasihat ettiği halde onu dinlemediği ve sonunda servetinin yok edildiği, ardından “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım.” (18/42) anlatılır. Yani ayetler kıssadan hisse almayı şükür ve nankörlük üzerinden hedeflemektedir. Kuranda bu tür ayetlerden onlarca var. O zaman hepsinin tarihsel kabul edilmesi gerekmez mi?

“Onların etleri de kanları da asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşan ancak sizin takvanızdır. İşte böylece O’nun, size hidayet vermesine karşılık Allah’ı büyükleyesiniz diye bunları size boyun eğdirmiştir. Güzel davrananları müjdele.” (Hac/37)

Ayet Hac’da kestikleri hayvanların kanlarını Kabe’ye etrafına saçan Araplardan bahsediyor günümüzde bunlardan eser kalmamıştır diye tarihsel kabul edilmektedir.

Ayet kesinlen hayvanların et ve kanlarının Allah’ ulaşmayacağını, Allah’a ulaşanın takva olduğunu bildirmektedir. Bu ayet, Allah adına yapılıp faydası insanın kendisine ve diğer insanlara olan her türlü infaktaki Allah’ın razı olacağı şeyin sorumluluk bilinciyle yapılması olacağını vurgulamaktadır. Ayet Müslümanları ibadetlerden fetişizm üretmemeye çağırmaktadır.

“O evlerde kimseyi bulamazsanız, size izin verilmedikçe oraya girmeyin. Size “Dönün!” denirse dönün. Bu sizin için daha nezihtir. Allah yaptıklarınızı en iyi bilendir.” (Nur/28)

Kur’an’ın indiği dönemde evlerde kapı yerine perde olduğu için bu ayetin tarihsel olduğu iddia edilmektedir.

Ayet o dönemki yanlış davranış üzerinden görgü kurallarını öğretmektedir. O gün itibariyle şartlar üzerinden izin istemek bir formdur. Asıl olan ahlak ve görgü kurallarıdır. Bugün bu zili çalmak, telefon etmek veya mesaj atmak şeklinde olabilir.

“İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve câriyelerinizden evlenmeye elverişli olanları evlendiriniz. Yoksulluk içindeyseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu bol olandır; her şeyi bilendir.” (Nur/32, Bayraktar Bayraklı Meali)

Ayetin meallerdeki çevirisi genellikle bu şekildedir. Ayet bugün köle ve cariye olmadığı için tarihsel kabul edilmektedir. Ancak bize göre ayetin çevirisi şu şekilde olmalıdır:

“İçinizden bekâr olan salih erkek ve kadınları evlendirin. Fakirseler, Allah lütfundan onları zengin eder. Allah Vâsi’dir (lütfu bol olandır), bilendir.”

Nur suresi nuzül sırasına göre 102. sırada indirilmiş bir suredir. Hz. Peygamberin vahyin her emrini uygulamış olup ta köleliği olduğu gibi bırakması düşünülemez. Çünkü bu sureye gelene kadar köleliğin bitirilmesi için bazı suç ve günahlar için köle azat etme emredilmiştir (2/177, 4/92, 5/89, 9/60, 58/3). Bazı çevirilerde de “esirleri evlendirin” şeklinde ibareler var.

Bu ayete göre Müslümanların esir almaları yasaklanmıştır: “İnkar edenlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; ya da savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, onlardan kendisi intikam alırdı. Fakat, savaş sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin çalışmalarını asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed/4)

“Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden “mükâtebe” yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Nur/33, diyanet Meali)

Ayetin meallerdeki çevirisi genellikle bu şekildedir. Ayet bugün köle ve cariye olmadığı için tarihsel kabul edilmektedir. Ancak bize göre ayetin çevirisi şu şekilde olmalıdır:

“Evlenmeye güçleri yetmeyenler, Allah onları kendi lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetli davransınlar. Gücünüzün altında bulunanlardan sözleşme isteyenlerle –onlarda bir hayır görüyorsanız- sözleşme yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara verin. İffetli kalmak istiyorlarsa dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için genç kızlarınızı isyana zorlamayın. Kim onları zorlarsa, onların isyana zorlanmalarından sonra Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.”

“Ey iman edenler! Gücünüzün altında bulunanlar ve sizden henüz olgunluk çağına ermemiş olanlar, odalarınıza girmek için şu üç vakitte sizden izin istesinler; sabah namazından önce, öğle vakti üstünüzü çıkardığınızda ve akşam namazından sonra. Bu üçü sizin için mahrem vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanında dolaşmanızda size de, onlara da bir sakınca yoktur. İşte Allah size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Nur/58)

Bu ayet köle ve cariyeden bahsediyor diye tarihsel olarak kabul edilmektedir. Oysa ayet görgü kurallarından bahsediyor.

“İşte size kendi içinizden bir örnek veriyor. Gücünüz altındaki kimseleri, size verdiğimiz rızıklarda size eşit ortaklar olarak kabul eder misiniz? Birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz? Aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle ayrıntılı açıklıyoruz.” (Rum/28)

Bu ayet köle ve cariyeden bahsediyor diye tarihsel olarak kabul edilmektedir. Ayette gücünüz altında olanlarla eşit olmayı kabul etmiyorsunuz da nasıl Allah ile kendinizi denk tutuyorsunuz diye bir örnek veriyor.

“Ey Nebî’nin hanımları! Sizden kim açık bir çirkinlikte bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu Allah için kolaydır.” (Ahzab/30)

“Sizden kim Allah’a ve resulüne itaat eder, salih bir amelde bulunursa, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır.” (Ahzab/31)

“Ey Nebînin hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer takvalı iseniz sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse meyleder. Sözü uygun bir tarzda söyleyin.” (Ahzab/32)

“Evlerinizde vakarla oturun, ilk cahiliye kadınlarının süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın. Salâtı yerine getirin, zekâtı (:arınmayı) gerçekleştirin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! (:ev halkı) Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” (Ahzab/33)

“Ey iman edenler! Nebînin evine yemek için size izin verilmeden olur olmaz girmeyin. Çağırıldığınız zaman girin; yemeği yediğinizde de birbirinizle sohbete dalmadan dağılın. Bu, nebîye eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır; oysa Allah gerçeği açıklamaktan utanmaz. Nebî’nin eşlerinden bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir. Allah’ın resulüne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikâhlamanız size asla helal olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük bir (günahtır).” (Ahzab/53)

“Ey Nebî! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, dış elbiselerini giysinler. Bu, tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur. Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.”(Ahzab/59)

Bu altı ayet Hz. Peygamberin eşlerinden ve kızlarından bahsettiği ve artık onlardan kimse kalmadığı için tarihsel kabul edilmektedir.

Ahzab/30-33. ayetler Hz. Peygamberin siyeri ve misyonundan bahsediyor. Onun nasıl zorluklar içinde risalet görevini yerine getirdiğinden bahsediyor. Bu Müslümanlara zorluklar karşısında nasıl davranması gerektiğine dair dersler veriyor. Ahzab 59. ayette mümin kadınlara tesettür emri veriliyor. Bu nasıl tarihsel olabilir?

“Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan da eşini var etti ve sizin için hayvanlardan (deve, sığır, koyun, keçi olmak üzere) dört tür bahşetti. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan bir yaratılışa dönüştürüp yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk (:hükümranlık) O’nundur. O’ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz?” (Zümer/6)

Ayet, vahiy dönemine ait hayvanlardan bahsettiği için tarihsel kabul edilmektedir. Ayette dört tür hayvan örnek olarak verilmektedir. Asırlardır bu hayvanlardan insanlar et ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Bu ayet nasıl tarihsel olmaktadır.

“İnkar edenlerle, (savaşta) karşılaştığınız zaman boyunlarına vurun! Onları iyice bozguna uğratınca, sımsıkı bağlayın. Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; ya da savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın. İşte böyle, eğer Allah dileseydi, onlardan kendisi intikam alırdı. Fakat, savaş sizi birbirinizle denemek içindir. Allah, yolunda öldürülenlerin çalışmalarını asla boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed/4)

Ayetteki esir alma hususu günümüzde devletlerarası hukuka göre düzenlenmektedir diye ayet tarihsel kabul edilmektedir. Ayetteki “Sonra da ya karşılıksız bağışlayın; ya da savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar fidye alın.” ifadesindeki “karşılıksız bağışlayın” hükmü insan haklarına en uygun bir ifadedir. Ya da duruma göre fidye alın demektir. Bu da serbest bıraktığınızda size zarar verecekse bunun için bu hükmü şartlara göre değerlendirin demektir.

“Ey iman edenler! Allah’ın ve resulünün önüne geçmeyin, Allah’a karşı takvalı olun. Allah işitendir, bilendir. (Hucurat/1)

“Ey iman edenler! Seslerinizi nebînin sesinin üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan, yaptıklarınız boşa gider.” (Hucurat/2)

“Allah’ın resulünün yanında seslerini kısanlar, Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Hucurat/3)

“Odaların arkasından sana seslenenlerin çoğu akıllarını kullanmıyor.” (Hucurat/4)
Bu dört ayetin Hz. Peygamberin vefatından sonra uygulama alanı kalmadı diye tarihsel kabul edilmektedir. Peki birinci ayette “Allah’ın önüne geçmeyin” ifadesini nasıl tarihsel sayıyorsunuz?

Ayetlerde Allah ve resulünü dinleyin ifadesi bütün zamanlarda vahyi dinleyin anlamındadır. Ayetler Hz. Peygamberin risalet görevini yaparken ne tür zorluklara katlandığını anlatmaktadır, adabı muaşereti anlatmaktadır.

“Ey Nebî! Kadınları boşayacağınız zaman, iddet sürelerini gözeterek boşayın ve iddeti sayın…” (Talak/1)

Ayet Hz. Peygambere hitap ettiği için tarihsel kabul edilmektedir. Bugün iddet tıp teknolojileri sayesinde zorunluluk olmaktan çıkabilmektedir, denilmektedir.

Ayet sadece hamileliğin sübutunu tespit etmeyi söylemiyor. Evlilik kurumunu korumak için bu süre içinde ayrılmayı veya evliliğe devam etmeyi defalarca düşünmek içindir.

“Gebe develer, kendi başına terk edildiğinde,” (Tekvir/4)

Kur’an’ın nüzul dönemine ait bir durum olan “gebe develer” in kıyametin kopuşu anına örnek verilmesi tarihseldir denilmektedir.

Son saatte kim bilir gerçekten gebe develer terk edilecektir. Veya yorumlarda olduğu gibi belki de paha biçilmez varlıklar terk edildiği anlamına gelebilir. Depremlerde bunları defalarca yaşamıyor muyuz? Yada ölünce en değerli şeyleri bırakmıyor muyuz?

“Yemin olsun İncir’e ve Zeytin’e, Sina dağına, şu emin beldeye ki,” (Tin/1-3)

Ayetler her ne kadar zaman ve mekan üstü olarak yorumlansa da “şu emin belde” ile kastedilenin Mekke geniş anlamda da Hicaz bölgesi olduğu açıktır, bugün buranın eminliği kalmamıştır diye ayetler tarihsel olarak kabul edilmiştir.

Ayetlerde incir-zeytinin yetişdiği coğrafya, Sina dağı ve emin belde ile coğrafya üzerinden Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Muhammed ve bu Peygamberlere gönderilen vahiylere dikkat çekilmiş olabilir. Ayrıca hicaz bölgesini emin belde olarak korumak veya şimdi orayı tekrar emin belde yapmak Müslümanların görevidir. Bir meselenin sonucuna göre bir fikre varılmaz. Mevcut sonuca bizleri neler getirdi, bunun üzerinde durulmalıdır.

“Kalemle öğreten,” (Alak/4)

Kalem günümüzde öğrenme aracı olmaktan çıkıp ve modern yazım araçları çıktığı için ayet tarihsel olarak kabul edilmektedir.
Öğrenme ve yazım aracı olarak kalemin zikredilmesi bir formdur. Asıl olan öğrenme/öğretme faaliyetidir. Form değişken norm sabittir/esastır. Yani kalem olan formun yerini günümüzde modern araçlar alabilir.

“Kureyş’i bir araya getirip anlaştırdığı, yaz ve kış yolculuklarında onları ısındırıp yakınlaştırdığı için, bu evin (:Ka’be’nin) Rabbine kulluk etsinler; O, kendilerini açlıktan kurtarıp doyurmuş ve korkudan güvenliğe kavuşturmuştur.” (Kureyş Suresi)

Kureyş kabilesinin nimetlere sahip olmasından dolayı Allah’a kulluğa çağrılması vahyin nüzul sürecine ait bir durum olmasından dolayı sure tarihsel sayılmıştır.

Sure bütün zaman ve mekânlarda küçük topluluklardan büyük devletlere kadar sahip oldukları nimetlere bir şükür olarak Allah’a kulluk etmeye çağırmaktadır.

Müşrik Arapların ve Hıristiyanların ahirete iman etmediklerine dair ayetler var diye örneğin Nisa/38-39, İsra/10, Zümer/45 ayetleri de nüzul sürecine aittir kıyamete kadar devam edecek değildir diye tarihsel kabul edilmektedir.

Nisa/39 Allah’a ve ahiret gününe inansalardı kazanırlardı anlamındadır: “Allah’a ve ahiret gününe inanıp, Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi ne olurdu! Allah onları çok iyi bilmektedir.”
İsra/10 ve Zümer/45 ise genel ifadelerdir herhangi bir zümre doğrudan kastedilmemektedir. Kur’an’ın genel üslubunda kişi, kabile, millet ve din mensupları üzerinden mesajlar verilmez, çağrılar yapılmaz.

[1] Rudi Paret, Kur’an Üzerine Makaleler, s.75

2] Benzer ayetler: 33/34-35; 50/10; 55/11

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir