GenelMektuplara Cevap

Tekerrür Eden Tarih Değil Yaşanan Yanlışlardır 

Mahmut Şaşmaz/ Kastamonu

Soru: Kur’an da cahiliye Araplarının mallarından putlara pay ayırdıkları ifade ediliyor. Bildiğimiz kadarıyla putlar canlı olmayan taştan, tahtadan yontulmuş heykellerdir. Bu cansız varlıklar yemezler içmezler malı kullanacak güç ve iradeleri de yoktur. Bu durumu onlar da biliyorlardı. Putlarına ayırmış oldukları mallarla ne yapıyorlardı?

Aynı zamanda bu adamlar çocukları arasında ayrım yaparak erkek çocuklara çok değer veriyorlar,  kız çocuklarına ise değer vermiyorlarmış.    Hatta bazılarını diri-diri toprağa gömerek öldürüyorlarmış.  Bu nasıl bir caniliktir /anlayıştır açıklar mısınız?

Cevap: İnsan Hak’tan ayrılınca geriye kalan sadece batıldır. Batılın genel karakteri ise mantıksızlık üzerine bina edilmiş olmasıdır. Bu nedenle her batılın kendi içinde tutarlı gibi görünen bir boyutu olsa bile genel mantık kurallarına ve genel geçer doğrulara /Hakka ve gerçeğe uygun bir nitelikte olması mümkün değildir. Hak ve Gerçek olan şeyler üzerinde düşündükçe doğruluğu ve sağlamlığı pekişirken; batılın üzerinde düşündükçe yalan ve yanlışlığı ortaya çıkar, gerçekler ile olan alakasızlığı anlaşılır. Hak ile karşılaşınca da batıl yok olup gider.(İsra 17/81) Cahiliyenin neyi doğru ki bu anlayışı doğru olsun? İnanç ve anlayışları ilme, kesin bilgiye değil sadece zanna ve kuruntuya dayanmaktadır. Zan ise gerçekten hiçbir şey ifade etmez.(Yunus 10/36)   Elçinin getirmiş olduğu hakikat karşısındaki durumları kuru bir cedelden ibaretti. Allah Teâlâ onlara meydan okuyarak elçisine şöyle vahyediyordu:

“De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.”(Enam 6/134-135) Çünkü onlar:

“Allah’ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah’a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar?”(Enam 6/136)  yapılan işin niteliği şöyle gerçekleşiyor: Allah için ayrılan pay, Allah ganidir mala ihtiyacı yoktur diyerek Allah’ın payını da putlarınkine katıyorlar. Sonra da bu malın hepsini putçuluk için harcıyorlar. Bununla da kalmayıp sapkın anlayışlarını daha da ileri götürüyorlardı:

“Ve böylece onların ortakları; ortak koşanlardan birçoğunu helake sürüklemek, dinlerini karmakarışık etmek için; çocuklarını öldürmelerini hoş göstermiştir. Şayet Allah, dilemiş olsaydı; bunu yapamazlardı. Artık sen, onları uydurdukları o yalanları ile başbaşa bırak.” (Enam 6/137)

“Onlar saçma inançları uyarınca ‘Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Bizim istediklerimizden başka hiç kimse onları yiyemez, bunlar da sırtlarına yük vurulması ve binilmesi yasak hayvanlardır’, dediler. Bazı hayvanları keserken de Allah’ın adını anmazlar, bunu yaparken ‘Allah’ın emri böyledir, diye O’na iftira ederler. Allah onları yaptıkları bu iftiralardan ötürü cezalandıracaktır.” (Enam 6/138)

Bunların düşüncelerinin temelsizliği ise şöyle ifade edilmektedir:

“Hiçbir bilgiye dayanmaksızın, aptalca evlatlarını öldürenler ve Allah’a iftira atarak O’nun verdiği rızıkları kendilerine yasaklayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar kesinlikle sapıtmışlardır, doğru yola gelecekleri de yoktur.” (Enam 6/140)

“Onlar, haklarında hiçbir ciddi bilgiye sahip olmadıkları düzmece ilahlara kendilerine verdiğimiz rızıklardan pay ayırırlar.” (Nahl 16/56)

Bununla birlikte değersiz gördükleri şeyi Allah’a izafe ediyorlardı:

“Onlar, kızların Allah’a ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de (erkek çocuklar) kendilerinin oluyor!!!” (Nahl 16/57)

Hâlbuki Allah’a izafe ettikleri kızlar hakkındaki düşünceleri şöyle idi:

“Onlardan birine kız çocuğu olduğu müjdesi verildiğinde, üzüntüden yüzü simsiyah kesilir.” “Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (Nahl16/58-59)

İşte Allah Teâlâ bu yapılan caniliğin yanlarına kalmayıp hesabının sorulacağını şöyle anlatıyor:

“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda ,”  “Amel defterleri açıldığında,”  “Gökyüzü sıyrılıp alındığında,” “Cehennem alevlendirildiğinde;” … ( insan oğlu bu gün/ hesap günü için kendisine ne hazırladığını görecektir.)  (Tekvir 81/8-12)

Bu ayetler, o günün cahili anlayışlarını ve sonuçlarını hem onlar için hem de kıyamete kadar gelecek nesiller için açıklamaktadır.  Allah adına uydurulan yalanların, atılan iftiraların hiçbir bilgiye dayanmadığını akledenlerin önüne koymaktadır.  Buradan hareketle aynen o günün cahiliyesinin hayvanlar ve ürünler hakkında kendi akıllarınca koymuş olduklarını Allah Teâlâ tanımıyor ve doğru olarak da kabul etmiyor. Bunları kendisine yapılan iftiralar ve isnat edilen yalanlar olarak nitelendiriyor.

Aslında hiçbir insana gerek kendi nefsi için, gerekse kendisi dışındaki tüm varlıklar için hüküm koyma yetkisi vermediğini; ancak insanın kul olarak yaratıldığını ve yaratanın kendisi hakkında koymuş olduğu yasalara tabi olmak zorunda olduğunu açıklıyor:

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. “ “Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.”    (Zariyat 51/56-58)

“Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmak için vesile arayın. O’nun yolunda cihad edin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Maide 5/35)

O gün onların putlarına ayırmış oldukları malları nasıl kullandıkları ile ilgili olarak şunları söylemek mümkündür:

Bir din varsa onun kendi adına icra ettiği ritüelleri de vardır. Yılın belli zamanlarında icra edilen merasimler, yapılan etkinlikler, verilen şölenler, kesilen kurbanlar,  yedirilen yemekler… ve benzeri İşlerde;  ayrılan malları ve ürünleri kullanarak çeşitli etkinlikler yapıyorlardı. Bununla putçuluk düzeninin devamı sağlanıyordu. Tüm batıl düşünceler,  varlıklarını korumak ve devamlılıklarını sağlamak için buna ihtiyaçları vardır. Şirkin değişmeyen ilkesi budur.  Bu günün şirk düzenleri de benzer şeyleri  yapıyorlar. Her ülkenin, dinin, sistemin kendisini sevdirmek, varlıklarını sürdürmek için milyarlar harcadıkları herkesin malumudur. İşte o günlerde de yapılan şey bunların aynısı idi. Sadece değişen; zaman, mekân ve şahıslardır. İnanç, amaç ve senaryo hep aynıdır. Küresel sistem kabullendiği dini (demokrasiyi) ve ekonomik yapıyı (kapitalizmi) korumak için neler yaptığını tüm insanlık görmektedir. Değiştirilen iktidarlar, yıkılan devletler, yağmalanan kaynaklar, çıkartılan savaşlar, yerel halkları kontrol etmek için her düzeyde yetiştirilen elemanlar, silahlı silahsız örgütler, bunların eliyle yollarını açmak için yaptırılan icraatlar,  STK lar ile halkın nabzını tutmalar ve bunlar için gösterilen maddi ve manevi gayretlerin hepsi tezgâhlarını korumak ve varlıklarının devamını sağlamak için değil midir?

Cahiliyenin kızlar ve kız çocukları ile ilgili anlayış ise şöyle anlatılmaktadır: Müşrik Araplar Meleklerin dişi olduğuna inanıyorlar ve diyorlardı ki, bunlar Allahın kızlarıdır. Aynı zamanda kendileri de kız çocuklarını değersiz görüyorlardı. O sebeple kızı olan kimse toplum içine çıkmaktan utanıyordu. Kendileri için utanç vesilesi olan kızları Allah’a izafe etmeleri daha da vahimdi…  Bunun için şimdi sahip olduğu bu kız çocuğundan dolayı utana-utana toplum içinde gezsin mi? Yoksa o kızını diri- diri  toprağa mı gömsün?..  Nitekim Hz. Ömer (r.a.)bile böyle bir şeyi cahiliye döneminde yaptığını anlatmıştır.  Bu dönemle ilgili olarak iki hatırasını anlatır: birini hatırladığım zaman çok üzülür rabbimden affetmesini dilerim. Diğerini hatırlayınca da yapmış olduğum bu anlamsız işten dolayı gülerim. Ağladığım şey küçücük bir yavrumu o cahiliye anlayışından dolayı diri-diri toprağa gömdüm. Diğeri ise deve güderken azık olarak helvadan put yapar, çölde ona tapardık. Acıkınca da onu yerdik. Yenilen bir şey nasıl ilah olur diye hiç düşünmezdik. Buna da gülüyorum der.

İşte rabbimiz olan Allah, bütün bunları yaşayan yapan insanların hayat hikayelerini, hayata anlayışlarını ve İlah tasavvurlarını gözümüzün önüne koyarak düşünmemizi istiyor.  Düşünmeyip omurilikten davranan kalabalıkları ise Allah Teala davarlara benzetiyor:

“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.” (Furkan 25/44)

İşte söz dinlemeyen ve akletmeyen çağdaş cahiliye mensupları onlardan daha çılgınca işler yapmaya, kendini yaratanı hayatından uzaklaştırarak yokmuş gibi davranmaya, “özgürlük, çağdaşlık, cinsel tercih, daha çok demokrasi, daha çok laiklik ve muasır medeniyeti yakalama adına yapılan işlerde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Üzerinde bulundukları ahlak ve anlayış, yaşadıkları hayat yedinci asrın cahiliyesinden daha ileri bir boyuttadır.  Hayat anlayışı, gelecek algısı ve ahiret kaygısından uzak sorumsuz bir yaşam sergilenmektedir. Şimdi bunlar burnunun ucundaki ölümü görüyor veya düşünüyorlar mı dersiniz?  Onlar yaşayan ölülerdir. Ölenleri görmezler.  Sıranın bir gün kendilerine de geleceğini düşünmezler. Öldükleri zaman anlarlar;  ama o gün geriye dönüp  geçmişi düzeltme şansları olmayacaktır!!!..  Akletmek öğüdü ve tecrübeyi başkaları üzerinden kazanmaktır. Acı gerçek kendi başınıza geldiği zaman öğüt almanın vakti geçmiştir!..  Temennimiz, “ölmeden evvel ölen” hayatını israf etmeyip iman ve salih amellerle değerlendiren kulların kervanına katılmaya layık olmaktır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir