Genel

“Tekfircilik Üzerine”

Dünya Bülteni

Prof.Dr.Mehmet Ali Büyükkara  geçtiğimiz günlerde Rize’de ‘Tekfircilik ve Mezhepçilik’ üzerine konuştu. Mezhepçilik yapmanın, tekfirciliğe düşmenin sosyolojik ve psikolojik temellerinden bahseden Mehmet Ali Büyükkara Hocanın konuşmasından notlarını Dünya Bülteni sitesinden Halil Arslan paylaşıyor.

Mehmet Ali Büyükkara Hoca 19 Nisan’da Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde, İlmi Meseleler Ve Sosyal Aktiviteler (İmsak) Öğrenci Topluluğu tarafından organize edilen konferansta “Tekfircilik ve Mezhepçilik” üzerine konuştu. Halen İstanbul Şehir Üniversitesi’nde İslami İlimler Fakültesi dekanlığını yürüten Büyükkara Hoca mezhepler tarihi alanında profesör. Çağdaş İslami Akımlar başta olmak üzere alanında telif ettiği birçok eseri bulunuyor.

Günümüzün hastalıklı iki fikri olan “Tekfircilik” ve “Mezhepçilik”, Mehmet Ali Büyükkara Hoca tarafından temel parametreleriyle izah edildi. Hem mezhepçiliğin hem de tekfirciliğin ne olduğu konferans çerçevesinde konuşuldu. Mezhepçilik yapmanın, tekfirciliğe düşmenin sosyolojik ve psikolojik temellerinden bahseden Mehmet Ali Büyükkara Hocamın konuşmasından aldığım notları paylaşıyorum.

Rize’deki konuşmasına İran’da yaşadığı bir anısını anlatarak başlayan Büyükkara Hoca, tekfirciliğin çok konuşulmasına rağmen dini aşırılığın diğer yüzü olan mezhepçiliğin daha az gündemde olduğunu, hakkında daha az konuşulduğunu söyledi. Hoca, mezhepli olmakla mezhepçilik yapmanın farklı şeyler olduğunu hatırlattı. Konuşmacı, mezhebe müntesip olmanın sosyolojik, psikolojik temelleri olduğunu ve mezheplerin dini bilgiyi disipline etmek, dayanışmaya vesile olmak gibi birçok farklı yararı olduğunu söyledi. Problem olan şeyin ise mezhepli olmanın mezhepçi olmaya evrilmesi olduğu ifade etti. Çünkü mezhepçilik, ardından tefrikayı getiren marazi bir durumdur. Tefrikaya giden yol ibadethaneleri ayırmak, beraber namaz kılmayı terk etmek, kız alıp vermekten sakınarak ilerlemektedir.

Tefrikaya, mezhepçiliğe güncel örnekler de veren konuşmacı, 5-10 yıl öncesine kadar Yemen’de Zeydiler’le Sünniler’in gayet güzel, beraber yaşarken kısa bir zaman dilimi sonrasında İran’ın dışardan müdahaleleriyle milyonlarca insanın evinden barkından edildiği, yüz binlercesinin ölmesine neden olan bir duruma gelindiğini hatırlattı. Buradan yola çıkarak mezhepçiliğe daha çok devletler tarafından ortaya konulan siyasi duruşların neden olduğu dile getirildi.

Tekfircilik Selefilikle, Vehhabilikle özdeş değildir

Büyükkara, Tekfircilik fikrinin Selefi bir arka planı olduğu ama bunun yanında tekfircilikle Selefiliği ve Vehhabiliği özdeş görmenin yanlış olduğunu söyledi. Tekfirciliğin selefi arka planla ilgisinin ise selefiliğin iman tarifinden kaynaklandığını ifade etti. Hanefi, Maturidi ve bir ölçüde Eş’arilikte iman genel olarak kalbin tasdiki ve dilin ikrarı olarak tarif edilir. Selefi görüşte ise buna ilave olarak organlarla amel eklenir. İşte problem doğuran nokta bu tarifin yorum farkına dayanmaktadır. İmanın amele ya da amelin imana dahil olup olmaması, münafık diye bir zümrenin varlığı gibi tartışmalar yaklaşımlardaki farklılıklara kaynaklık etmiştir.

Büyükkara Hocanın anlatımına göre Selefilik birçok noktada Hariciler’le aynı noktaya düşmekten kurtulamamıştır. Bu durum Selefiliğe ağır bir yük yüklemiştir. Selefiliğin tekfir düşüncesine yakınlığı birçok hukuki sonuç doğurmaktadır. Tekfir etmenin sonunda, can ve malın helal olması gibi pratik sonuçları olan problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu fikre tarihsel olarak bakıldığında bu açmaz İbn Teymiyye tarafından “Küfrün altında küfür”, “Dinden etmeyen küfür”, “itikadi küfür, ameli küfür” gibi tanımlamalarla aşılmaya çalışılmıştır. İbn Teymiyye’nin çabalarıyla Selefi düşünce Haricilikten teolojik ve teorik olarak uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

18. yüzyılda başlayan 19. yüzyılda devam eden bu çabalar 20. yüzyılda Suudi Arabistan’ın desteğiyle bozulmuş, problem Suudi siyasetiyle siyasallaşmıştır. Tekfir silahı aşırı kullanılmıştır. Cihat adı altında tedhiş yapılmıştır. Muhammed bin Abdulvehhab’a ilk karşı çıkış kardeşi tarafından yapılmıştır. Selefi düşüncenin takipçilerinden Şevkânî’nin de Vehhabilik yorumlarından beslenen selefiliğe rezervleri bulunmaktadır.

El vela ve’l bera

Bahsedilen tekfircilik düşüncesine “el vela ve’l bera” diye ifade edilen kavram hayat vermektedir. Bu fikir umumi tekfire yol açan anlayışlara sebep olmuştur. “el- velâ ve’l berâ”; iyileri, iyiliği veli edinmek, yanında olmak; kötülükten ve kötülerden uzak durmak anlamına gelmektedir.

Bu dışlamacı fikir adım adım şöyle işletilmektedir. Devlet memurları tekfir edilmektedir. Bunlar içinde hakimler, askerler, emniyet birimleri bulunmaktadır. Tekfirin bu adımının yetersiz kaldığı düşünülmekte ve postacı, öğretmen gibi meslek mensupları da küfre yardımlarından ya da küfre uzak durmamalarından dolayı tekfire dahil edilmektedir. Yalnız bununla da yetinilmemekte; devlete, hükümete tepkisiz kalan halk da tekfir edilmektedir. Müteselsilen ilerleyen tekfir, “tekfiri gerektiren durumu tekfir eden kişi bizden değilse onlar da tekfir edilir” noktasına doğru ilerlemektedir. Nitekim Muhammed bin Abdulvehhab’a göre “Kim kafiri tekfir etmezse o da kafirdir” ve “ Kim kafirin küfründe şek ederse o da kafirdir.”

Günümüzde genel olarak tekfir düşüncesinde İbn Teymiyye’nin, İbn Kayyım’ın adı sık sık geçse bile daha çok Muhammed bin Abdulvehhab’ın yorumlarıyla şekillenen bir selefilik söz konusudur.

Üstündekileri Mürcii, altındakileri Harici görmek tekfircilerin özelliğidir

Tekfirci düşünceyi şerh etmeye devam eden Mehmet Ali Büyükkara Hoca, tekfirci düşüncenin başka bir özelliğinin de kendilerinden olmayanları Mürcie olarak suçlamak olduğunu söyledi. Mürciilik, itikadi konularda hüküm vermeyi sonraya bırakanlara verilen genel bir isimlendirme olsa bile burada söz konusu edilen Mürciilik daha çok mahkum etmek için bu ismin başkalarına yöneltilmesidir.

Tekfircilerin başka bir özelliği ise Daru’l İslamDaru’l Harp fikri etrafındaki söylemleridir. Onlara göre önce Daru’l İslam kurulmalı, iç bütünlük sağlanmalıdır. DAİŞ’in o kadar Müslüman kanı akıtmasına rağmen İsrail’e neden bir taş bile atmadıkları, bu fikre istinatlarının ispatı gibidir.

Tekfirci düşünce Ehl-i Sünnet’i kendi tekellerine almışlardır ve şâz görüşlerini icmaymış gibi sunmaktadırlar. Kendilerinin icma dedikleri şey kendi yorumlarına göre, kendi dar halkalarının görüşü olmaktan öte bir şey değildir. Bunların yanı sıra tekfirciliğin en büyük sorunlarından biri birbirlerini de tekfir etmeleri, adeta bir tekfir sarmalına düşmeleridir.

Mesela Nasuriddin el-Bânî (v. 1999) İbn Teymiyye’nin fikirlerinden yola çıkarak Maide Suresi 44, 45 ve 47. ayetlerini bir insanın mutlak olarak kafir olacağı şeklinde değil de kafir de, zalim de, fasık da olabilir diye yorumlamıştır.

Tekfirci düşünce içinde değerlendirilen el-Kaide’ye göre cehalet mazerettir, seçimlere giden kişi kafir değildir. DAİŞ ise el-Kaide’ye itiraz eder; hakimleri, polisleri vd. de tekfir ederler. Halkı ise aksi görülmedikçe Müslüman olarak kabul ederler. DAİŞ’i de tekfir edenler Hazimiye kolu olarak bilinir. Daha çok Kafkas kökenlilerden oluşan bu grup DAİŞ tarafından infaz edilmişlerdir. DAİŞ’i de tekfir eden DAİŞliler’e göre Bağdadi de kafir olmuştur çünkü Bağdadi kafir olan Irak ve Suriye halkından zekat toplamıştır. Bu halklar kafirdir, kafirden de zekat toplanmaz. Tekfirci zihniyet kısaca üstünü Mürciî olmakla, altındaki grupları ise Harici olmakla suçlayıp küfür sarmalına kapılmaktadır.

Tüm bunların yanı sıra Ehli Sünnet’in bu konulardaki kuralı açık ve bellidir: ‘Ehl-i Kıble tekfir edilmez!’ Tekfirciliğin ilacı Peygamber Efendimiz zamanlarından beri bellidir. Peygamberimiz Allah’ın uyarısı gelene kadar durumunu bilse bile cenazelere katılmış, tekfin ve teçhiz görevlerini yerine getirmiştir. Kişilerin durumları sadece bir kişi tarafından bilinmiş, o kişi de bu özel durumu kimseye bildirmemiştir.

Tüm bu anlatılanları Mehmet ali Büyükkara Hoca şöyle özetledi dersek yanlış demiş olmayız sanırım: Mümine kafir demek, kafire mümin demekten daha büyük vebaldir.

 

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close