Genel

Temas noktası

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Dost kimdi kardeş kimdi yar kimdi/ tüm unutsam dedim unutsam/ Onları unutmam ölümümdü” diyor bir şiirinde Gülten Akın.

İnsanın kendisini anlaması için başkalarını, başkalarını anlamak için de kendisini anlaması, anlamaya çalışması lazım… Çünkü insan kendisiyle sınırlı olmayan, kendisinden çok daha büyük bir gerçeğin parçası… Kendi benliğine sıkışıp kalan zihinlerle insanı anlama yolculuğunda mesafeler almamıza imkan yok. Başkalarının yaşadıklarında bizim yaşamamıza ilişkin dersler var mutlaka. Başkalarının hayallerinde bizim için zengin ilhamlar var. Başkalarının hayal kırıklıklarında fikretmemiz gereken şeyler var.

Hayatların birbirine dokunuşları tek taraflı değil, iki hayatın birbirine dokunuşu şeklinde cereyan ediyor. Dolayısıyla her iki (ya da daha çok) taraf için bu temas noktasının aynı ya da farklı tesirleri, yolunu açtığı bir takım açılımlar var. Tenhada aradığımız ve bulmaya daha çok yaklaştığımız şeyler var, evet… Ama genel manada tek başına yaşamak üzere gönderilmiş değiliz biz dünyaya… Hayatlarımızı başkalarının hayatlarıyla yan yana ve hatta iç içe yaşıyoruz. Bizim gerçeklerimizin başkalarının gerçeklerinden tamamen uzak, ilgisiz, ilişkisiz olduğunu hiçbir zaman söyleyemeyiz. O halde, hassasiyetle, incelikle yaklaşmalıyız başkalarının hayatlarına, yaşadıklarına, hissettiklerine…

“İnsan dikkatli bakınca başkalarında kendini görebiliyor” dedi parkta oturanlardan biri. “Ve elbette kendinde başkalarını…” diye ekledi yanındaki.

Katılaşarak, kendimizi zihinsel ve duygusal olarak başkalarına, başkalarından gelen şeylere kapatarak tek kişilik bir dünyaya kilitlemiş oluyoruz. Böylece koskoca bir insanlık potansiyelinden kendimizi mahrum bırakıyor, hayatın küçücük bir parçasını tamamı gibi görme yanlışına düşmüş ve orada demirlemiş oluyoruz.

Hiçbir insan teki ve tek başına hiçbir hayat yetmez oysa olan biteni bütün derinliğiyle anlamaya. Bugün içine düştüğümüz insani yoksulluğun sebebi belki de bu. Herkes tek kişilik bir dünyanın ufuksuzluğu içinde tutsak durumda. Hayatların neredeyse hiçbir temas noktası kalmamış gibi görünüyor. Aynı şeyleri aynı şekilde yapıyor olmanın bize ortak noktalar kazandırdığını sanıyoruz. Hayır, herkesin birbirine benzemesinden, tek tip bir hayatın bütün hayatların yerine geçirilmesinden başka bir şey değil bu! Bütün hayatları başkalıklarından arındırarak eni boyu belli tek bir hayat darlığına indirgemiş, mahkum etmiş oluyoruz sadece.

“Bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada kimse yok demektir” diyor Michel Foucault, ‘Büyük Yabancı’da.

Kendini başkalarıyla paylaşamayacak kadar çok seven insanla, kendini insanlara göstermeyi istemeyecek kadar değersiz bulan arasında nasıl bir fark var bilemeyiz. İkisini de tanıma şansımız olmayacak çünkü!

Ne kimseyi kendine yakınlaştırmaya cesareti vardı, ne susturabiliyordu durmadan içine başkalarını çağıran sesi.

Bir de şunu düşünün; kendini zihninin daracık mahzenlerine kilitleyen bir insan ne hisseder?

“Zihninizde pencereler açın” dedi beyaz saçlı adam, “güneş sizi bekliyor dışarıda!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı