Genel

Tezatların Buluştuğu Bir Ülke Bangladeş

Dünya Bizim

Bir hafta süren yoğun bir gezinin ardından muhteşem bir tabiatın ortasındaki sefaleti, cennet gibi bir şehrin yanı başındaki büyük insanlık trajedisini ve her şeye rağmen nasıl mutlu olunabileceğini gösteren Bangladeş’e dair intibalar… Yusuf Selman İnanç yazdı.

Hava neredeyse 40 dereceye yaklaşıyor. Nem oranı yüzde 90 civarında. Kalabalık, keşmekeş, gürültü, çöp ve lağım kokusu ile karışmış kesif baharat kokusu ve hiç bitmeyen bir trafik var karşımızda. Trafik İngiliz usulü sağdan akmakta, ancak trafik lambalarının veya nizamı sağlayacak herhangi bir sistemin olmaması sebebiyle şehre tam bir keşmekeş hakim. Kenarlardaki su birikintilerine basmadan, insanlarla çarpışmadan, sokakların ortasından geçen trenin altında kalmadan şehrin sokaklarında yürümeye çalışıyoruz. Çöp yığınlarının üzerinde gezen ürkünç kuşların bağırtıları, mango ve muz ağaçlarının dallarında konuşlanmış renkli kuşların ötüşleri ile çarpışıyor.

Dakka’nın en güzel yanı insanları

Dakka’da kafe ya da kahvehane kültürü pek yaygın olmadığı için sokakta oturup soluklanacak bir yer bulmak zor. Biz de bir dükkanın önündeki sandalyelere oturuyoruz. Dakka’nın en güzel yanı insanlarıdır denilse yeridir. Zira bu kadar dostane, bu kadar sıcak ve bu kadar candan insanlar görmek başka memleketlerde pek de kolay olmuyor. Şehir büyük ölçüde emniyetli olduğu gibi insanlar yabancılara karşı hiç de mesafeli değiller. Çoğu kimse İngilizce konuşuyor. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince herkesin yüzünde bir tebessüm beliriyor.

Türkiye lafzını duyanlar önce ‘selamünaleyküm’ diyor, ardından da Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini zikrediyor. İstiklal Harbi başladığında Bangladeşli Müslümanlar da sokağa dökülmüş ve İngiliz emperyalistlere oldukça zor günler yaşatmışlar. Türkiye’nin verdiği istiklal mücadelesine gıpta eden bu insanlar şehrin büyük bulvarlarından birisine de Atatürk’ün ismini vermişler. Bugün bile hâlâ Türkiye’nin başarılarına ve öncü tavrına hayranlık beslemekteler.

Dünyanın en yoğun şehri

Bangladeş dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alsa da gün geçtikçe durumunun iyiye gittiği söyleniyor. En azından artık ülkenin büyük kısmına ulaşım var ve elektrik hizmeti sağlanabiliyor. Ancak en büyük sorunu nüfus, zira Türkiye’nin yarısından bile küçük bir yüzölçümüne sahip ülkede 160 milyondan fazla insan yaşıyor. Dakka dünyanın en yoğun şehri olarak biliniyor. Tabiri caizse ülkede iğne atsan yere düşmüyor, o derece kalabalık. Haliyle iktisadi vaziyet iç açıcı değil.

İnsanların tepesinde seyahat ettikleri trene bakarken, yolun karşı tarafında, trafikte bir fil seyrediyor. Evet, bir fil. Üzerinde bir çocuk, filini almış gezintiye çıkmış. Bangladeş’in başkenti Dakka’dan bahsediyorum.

Şehirde korna sesi hiç kesilmiyor

Filin üzerindeki çocuk bizi fark edince fili ile yanımıza geliyor ve fotoğraf çektirmemize müsaade ediyor. Eski zamanlarda Bangladeş’te fil nüfusu çok daha fazla iken artık yok olmanın eşiğinde. Biz çekingen davransak da insanlar fili, herhangi bir evcil hayvanı sever gibi seviyorlar. Fille vedalaştıktan sonra kaldırımsız caddelerde yürümeye devam ediyoruz. Evler eski, bakımsız, tamamlanmamış ve gelişigüzel yapılmış. Yollar dar, yetersiz ve tamire muhtaç. Şehirdeki insan nüfusunun kalabalıklığı kadar araç sayısının, ki büyük bir kısmı motor ve bisikletten oluşuyor, fazlalığı da göze çarpıyor. Her an bir yerden bir motor ya da bisiklet çıkabilir ki şehirde korna sesi hiç kesilmediği için kornanın kime çalındığını anlamak mümkün olmuyor.

Dil bilen, tahsil görmüş ve iyi bir işe girmiş olanlar ayda 400 lira kazanırken, ayak işlerinde çalışanlar 150 ila 200 lira arasında bir gelire sahipler. Sömürgeciliğin üzerinden geçtiği, tüm kaynaklarını kullandığı ve içinden çıkılmaz siyasi sorunlara gark ettiği bu ülkede okula gitmek, iş bulmak ve en temel ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamak kişinin şanslı addedilmesi için yeterli.

Dünyanın fason atölyesi

Ülke ekonomisinin iyileşmesi aslında ülkenin bütün halinde bir atölyeye dönüşmesi ile başlamış. Dakka’nın hemen civarındaki kırsal kesimlerde kurulan devasa fabrikalar Batı’nın ve ülkemizin alışveriş merkezlerindeki tekstil devlerinin üretim alanları. Devletin iktisadi açıdan oldukça zayıf olduğu ve dışardan gelecek her türlü yatırıma ihtiyaç duyduğu bu ülkeye uluslararası firmalar fabrikalar kurmuşlar, kuruyorlar. Fabrikaların dışındaki sefalet öyle boyutlarda ki insanlar bu fabrikalara girebilmek için birbirleri ile yarışıyorlar ve bu fabrikalarda günde birkaç dolar kazanabilmek için var güçleri ile çaba sarf ediyorlar. Kapitalizmin cilvebazlığı olacak ki insanlar başlarını kaldırıp, ürettiği malın fiyatının kendi aylık kazancından birkaç kat fazla olmasını sorgulayacak halde değil.

Çöp dağları tabiatın güzelliğini örtmeye yetmiyor

Ülkenin tabiatı muhteşem. Her yanda dereler akıyor, türlü ağaçlar ve bitkiler etrafı süslüyor ve envai çeşit kuş sesleri, şayet korna gürültüsünü bastırabilirlerse, gönülleri şenlendiriyor. Mamafih, ülke aynı zamanda bir afet bölgesi. Muson yağmurları, seller, toprak kaymaları ve deprem her sene binlerce can alıyor. Kırsalda insanlar derelerin üzerine kazıklar çakarak bambudan veya tenekelerden barınaklar yapmış ve kalabalık nüfusları ile bu derme çatma yerlerde yaşamaktalar.

Bir yol düşünün. İki tarafı da ağaçlarla kaplı. Ağaçların dallarından türlü meyveler sarkıyor. Bir yanında nehir akıyor, nehir bazı yerlerde durgunlaşıyor ve göl gibi görünüyor. Bu güzel manzara bir anda kesiliyor. Nehrin bir kısmının üzerinin sadece çöplerle kaplı olduğu görülüyor. Veya çöpler yolun kenarında yığılı duruyor. Çöp toplama sistemi olmadığı, yahut çok kısıtlı olduğu için, bu çöp dağları öylesine büyümüş ki üzerlerinde yabani domuzlar gezinmekteler. Ancak tüm bunlar bile tabiatın güzelliğini örtmeye yetmiyor.

Bangladeş ne kadar uzağımızda?

Dakka’dan uçağa biniyoruz. Aslında Bangladeş mesafe olarak uzak olsa da tarihi ve kültürel olarak o kadar da uzağımızda değil. Mesela uçağa bindiğimiz havalimanının ismi Hazret-i Şah Celal. Rivayete göre ya Türkistan’da doğup Hoca Ahmet Yesevi’nin ya da Konya’da doğup Mevlana’nın halifesi olan bu zat Bangladeş’e gitmiş, orada çerağ uyandırarak tekkesini kurmuş. Bugün de milyonlarca insanın gönlüne hitap etmekte.

Şah Celal’in yanı sıra istirahatgahları bir toplaşma ve kaynaşma vazifesi gören daha birçok Türk muhabbet eri Bangladeşlilerin kalplerine huzur dağıtmakta. Öte yandan Bangladeş’i asırlarca Moğollar, daha doğru bir tabir ile Türkleşmiş ve Türkçe konuşan Moğollar yönetmişti.Uçak bir saatlik yolculuğun ardından Cox’s Bazar kentine iniyor. Bambaşka büyüleyicilikte bir tabiat karşılıyor bizi. Dünyanın en uzun sahili ve kumsalı bir yanda, ırmaklar ve orman diğer tarafta. Muson mevsimine az kaldığı için sular ağaçların gövdesi boyunca yükselmiş, suya teslim olan ağaçlar sadece en üstteki, yenice yeşillenmiş dallarını teşhir etmekle yetiniyorlar. Boyu metreleri bulan dalgalar kumları döverken, coşkun ırmaklar ormanı yararak denize kavuşuyor.

Cennette trajedi

Bölge halkı balıkçılık, çiftçilik ve hayvancılık ile geçinmeye çalışırken sahil boyunca beş yıldızlı lüks oteller bulunuyor. Herkesin bildiği otel markaları burada da yer alıyor. Gel gör ki bu cennet köşesinden bir saat uzakta dünyanın en büyük trajedilerinden birisi yaşanıyor: Rohingya mülteci kampları.

Ormanın arasından, ırmakların üzerlerindeki tek şeritli asma köprülerden geçiyoruz. Yol bozuk, toprak, her taraf toz. Birçok polis kontrol noktasının ardından kampa ulaşıyoruz. Ağaçlardan eser yok, zira insanların yerleşebilmesi için ormanın büyük bir bölümü kesilmiş. Kamptan içeri girdiğimizde vatansızlığın ve umutsuzluğun ne olduğunu gözleri ile anlatıyor insanlar. Bir insanın hiçbir şeyinin olmaması ne demektir sorusunun cevabı bu kampta bulunabilir. İnsanlar derme çatma barakalarda yahut büyük ağaç dalları ile üstü örülmüş yerlerde yaşıyorlar. Sahip oldukları tek mülkiyet üzerlerindeki elbiseleri. Devasa bir alan ve içinde ulaşım yok.

Yaklaşık 1 buçuk milyon mültecinin 650 bin kadarı tek bir kampta yaşıyor. İnsanlar üretemiyor, çalışamıyor, dışarı gidemiyor, evlerine geri dönemiyor. Her gün güneşin altında saatlerce bir tas yemek için sıra bekliyorlar. Temiz su neredeyse yok ve bu sebeple kampta birçok hastalık görülüyor. Yüzbinlerce dul kadın ve yüzbinlerce yetim çocuk var. Öylesine ümitsizler ki kimse başını döndürüp kim gelmiş diye bakmıyor, konuşmak da istemiyor. Kızılay, TİKA, AFAD ve TDV el birliği ile bölgede bir ‘Türk Tepesi’ oluşturmuşlar ve sadece Türk halkından gelen bağışlar ile her ay binlerce insana yardım ediyorlar.

Muson yağmurları başlayınca kamptaki insanların yarısının evsiz kalacağı tahmin ediliyor, ancak tedbir alın(a)mıyor. Bangladeşli yetkililer bu mültecilere kalıcı ev yapıldığı takdirde Myanmar’ın bir daha kendilerini kabul etmeyeceğini söylüyor. Sivil toplum kuruluşu yetkilileri de Myanmar’ın tüm köyleri yok ettiğini, sağlam kalanların da isimlerini değiştirdiklerini bildiriyor.

Meselenin siyasi kısmı uzun. Hatta bir ara kulağımıza Arakan’ın altında çok geniş doğalgaz kaynakları olduğu ve bölgenin bu sebeple boşaltıldığı gibi bir laf da çalınıyor. Öyle veya böyle bir milyondan fazla insan sadece bekliyorlar. Fakirlik, sefalet, hastalık ve umutsuzluk içten içe bu insanları bitiriyor.

Eğlenceler ülkesi

Tekrar başkente döndüğümüzde ülkenin en büyük eğlencesine, daha doğru bir tabirle, festivaline denk geliyoruz. Bangladeşlilerin kendilerine has Bangla takvimlerinin ilk günü. Sabah namazının ardından genç, yaşlı, kadın, erkek, çoluk, çocuk herkes kentin parklarına akın ediyor. Ne havanın sıcaklığına ne oluşan izdihama aldırış edilmeden herkes en güzel ve en süslü kıyafetlerinin içinde şarkılar söylüyor. Adeta, ülke bir bütün halinde, tüm sefalete, yokluklara ve örselenmişliklere rağmen dünyaya mutluluğun tarifini yapıyor.

Show More

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close