GenelYazarlardanYazılar

Tin Suresi Yorumu

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

  1. Yemin olsun İncir’e ve Zeytin’e,
  2. Tûr-i Sîna’ya,
  3. Ve şu emin beldeye ki,
  4. Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
  5. Sonra da onu başlangıç noktasının en başına koyduk.
  6. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.
  7. Böyleyken (Ey insan!) Sana dini yalanlatan nedir?
  8. Allah hüküm verenlerin en iyisi değil midir?

Tin suresi Mekke’de indirilmiş olup 8 ayetten oluşmuştur.  Sure, resmi sıralamada 95, iniş sırasına göre ise 28. suredir.

 1-3. Ayetlerin Mesajları: 

 Tefsirlerde incir ve zeytin ile muradın incir ve zeytin meyvesi olduğu bildirilmektedir. Ancak yeminlerin bir biriyle ilişkili olması gerekir. Sina dağı (Hz. Musa’nın vahiy aldığı dağ)  ve beled-i emin (Hz. Muhammed’’e vahyin geldiği Mekke)[1] ibarelerinin mekan olmasından dolayı incir ve zeytin ile kastedilenin mekan olması kuvvetli bir ihtimaldir. Ayrıca tin/incir ve zeytun/zeytin kelimelerinin başındaki harf-i tarif onları marife/bilinen yapmaktadır. Yani bu yerler herkesçe malumdur demektir. “Tin” ile Hz. İbrahim’in vahiy aldığı yere,[2] “zeytun” ile de Hz. İsa’nın doğduğu[3] yere işaret edilmektedir.  Allah, bir üslup gereği bazı varlıklara yemin ederek, onların vahye şahitliğine işaret etmektedir.

4-6. Ayetlerin Mesajları:

İnsanın En Güzel Şekilde Yaratılması

İnfitar 82/6-8. ayetlerde cömert olan Allah’ın insanı yarattığı, ona yaratılış amacına uygun şekil verdiği, ölçülü bir varlık haline getirdiği organlarını birbiriyle uyumlu hale getirdiği ifade edilmektedir:

“Ey insan! Kerîm (:cömert) olan Rabbine karşı seni aldatıp yanıltan nedir? Ki O seni yarattı, sana uygun bir biçim verdi ve seni düzene koydu. Seni dilediği şekilde düzenledi.” (İnfitar 82/6-8)

Kehf 18/37’de insanın turab “toprak” ve Nutfe “zigot” aşamalarından sonra bir insan şekline sokulduğu ifade edilmekte, Mu’minun 23/14’te de bu aşamalardan sonra bambaşka bir yaratılışa (yani gören, konuşan, düşünen) yapıya sahip kılındığı ifade edilmektedir.

A’la 87/2’de insanın yaratılmasından ve en uygun şekle konulmasından bahseder. Şems 91/7-10 da ise, nefse ve onu düzenleyen güce yemin edilerek, insanın yaratılıştan getirdiği mükemmel tasarıma dikkat çekilmektedir:

“Nefse ve onu biçimlendirene, sonra ona fücurunu (:günaha meyli) ve takvasını (:sorumluluğu ve sakınma bilincini) ilham edene (yemin olsun ki). Nefsini arındıran kurtulmuştur. Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.” (Şems 91/7-10)

İsra 17/70’te, insanoğlunun değerli oluşuna ve yaratıkların pek çoğundan farklı (farklı olduğu konularda üstün) tutulduğuna vurgu yapılmakta, Tin 4’te de bütün bu ifadeler özetlenerek, insanın en güzel bicimde yaratıldığı bilgisi yine bu özellikleri anlayabilecek olan insana vahiy aracılığıyla bildirilmektedir.

“Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” ayetinde  “en güzel biçim”de yaratılma ile kastedilenin fiziki güzellik olmaması gerekir. Çünkü fiziki güzelliğe işaret eden onlarca ayet var. Eğer fiziki güzellik kastedilseydi arkasından gelen “esfele safilin” ibaresinin “biz onu çirkinleştirdikçe çirkinleştirdik” anlamına gelmesi gerekirdi.

  1. ayetin çevirisi için meallerde “Onu (insanı) aşağıların aşağısına attık.” ifadesi geçmektedir. Bu çeviri insan zihninde hiçbir anlamı çağrıştırmıyor.

Biz insanı potansiyel olarak çok üstün vasıflarla donattık ve onları kullandığında mahlukatın zirvesi olabilecek yetenekte yarattık; fakat bu yüce makama kendi gayret ve çabasıyla tırmanması için onu tekamül yolculuğunun başladığı noktaya koyduk ve ona “haydi, mâ hulika leh’in olan yaratılışının kıvamını bulmak için Allah’ın verdiği akılla öğren ve kendi gayretinle tekamül yolculuğuna çık!” dedik. İlk inen “Alak 1-5. ayetler de bu hakikati ifade eder. Kur’an’ın insana dair üslubu ve hassaten bir sonraki ayet tercimizi teyit eder. Sufl, “yüceliş” mânasındaki ‘uluvv’ un karşıtıdır. İnsanın yolculuğu maddî ve yatay değil, manevî ve dikeydir. Dolayısıyla esfele safilin, yolculuğun başlama noktasını ifade eder. Bunların dışında tercihimizi teyit eden dört unsur şudur: Takvim’in tedriç ifade etmesi, kullanılan edatın ila değil fi olması, fiilin irtidat değil riddet olması ve en önemlisi riddet’in insana değil de Allah’a isnat edilmesi. Çevirimizin gerekçesi budur. Klasik yoruma göre buradaki illâ “ancak… müstesna” anlamına gelir.[4]

Allah insanı vahyi kavrayıp yaşayacak şekilde yarattıktan sonra onu yaptıklarından sorumlu tutacağı için yolun başına koymuştur. Artık insan ya hidayet/iman ya dalalet/inkar yolunu seçecektir. İman edip salih amel işleyerek hidayet yolunu seçtiği takdirde Allah onun bu eylemlerini kesintisiz bir mükâfat ile ödüllendirecektir. Sadece iman etmek yetmiyor. Salih amel imanın varlığının alameti ve tamamlayıcısıdır. Yani salih amel imanın göstergesidir. Bu nedenledir ki Kur’an iman edenleri cennetle müjdelemez. İman edip salih amel işleyenleri müjdeler.

İman ve ameli birbirinden ayırmak; imanın itikada, ubudiyet/amelin ibadete indirgenmesine sebep olmuştur.

 

Kur’an imanı tanımlayıp mümini buna göre tanımlamak yerine, mümini tanımlayıp imanı buna göre belirlemektedir. Müminun suresinin ilk ayetleri buna delidir:

Mü’minler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır; Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir; Onlar, zekata(arınmaya) ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir.  Ve onlar ırzlarını koruyanlardır;   Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.  Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir. (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.  Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır. ( Mu’minun, 1-9)

7-8. Ayetlerin Mesajları: 

İnsanların en güzel şekilde yaratılışına vurgudan sonra, sağlıklı bir düşüncenin insanı imana götürmesi ge­rektiği, buna rağmen dini inkâr etmenin akıl yönünden sağ­lam bir dayanağının olmadığı vurgulanmıştır.

“Allah hüküm verenlerin en iyisi değil midir?” cümlesi, Allah’ın kainatı ve içindekileri hikmet ve adalet ölçülerinde yaratıp yönettiğini, ahirette de yi­ne en adil hakim olarak insanlar arasında hüküm vereceğini ifade eder. Sözün so­ru şeklinde olması, hükmün kesinliğini pekiştirir.



[1] Mekke’nin güvenilir ve saygın bir yer olduğu Kur’an’da açıkça belirtilmektedir: Bakara 2/125; Maide 5/97; İbrahim 14/37; ‘Ankebut 29/67; Kasas 28/57.

[2] Hz. Nûh ve Hz. Musa’da aynı bölgede vahiy almıştır (Enbiya/71;  A’raf/137).

[3] Veya vahiy aldığı yer (Maide/21).

[4] Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal-Tefsir

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı