Genel

Tüketim Çağında Şükreden Çocuklar Yetiştirmek

Hatice Kübra Tongar/Makas Dergisi

Şükür; yüce Mevla’nın Kur’an-ı Kerim’de defaaten sorduğu ‘Hâlâ şükretmez misiniz?’ sorusunun bizi çağırdığı yaşam tarzının adıdır aslında… Fark etmeyi, akletmeyi, minnet duymayı, değerini bilmeyi, yetinmeyi, paylaşmayı, infak etmeyi, acizliği, Allah’a duyulan muhabbeti arttıran bir manadır bu. Çocuklarımızın yaratılıştan sahip olduğu ‘haz merkezli yönelimi’ dengelemek ve hazzın kaynağını ‘maddeden’ çıkarıp, ‘manaya’ yöneltmek için her yaş çocuğuna öğretmemiz gereken bir hakikattir.

Günümüz çağı ister teknoloji, ister milenyum, ister altın çağ olarak adlandırılsın, tüm bu tanımları kuşatan bir gerçeğimiz var ki; ismi “tüketim”. Büyük-küçük demeden hepimiz tüketiyoruz. Zamanı, parayı, bilgiyi, ilişkileri, eşyayı, doğayı yavaş yavaş tüketiyoruz. “Tüketim çağı”nın tüketen çarkı içerisinde o kıyafetten bu eşyaya, o oyuncaktan bu sanal dünyaya doğru savrulup duruyoruz.

Konu çocuklarımız olunca da durum böyle ne yazık ki… Hafta sonları “Havalar soğudu, dışarıda çocuklar hasta olur, bir AVM’ye gidelim bari” diye başlayan cümleler, çoğunlukla yavrularımızın tutturması sonucu oyuncakçılarda nihayet buluyor. “Almayacağım” denilenler alınıyor, koyduğumuz sınırlar kaldırılıyor, gereksiz tükettikçe içimizde can bulan ‘Haz Canavarı’ bir yaşına daha giriyor. Üstelik bu durumdan ebeveynler olarak bizler mutsuz olduğumuz gibi, yeni aldığı oyuncağını henüz daha açmadan bir diğeri için gözyaşı döken yavrumuz da çoğunlukla mutsuz oluyor.

İşte bütün bu kısır döngülerin içinde, uçsuz bucaksız çimlerde koşuşurken fark etmeden üzerine basıp geçtiğimiz, kır çiçekleri misali ezdiğimiz bir mana var: “Şükür”

Şükür; yüce Mevla’nın Kur’an-ı Kerim’de defaaten sorduğu ‘Hâlâ şükretmez misiniz?’ sorusunun bizi çağırdığı yaşam tarzının adıdır aslında… Fark etmeyi, akletmeyi, minnet duymayı, değerini bilmeyi, yetinmeyi, paylaşmayı, infak etmeyi, acizliği, Allah’a duyulan muhabbeti arttıran bir manadır bu. Çocuklarımızın yaratılıştan sahip olduğu ‘haz merkezli yönelimi’ dengelemek ve hazzın kaynağını ‘maddeden’ çıkarıp, ‘manaya’ yöneltmek için her yaş çocuğuna öğretmemiz gereken bir hakikattir.

Çocuğuma şükretmeyi nasıl öğretebilirim?

Ben yapayım ki çocuğum da yapsın: Nesiller boyu “Ben yapamadım, bari çocuğum yapsın” düşüncesiyle yap(a)madıklarımızı evlatlarımızdan talep ettik. “Ben okuyamadım çocuğum okusun, ben kitapları sevemedim çocuğum sevsin, ben televizyonu çok izliyorum çocuğum izlemesin, ben doktor olamadım çocuğum olsun…” gibi cümlelerle yapıyor olmanın sorumluluğunu üzerimizden atmaya yeltendik. Bunu yaparken de Kur’an-ı Kerim’in ‘usvet’ül hasene’ –yani en güzel örnek- olarak tanımladığı Peygamberimizin (sav) en önemli öğretisinin ‘örnek olmak’ olduğunu fark edemedik.

Oysa pedagojinin temel prensiplerinden bir tanesi; çocukların ‘kal’ diliyle değil, ‘hal’ diliyle öğrendikleridir. Nitekim insan beyni duyduğunu “bilir”, gördüğünü “öğrenir”, yaşadığını “içselleştirir”. Şükür konusu da biz ebeveynlerin ne noktada durduğu, evlatlarımızın da ne noktada duracağının en temel tohumu gibidir.

Eğer biz sırf modası geçti diye eşya değiştiren, markası/modeli için teknolojik gereçleri tercih eden, giyebilecek on tane eteğimiz varken on birincinin derdine düşen, ‘ihtiyaca binaen’ değil de ‘isteğe binaen’ alan, edinen ve tüketen yetişkinlersek, çocuğumuzun da aynı yönde eğilimler gösterme ihtimali oldukça yüksektir. Yine elimizde telefon varken “bırak artık şu bilgisayarı” diye çocuğa çıkışmak, o diziden bu kadın programına “zapping” yapıp bir yandan da “bu zamanın çocukları çok televizyon izliyor” diye dert yanmak pedagojik açıdan hiç doğru ve tutarlı yöntemler olmayacaktır.

Bu noktada anne-babalar olarak şu maddeleri hayatımıza geçirerek işe başlayabiliriz:

Zamanın şükrü, onu doğru ve değerli kullanmaktır. Günlük planlar yapalım ve saatlerimizi televizyon, internet, sosyal medya gibi boş aktivitelerle geçirmeyelim.

Yiyeceğin şükrü, onu israf etmemek ve az yemektir. ‘En güzel diyet, sünnet’ sloganından yola çıkarak her gün 1-2 çeşidi aşmayacak menüler belirleyelim. Çöpe kesinlikle gıda atmayalım. Kalan yiyecekleri hayvanlara vererek, evlatlarımızda diğerkâmlık duygusunun ateşini yakalım.

Eşyanın şükrü, onu görevi doğrultusunda ve bozmadan kullanmaktır. Kırılan oyuncakları, bozulan eşyaları hemen atmaya yanaşmayalım. Tamir etmeye gayret edelim. Tamir olmayacak eşyalarımızı ise başka bir işte değerlendirmeye uğraşalım. Mesela; kırılmış bir tabağın parçalarını porselen boyasıyla boyayıp değişik bir mozaik tablo oluşturalım.

Doğanın şükrü, ona zarar vermemektir. Hayvanları ve bitkileri büyük bir hassasiyetle koruyalım. Evimizde mümkün olduğunca canlı bitki bakalım. Onları sularken konuşalım, yapraklarını sevelim, değer atfedelim. Böylelikle çocuklarımıza bizim dışımızdaki canlıların bir şükür kaynağı olduğunu fark ettirelim.

Bedenin şükrü, sağlığımızı korumak adına kararlı olmaktır. Hazır ve sağlıksız gıdalardan uzak duralım. Teknolojik cihazların bedensel zararlarını unutmayalım ve hayatımızda kapladıkları alanı sınırlandıralım. Erken yatıp erken kalkalım. Açık havada yürüyüş yapalım, hayatımıza sporu katalım.

Azı karar çoğu zarar

Bizlerin çocukluğu -bırakın bu kadar çeşit oyuncak olmasını- meyvelerden muzun bile lüks sayıldığı yokluk yıllarıydı. Bugün çocuklarımızın sahip olabildiği birçok şey lükstü. Zaten yoktu. Eğer varsa, muhakkak bizden büyük bir akrabamızdan bize kalmıştı ve bizden sonra da kendimizden küçüklere devrolacaktı. Bu yüzden hoyrat kullanılmaz, değeri bilinirdi.

Bugünün çocukları “kırılırsa yenisini alırız” mantığıyla, varlığın imtihan olma halini yaşıyorlar. Bu nedenle ellerindeki değerlerin farkında bile olamadan –yani şükrünü yaşayamadan- har vurup harman savurabiliyorlar.

Bu noktada biz yetişkinlere düşen şey, ‘istek’ değil ‘ihtiyaç’ odaklı hareket etmek… Çocuğum cep telefonu istiyor olabilir ve hatta tüm arkadaşlarının telefonu olabilir. Lakin bir telefonunun olması onun gerçekten ihtiyacı mı? Telefonu ne için kullanacak? Eğer ona ulaşmam için bir telefon gerekiyorsa, bu telefon akıllı bir telefon mu olmalı? Yoksa sadece arama özelliği olan basit bir model de bu ihtiyacını giderir mi?

Bu ve bunun gibi sorular sorarak, gereğinden fazla alışverişin ve ihtiyacı aşan tüketimin önüne geçmeye çalışmalıyız. Böylece elindekine şükretme ve bir şeye ulaşabilmek için sebat etme, dua etme, gayret etme bilinçlerini evlatlarımıza kazandırmış oluruz.

‘Evde bir şey yok’ günü

İmam-ı Gazali ‘Ayda bir gün evinizde hiçbir şey olmasın. Çocuklarınıza kuru ekmek verin’ der. Günümüz ebeveynliği için bu öneri ne kadar ‘Ayy ben kıyamam yavruma’ gibi gözükebilse de işin aslı, insanın en önemli haz kaynağı midesidir. Midesini kontrol altına alan hazlarını da kolaylıkla yönetebilir. Bu gerçeği başta Peygamberler olmak üzere pek çok zatın hayatının parçası kıldığı ‘riyazet’ ten ve her Müslümana farz olan oruç ibadetinden açıkça görebiliriz.

Bizler de ayda bir gün kuru ekmekle ya da haftada bir gün sadece basit bir çorbayı bölüşerek ‘Evde bir şey yok günü’ yapabiliriz. Masanın ortasına konulmuş ve herkes tarafından ortak yenecek bir tabak tarhana çorbası, midemizi olduğu kadar, tükettikçe doymayan nefsimizi de dizginlemek için güzel bir yol olacaktır.

 

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

 

Show More

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close