Genel

Türkiye Fırat’ın Doğusunda Ne Yapabilir?

Oytun Orhan/ORSAM

İdlib anlaşması sonrasında Suriye’de gündem Münbiç ve Fırat’ın doğusuna doğru kaymaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun işaretini Soçi Mutabakatı’nın imzalanmasını takiben “YPG bölgelerinde de yeni güvenli bölgeler inşa edeceğiz diyerek” vermiştir. Zamanlama açısından bakıldığında Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelmesinin temelinde iki nedenin yattığı söylenebilir. Birincisi, Türkiye İdlib sorununu hallederek veya en azından erteleyerek artık YPG ile mücadele konusunda elinin rahatladığını düşünmektedir. İkincisi, Fırat’ın doğusundaki yapının ortadan kaldırılması konusunda Türkiye ve Rusya’nın pozisyonunlarının yaklaşmaya başlamıştır. Zira Soçi sonrasında sadece Erdoğan değil Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da “Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdit ABD’nin kontrolündeki Fırat Nehri’nin doğu yakasından yükseliyor” ifadesini kullanmıştır. Rusya böylece ilk kez YPG bölgesi konusunda farklı bir tutum almaya başlamıştır. Yani Suriye’de Türkiye-Rusya işbirliğinin en zayıf noktasını oluşturan İdlib konusunda anlaşmayı başarabilen Türkiye ve Rusya’nın daha geniş alanlarda işbirliği yapma fırsatı doğmuştur.

Türkiye bu kapsamda İstanbul Zirvesi’ni takip eden 28 Ekim 2018 tarihinden itibaren Fırat’ın doğusu üzerindeki baskısını artırmaya başladı. TSK ilk olarak Ayn al Arap (Kobane)’a bağlı Zur Magar, Eşme and Çarıklı köylerindeki YPG mevzilerini hedef aldı. Bunu 30 Ekim 2018 tarihinde Ayn al Arap, Ayn al Arap’a bağlı Selim köyü ve Tel Abyad takip etti. Aynı tarihlerde bazı Fırat Kalkanı gruplarının Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak üzere hazırlıklara başladığına ilişkin videolar sosyal medyaya yansıdı. TSK en yoğun saldırılarını 31 Ekim 2018 tarihinde gerçekleştirdi ve Tel Abyad merkez, Tel Abyad’a bağlı Selip Kıran, Til Fender, Susik and Yabise köyleri ve Ayn al Arab’a bağlı bazı yerleşimler hedef alındı. TSK takip eden günlerde de aynı yerleşimleri hedef almaya devam etti. Bu saldırılarda 10’un üzerinde YPG’li öldürüldü.YPG Türkiye’nin askeri hamlelerini önleyebilmek için Deyr ez Zor bölgesinde IŞİD’e dönük operasyonların sonlandırıldığını açıkladı ve bu şekilde önlem alması için ABD’ye mesaj gönderdi.

Bu arada 1 Kasım 2018 tarihinde TSK ve ABD ordusu Münbiç’te ortak devriye görevi yapmaya başladı. Bu kapsamda TSK Umm Al Julud köyüne girdi ve Şeyh Sitef noktasını devr aldı. Buna karşın YPG’nin IŞİD üzerinden ABD’ye uyguladığı “santaj siyaseti” sonuç verdi ve TSK ve ABD ordularının Münbiç’te ortak devriye yürüttüğü sırada ABD ordusuna bağlı asker ve zırhlı araçlar Ayn al Arap merkezde YPG ile birlikte devriye görevi yerine getirdi. ABD bu hamlesi ile TSK’nın top atışlarını engellemeye çalışsa da Türkiye 3 Kasım 2018 tarihinde Tel Abyad’ı hedef aldı. ABD askerleri bunun üzerine Tel Abyad’da devriye görevi icra etti. 5 Kasım 2018 tarihinde ise ABD ordusuna ait unsurlar Kamışlı’nın batısında yer alan Derbesiye’de YPG unsurları ile birlikte devriye gerçekleştirdi. Aynı süreç içinde TSK ve ABD orduları Münbiç’te ikinci ve üçüncü ortak devriye görevlerini yerine getirdi. TSK ise yaklaşık bir haftanın ardından 15 Kasım tarihinden itibaren zaman zaman yine Tel Abyad, Ayn al Arap ve Derbesiye’yi hedef almaya devam etti. ABD kendi bakış açısına göre hem Türkiye’yi hem de YPG’yi yatıştıracak adımlar atsa da Türkiye açısından ABD’nin paralel devriyeleri Münbiç’te yürütülen ortak misyonun anlamını tamamen yitirmesine neden oldu.

Bütün bu gelişmelere paralel olarak TSK’nın Fırat Kalkanı bölgesinden 1.200 civarında ÖSO savaşçısını Tel Abyad’ın karşısında Türkiye tarafında yer alan Akçakale’ye yerleştirdiği bilgisi basına yansıdı. 4 Kasım tarihinde ise Türk ordusuna bağlı kuvvetlerin Suriye’nin Ras Al-Ayn (Sere Kaniye) ilçesinin karşısına konuşlanmaya başladı.

Türkiye ve ABD arasında karşılıklı askeri hamlelerin  atıldığı bu süreçte diplomatik kanallar açık kalmaya devam etti. ABD tarafı Türkiye’yi yatıştırmak adına bazı adımlar atmaya başladı. Ortak devriyelerin yanı sıra ABD PKK’nın üç tepe ismi Cemil Bayık, Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ın yakalanmasına yardım edilmesi için 12 milyon dolarlık ödül koyduğunu açıkladı. Aynı süreçte Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yetkililer Suriye konusunu ele almak üzere ABD’li yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.

ABD’nin üç PKK liderinin başına ödül koymasının birkaç amaca hizmet ettiği söylenebilir. ABD’nin ilk amacı Türkiye’nin Fırat’ın doğusu konusundaki baskısını azaltmaktır. ABD ikinci olarak PKK ile YPG arasında ayrım yaptığını, PKK ile mücadelede Türkiye’nin yanında olduğu mesajını vermektedir. ABD üçüncü olarak bundan sonra YPG konusunda nasıl bir strateji izleyeceğinin işaretlerini vermektedir. Bu strateji PKK ile YPG’nin ayrıştırılması, PKK içindeki eski kadroların zayıflatılması, PKK’nın Suriye kanadının yani YPG’nin öne çıkarılmasıdır. ABD’nin bu çerçevede PKK’nın Kandil’deki varlığı ve kadroları konusunda Türkiye’ye destek vermesi buna karşın Türkiye’yi YPG’yi kabullenmeye zorlaması beklenebilir. PKK’nın Kandil kadrosunun İran ile de yakın bağlantısı vardır. Özellikle PKK’nın bir numarası Cemil Bayık İran’a çok yakın bir isim olarak bilinmektedir. Dolayısıyla ABD’nin son hamlesi PKK’yı İran’dan koparma ve kendi eksenine çekme girişimi olarak da okunabilir.

Türkiye açısından bakıldığında ise bu strateji kesinlikle kabul görmemekte tersine tepki çekmektedir. Türkiye algısına göre ABD’nin PKK ve YPG’yi ayrıştırma stratejisinin başarı şansı yoktur ve iki yapıyı birbirinden ayırmak imkansızdır. Türkiye ABD’nin bu hamlesini PKK’nın Kandil kanadı konusunda bazı tavizler alma karşılığında YPG’nin kabul ettirilmesi, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir siyasi yapı oluşturup bunu Türkiye’ye “yutturmanın” bir yolu olarak okumaktadır.

Türkiye, Fırat’ın doğusundaki ABD askeri varlığı nedeniyle Fırat Kalkanı ya da Afrin benzeri bir operasyonun mümkün olmadığını ya da aşırı maliyetli olacağını bilmektedir. Buna karşın coğrafya ve zaman Türkiye lehinedir. Türkiye fırsat bulduğu her an Fırat’ın doğusundaki sınır hattındaki askeri varlığını artırmayı hedefleyebilir. Türkiye’nin nihai amacı Fırat nehrinden başlayarak Irak sınırına kadar uzanan hattın belli bölümlerinde YPG’den arındırılmış, TSK kontrolünde bir güvenli bölge kurulması olabilir. Bu strateji kapsamında Türkiye uygun şartlar oluştuğunda sınır hattında yer alan bazı stratejik tepeleri tutabilir, askeri noktalar kurabilir, ağır silahlar konuşlandırabilir. Bu stratejinin en önemli ayağını ise Tel Abyad kasabasının ele geçirilmesi oluşturacaktır. TSK’nın özellikle Tel Abyad’a dönük askeri hazırlık içinde olduğu  görülmektedir. Tel Abyad’ın üzerinde uçaklar uçurulması, Fırat Kalkanı bölgesinden 1.200 ÖSO savaşçısının Tel Abyad karşısına yerleştirilmesi, Tel Abyad’ın karşısında Türkiye tarafında yer alan Akçakale’de yaşayan Suriyelilerin TSK ve ÖSO’nun Tel Abyad’a operasyon başlatmalarını talep eden gösteriler düzenlemesi bunlar arasında sayılabilir. Akçakale Arapların yaşadığı bir şehir olması, halkının ÖSO’ya yakın olması, sınırın sıfır noktasında yer alıyor olması gibi nedenlerle en rahat müdahale edilecek yerleşim olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca Tel Abyad’ın Ayn al-Arap ve Kamışlı arasında bütünlük sağlaması, Türkiye’nin Rakka’ya açılan kapısı olması itibarıyla jeopolitik önemi yüksektir. Tel Abyad’ın muhaliflerin eline geçmesi uzun vadede YPG bölgelerinin coğrafi bütünlüğünün sonlanmasını sağlayacaktır.

Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda artan askeri baskısı ABD’yi yeni önlemler almaya itmiştir. İlk olarak ABD Savunma Bakanı Mattis “Suriye’nin Türkiye sınırında ABD ordusuna ait gözlem noktaları kuracağını” açıklamış ve ABD ordusu bu konuda somut adımlar atmaya başlamıştır. ABD’nin Türkiye sınırında yer alan Ayn al-Arap, Tel Abyad, Resulayn, Kamışlı, Amude, Derbesiye ve Derik yerleşimlerinde gözlem noktaları kuracağı hatta ABD askerlerinin YPG militanları ile birlikte zırhlı araçlarla ortak devriyeler atmasının planlandığı bilgisi basına yansımıştır. ABD bu gözlem noktalarının kurulma amacını “YPG bölgelerinden Türkiye’ye dönük bir tehdidi engellemek” olarak açıklamıştır. Ancak bu adımın arkasında yatan gerçek nedenin Türkiye’nin olası askeri operayonunu engellemek olduğu açıktır.

Türkiye Fırat’ın doğusundaki güvenlik tehdidini bertaraf edebilmek için birbirini destekleyen ve paralel sürdürülen iki farklı yöntem takip etmektedir. Türkiye öncelikle ve mümkün olursa Fırat’ın doğusundaki problemi diplomatik yollar ile çözmek istemektedir. Bu açıdan Türkiye, ABD ile imzalanan Münbiç yol haritasının Fırat’ın doğusuna uygulanması için ABD ile görüşmelerini sürdürmektedir. Türkiye ikinci olarak askeri seçeneğin masada olduğunu sürekli olarak vurgulamaktadır. Ancak bu seçeneğin bölgedeki ABD askeri varlığı nedeniyle aşırı maliyetli olabileceği hesaplanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna dönük askeri müdahalenin yakın olduğu yönündeki söylemleri ve Fırat’ın doğusundaki YPG hedeflerini zaman zaman vurması Türkiye’nin diplomasi masasındaki pozisyonunu güçlendirme amacı taşımaktadır. Buna karşın Türkiye diplomatik yoldan sonuç alamaması durumunda askeri önlemleri ve baskıyı kademeli olarak artırabilir. Fırat Kalkanı ya da Afrin benzeri kapsamlı bir operasyon düşük ihtimal olsa da sınır hattı üzerindeki bazı stratejik noktaların kontrol edilmesine dayalı bir yaklaşım da geliştirilebilir.

Etiketler
Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir