Genel

“Türkiye-Suudi Arabistan-İran Kriz Üçgeni” ya da “Ortadoğu’yu Balkanlaştırmak”!

Prof. Dr. M.Seyfettin Erol/Milli Gazete

Cadı kazanı” ve “Ortadoğu”yu yan yana getirip tarattığınızda genelde şu başlıkların karşınıza çıktığını görürsünüz: “Cadı Kazanı Ortadoğu”, “Kaynayan Cadı Kazanı: Ortadoğu”, “Ortadoğu’da Cadı Kazanı Kaynıyor” ya da “Ortadoğu Cadı Kazanı Gibi”. Bu başlıkların merkezini oluşturan “cadı kazanı”; Ortadoğu’nun ağırlıklı olarak son yüz yılına damgasını vuran ve bir kısır döngüye dönüşmüş bulunan gerçekliğini yansıtması açısından oldukça yerinde bir benzetmedir.

Her dönemin koşullarına uygun olarak ateşin altına sürülen “konjonktürel odunlar”, aynı zamanda Ortadoğu’yu “bataklık” tabiri kadar ön plana çıkan “cehennem” tabiriyle de özdeşleştirmektedir. Dolayısıyla Ortadoğu denildiğinde karşımıza sıklıkla; “cadı kazanı”, “bataklık” ve “cehennem” benzetmeleri çıkmaktadır.

Ortadoğu’nun cadı kazanı olmasının en temel nedeni, hiç kuşkusuz kazanın altına devamlı odun taşınmasıyla ilgilidir. Ortadoğu’da krizlerin biri biterken; bir değil, birkaçının birden eş zamanlı olarak başlatılması da bundan dolayıdır.

 

Bu sürecin işletilmesi hiç de zor değildir. Zira Ortadoğu’da Osmanlı sonrası oluşturulan suni düzen/yapı buna fazlasıyla uygundur. Sistem, bilinçli bir şekilde, “böl-yönet” ya da “böl-yönet ve çatıştır” prensibine uygun bir şekilde istikrarsızlık üzerine inşa edilmiştir.

Bunun böyle olduğuna yönelik son dönem itiraflarından biri de Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ideologlarından biri olarak kabul edilen Ralph Peters tarafından kaleme alınan “Kanlı Sınırlar” başlıklı makalede, “Avrupalı Müttefikleri”nin kurduğu Ortadoğu düzeni üzerine getirdiği kritiklerde açıkça ortaya konulmaktadır. (Arzu edenler söz konusu makaleye Türkçe olarak da ulaşabilirler.)

Ortadoğu’yu Balkanlaştırmak!

Bugün içinde bulunduğumuz sürece bakıldığında; söz konusu bataklığın daha da genişletilmesine, cehennemin büyütülmesine, kaynatılan cadı kazanlarının sayısının ise arttırılmasına yönelik sistematik bir kriz politikasının yürütülmeye çalışıldığına şahit olmaktayız. Bir taraftan küllenmeye yüz tutmuş krizler yeniden alevlendirilmeye çalışılırken, diğer taraftan da yakılan yeni ateşler buna işaret etmektedir.

 

Nitekim düne kadar Ortadoğu’ya (her ne kadar bir “cehennem, cadı kazanı” olarak tabir edilse de) bir bütün olarak bakılırken; özellikle 11 Eylül ve Arap Baharı sonrası yaşanan gelişmeler itibarıyla Ortadoğu’nun kendi içerisinde alt bölgelere keskin bir şekilde ayrıldığını ve her bir bölgeye özgün cadı kazanlarının kaynatılmaya başladığını görüyoruz.

Bu hususta, ABD eski dışişleri bakanlarından Madeleine Albright ve Condoleezza Rice’ın “Yeni Ortadoğu”yu ya da “Amerikan Ortadoğusu”nu, Ortadoğu’nun kendi içinde etnik-mezhepsel fay hatlarını kullanmak suretiyle bölerek inşa etmeye çalıştığı artık bilinen bir sır. Özellikle Rice, Washington Post gazetesinde 7 Ağustos 2003 tarihinde yayımlanan “Transformingthe Middle East-Ortadoğu’yu Dönüştürmek” başlıklı yazısında bu sırrı ifşa ediyor.

2003’te güvenlikten sorumlu danışman sıfatıyla görev yapan Rice, söz konusu makalesinde ABD’nin BOP kapsamında ortaya koyduğu yedi büyük hedeften bahsediyor ve 22 devletin sınırlarının değişeceğine işaret ediyor. (Bu arada, söz konusu maddelere bakıldığında sadece Ortadoğu’daki gelişmelerin temelinde yatan nedenleri değil, ABD-Avrupa arasında yaşanan krizleri de görürsünüz.)

Ortadoğu’da Yeni “Kriz Üçgeni” İnşası…

Bir diğer bilinen sır ise, “Amerika’nın Ortadoğu’su” olarak ifade edilen yeni haritanın, aslında Büyük İsrail Projesi (BİP) ile aynı anlama gelmesi. Dolayısıyla tüm gelişmeler tek bir şeye hizmet için kurgulanmış gözüküyor…

Hedef, yukarıda da işaret edildiği üzere, kıyamete beş kala BİP’i hayata geçirmek. “Başkent Kudüs” ile adı konulan süreç bundan dolayı hiç de hafife alınmamalı. Zira bu süreç bize, Ortadoğu’nun etnik-mezhepsel temelli bölünüşünde emperyal güçlerin belli bir başarıyı yakaladığını ve süreci kontrol edebildiğini göstermesi açısından oldukça önemli bir mesaj vermektedir. Daha somut bir ifadeyle BOP ile Büyük İsrail Projesi’nde son aşmaya girilmiş görünmektedir.

Kudüs sonrası yaşanan gelişmeler bu bağlamda göz ardı edilmemeli; özellikle de “Türkiye-Suudi Arabistan-İran” üçgeninde… Zira bölgede var olan sorunlar ve bunların üzerine yenlerinin ekleneceğine yönelik somut işaretler, önümüzdeki süreçte bu bölgeyi daha da ön plana çıkartacak gibi.  Dolayısıyla söz konusu bu bölgeye “kriz üçgeni” adı da verilebilir.

 

Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın burada çok boyutlu olarak öne çık(artıl)ması, adeta krizlerin merkez ülkesi haline dönüştürülmek istenilmesi, fazlasıyla dikkat çekici. Suudi Arabistan’da yaşanan son gelişmeler, Mekke ve Medine başta olmak üzere, kutsal yerler/mekânlar üzerinden yeni bir “Hilafet Merkezi” inşa sürecine işaret ederken; Katar ile yaşanılan krizin içine Yemen ve İran’ı da alacak şekilde daha da derinleştirilmek isteniliyor gibi…

Diğer taraftan, İran’ın Rusya üzerinden Suriye’nin güneyinden çıkartılması, İsrail jetlerinin Gazze’yi vurmaya başlaması, Ürdün’de başlatılan ve ucu siyasete/krallığa uzanmaya başlayan sosyo-iktisadi kriz, İran’a yönelik çok boyutlu operasyonlar ve Türkiye’nin Ortadoğu’ya doğru önünün bizzat ABD tarafından kesilmeye çalışılması çok yeni bir döneme işaret ediyor.

Bu dönem, tahmin edilenin çok daha ötesinde şiddetli geçecek gibi… Bunu ben iddia etmiyorum; konjonktür böyle diyor!

 

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Show More

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close